5 Soru: 2020 Münih Güvenlik Konferansı

5 Soru: 2020 Münih Güvenlik Konferansı

Münih Güvenlik Konferansı nedir? Münih Güvenlik Konferansı’nın Almanya’nın dış politikası açısından önemi nedir? Geçtiğimiz yılki (2019) Münih Güvenlik Konferansı’nda hangi konular öne çıkmıştı? 4.Bu yılki (2020) Münih Güvenlik Konferansı’nın ana gündemi nedir ve katılımcıları kimlerden oluşmaktadır? 10 Şubat 2020’de yayımlanan Münih Güvenlik Raporu’nun içeriği nelerden oluşuyor?

  1. Münih Güvenlik Konferansı nedir?

Münih Güvenlik Konferansı 14-16 Şubat 2020 tarihleri arasında Münih’teki “Bayerischer Hof” otelinde gerçekleşecektir. Köklü bir geleneğe sahip Münih Güvenlik Konferansı 1963’ten bugüne her yıl şubat ayında gerçekleşmektedir. İlk kez Internationale Wehrkunde-Tagung (Uluslararası Savunma Bilimi Toplantısı) ismiyle başlayan organizasyon, 1994’ten 2008’e kadar Münchner Konferenz für Sicherheitspolitik (Münih Güvenlik Politikası Konferansı) adı altında gerçekleştirilmiştir. 2008’den günümüze kadarsa emekli büyükelçi Wolfgang Ischinger’in başkan olmasıyla birlikte, Münchner Sicherheitskonferenz (Münih Güvenlik Konferansı) adıyla varlığını sürdürmektedir. Soğuk Savaş yıllarında bir istişare meclisi olarak kurulan Güvenlik Konferansı, öncelikli olarak “transatlantik bir aile buluşması” olarak tanımlanmıştır.[1] Bağımsız bir platformda uluslararası siyaset, güvenlik ve savunma gibi alanlarda NATO müttefikleriyle bir araya gelmeyi hedeflediği ve bu sebeple Münih gibi bağımsız bir şehrin seçildiğine işaret edilmektedir. Soğuk Savaş sonrası ise Rusya ve eski Doğu Bloku ülkeleri de Konferansa dahil edilmiştir. İlk yıllarda daha çok aktif görevde yer alan siyasetçilerin, diplomatların ve yüksek rütbeli askerlerin katıldığı konferans 1999’dan itibaren daha geniş bir kitleye hitap edebilmek için hem farklı sivil toplum kuruluşlarını dahil ederek kitlesini genişletmiş hem de bölgesel bir açılım yaparak Hindistan, Japonya ve Çin gibi ülkelere de Konferansta bir platform sunmuştur.

Konferansın temel amacı güvenlik ve dış politika alanlarında uluslararası bir diyalog kanalı açmak ve farklı aktörleri bir araya getirmek şeklinde tanımlanmaktadır. Bu bağlamda Konferans “güveni tesis etmeyi ve krizleri barışçıl yollarla çözmeyi” hedeflerken, uluslararası güvenlik toplumuyla düzenli, sürdürülebilir ve resmi olmayan bir diyalog platformu[2] oluşturmayı da amaçları arasında görmektedir. Ayrıca günümüzde Konferans, siyasi elitler nezdinde önemli bir karşılık bulurken özellikle uluslararası güvenlik politikaları açısından prestijli bir platform olarak kabul edilmektedir. Ancak son yıllarda Konferans, Batılı ve transatlantik perspektife mesafeli çevrelerin –bilhassa son yıllarda değişen jeopolitik dengelerin de etkisiyle– küresel sorunlara ışık tutmaktan ziyade endişeli siyasi elitleri bir araya getirmekten öteye gitmediği eleştirilerine muhatap olmaktadır.

  1. Münih Güvenlik Konferansı’nın Almanya’nın dış politikası açısından önemi nedir?

Münih Güvenlik Konferansı bağımsız bir platform ve uluslararası güvenlik konularına ev sahipliği yapan bir istişare meclisi olarak tanıtılmaktadır. Konferans son yıllarda Almanya’nın güvenlik ve dış politikalarının farklı siyasi aktörler tarafından dile getirildiği bir platform olarak öne çıkmıştır. Özellikle Almanya’nın dış politikadaki rolü üzerine bir nevi yeni denemelerin yapıldığı 2014 yılına 50. Münih Güvenlik Konferansı damga vurmuştur. Zira burada dönemin Almanya Cumhurbaşkanı Joachim Gauck,“Almanya’nın dünyadaki rolü”[3] başlıklı konuşmasında “daha etkin” ve “daha fazla sorumluluk üstlenen” bir dış politika söylemi geliştirerek Alman literatürüne katkıda bulunmuştur. Bu konuşma sonrası dönemin SPD’li Dışişleri Bakanı Frank-Walter Steinmeier ve CDU’lu Savunma Bakanı Ursula von der Leyen’in konuşmaları da Gauck’un “Almanya’nın daha fazla sorumluluk üstlenmesi gerekiyor” ifadelerini destekler mahiyette olmuştur. Bu durum Alman kamuoyunda kurumlar arası iletişimin ve genel bir stratejinin tezahürü olarak yorumlanmıştır. Almanya’nın “yeni bir dış politika” söyleminin başlangıcı olarak kabul edilen 50. Münih Güvenlik Konferansı’ndaki konuşmalara birçok yapısal ve stratejik değişiklikler de eklenerek daha etkin bir dış politika için belirli adımlar atacaktı. Alman federal hükümetinin bu bağlamda Münih Güvenlik Konferansı’nı bir iletişim platformu olarak değerlendirdiğinden bahsetmek yanlış olmayacaktır.

Federal hükümete danışmanlık da yapan Münih Güvenlik Konferansı başkanı emekli Büyükelçi Wolfgang Ischinger’in son zamanlarda özellikle sosyal medyada ve gazete mülakatlarında Almanya’nın dış ve güvenlik politikalarına son derece eleştirel yaklaştığı gözlenmektedir. Özellikle Almanya’nın dış politikada “daha fazla sorumluluk üstlenmesi” gerektiği söyleminin altının doldurulmadığı ve hala Almanya’nın üzerine düşen rolü üstlenmediği ileri sürülmektedir.[4] Yine son olarak Ischinger AB’nin oy birliği prensibini eleştirmiş ve AB dış politikasının etkinliği hakkında açıklamalarda bulunmuştur.[5]

Esasen Münih Güvenlik Konferansı’nın bağımsız bir diyalog platformu sunduğu söylemi Almanya’nın dış politikada uzlaşma ve geri durma kültürüyle (Kultur der Zurückhaltung) de irtibatlıdır. Ancak son yıllarda daha etkin ve proaktif bir dış politika söylemiyle Konferansın sürdürebilirliği de tartışmalıdır. Zira Almanya’nın geleneksel olarak uluslararası krizlerde uzlaşmacı ve nötr bir tavır içerisinde olması Konferansı bizatihi küresel anlamda etkin kılan faktörlerdendir. Ancak Almanya’nın ileriye dönük dış politikaya ilişkin konularda daha aktif ve taraf olma çağrıları-ki bu “daha çok sorumluluk üstlenme” söyleminin de fiiliyata geçeceği anlamına gelecektir -şüphesiz Almanya’nın uluslararası siyasetteki konumunu da etkileyecektir. Haliyle bu durum Almanya’nın en önemli uluslararası güvenlik platformu olan Münih Güvenlik Konferansı’na yönelik algıyı da değiştirebilecektir.

  1. Geçtiğimiz yılki (2019) Münih Güvenlik Konferansı’nda hangi konular öne çıkmıştı?

Geçtiğimiz yıl, 15-17 Şubat 2019 tarihleri arasında gerçekleştirilen 55. Münih Güvenlik Konferansı’na doksan ülkeden toplam otuz beşten fazla devlet başkanı, başbakan, yüz civarında bakan ve toplamda da beş yüz kişi katılmıştı. Üç gün süren Konferansı polisin saptamalarına göre en az 3 bin 500 kişi protesto etmişti. 2019’daki Konferansın ana teması “Büyük Puzzle: Parçaları kim toplayacak?” sorusu olurken, açılış konuşmasında da ifade edildiği üzere Konferansta “liberal düzen dağılıyor” söylemi vurgulanmıştı.

Yine geçen yılki açılış konuşmasında dünyanın her yerinde siyasi krizlerin olduğuna işaret edilmiş, ayrıca “kalıcılaşmış çatışma noktaları”, “terörist saldırı tehlikeleri”, “iklim değişikliği gibi büyük felaketlere yol açabilecek güvenlik sorunları” ve “ufukta yükselmeye başlayan yeni bir büyük güçler arası çatışma olasılığı” gibi hususlara değinilmişti. Bilhassa liberal demokrasi ve serbest piyasa modelinin karşısına otoriter devlet kapitalizmleriyle Rusya ve Çin konularak, bunlara nasıl karşı korunabileceği üzerinde durulması gerektiğine dikkat çekmişti.

2019’daki Konferansta genel olarak ele alınan ve öne çıkan konuların başında ise nükleer anlaşmanın bozulması sonrası oluşacak riskler, transatlantik ittifakın geleceği, Brexit meselesi ve popülist siyasetin yükselişi ekseninde Avrupa’nın konumu gibi hususlar gelmişti.

Konferansta ayrıca ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence ile Şansölye Merkel’in konuşmaları öneçıkmıştır. Pence’in ağırlıklı olarak ABD Başkanı Trump’tan övgülerle bahsettiği konuşmasında ayrıca NATO üye ülkelerinin kendilerine düşeni yapmaları, daha çok savunma harcamaları yapmaları, Almanya’nın Rusya ile yürüttüğü “Kuzey Akım-2” projesinden vazgeçmesi, İran’la yapılan nükleer anlaşmadan Avrupalı ülkelerin çıkmaları ve Türkiye’nin Rus yapımı S-400 füzeleri almaktan vazgeçmesi çağrıları önce çıkmıştı.

Şansölye Merkel ise konuşmasında ABD ile Avrupa arasındaki farkları belirgin bir şekilde ortaya koymuştur. Merkel ayrıca çok taraflı iş birliğine, kurala ve diplomasiyi önceleyen dış siyaset perspektifine vurgu yapmıştı. Bu bağlamda bilhassa ABD’nin Suriye’den asker çekme veya nükleer anlaşmadan çekilmesini eleştiren Merkel, engel ve sorunların nasıl aşılacağı konusunda somut bir yol haritası vermekten ise kaçınmıştı. Batı ve Rusya ilişkilerine de değinen Merkel, bu bağın koparılması durumunda boşluğun Çin tarafından doldurulabileceğine değinmişti. Türkiye’nin mültecilere yönelik kabul politikasını da takdir eden Merkel, AB-Türkiye arasındaki mülteci anlaşmasının önemini de bir kez daha vurgulamıştı.

4.Bu yılki (2020) Münih Güvenlik Konferansı’nın ana gündemi nedir ve katılımcıları kimlerden oluşmaktadır?

Bu yılki Münih Güvenlik Konferansı’nın ana konusunu Westlessness (Batısızlık) terimi oluşturmaktadır. Buna göre, Batı’nın uluslararası siyasette daha az etkin olduğu ve geri çekildiği vurgulanmak istenirken, Batı dünyasının bağlı olduğu değerlerin de eskisi kadar rağbet görmediğine işaret edilmektedir.

Batı’nın çatışmalara seyirci kalması Konferans öncesi yayımlanan 2020 Münih Güvenlik Raporu’ndada ele alınmaktadır. Bu bağlamda Ischinger, Konferans öncesi yaptığı basın açıklamasında dolaylı yollarla hem ABD’yi hem de AB’yi krizleri uzaktan izledikleri gerekçesiyle eleştirmiştir. Ischinger ayrıca Konferansta yirmi yedi münferit krizin masaya yatırılacağını belirtirken bu yıl küresel ısınma konusunda önceki Konferanslara göre daha fazla tartışmanın olacağını davurgulamıştır. Buna ilaveten nükleer silahsızlanma, krizleri önleme ve küresel sağlık konularının da ele alınacağı belirtilmiştir.[6]

İlginç bir ilave olarak ise Almanya Dışişleri Bakanlığı, 19 Ocak 2020’de Berlin’de düzenlenen Libya Konferansı’nın devamı mahiyetinde dışişleri bakanlarının 16 Şubat’ta da Münih’te bir araya geleceğini duyurmuştur.[7]

2020 Münih Güvenlik Konferansı’na beş yüzün üzerinde davetlinin katılımı beklenmektedir. Devlet-hükümet başkanları ve bakanlar (otuz devlet ve hükümet başkanı ile yaklaşık yetmiş dışişleri ve savunma bakanı) gibi üst düzey karar alıcıların yanı sıra spesifik uluslararası kuruluş temsilcileri; ekonomi, medya, araştırma ve sivil toplum kuruluşlarının  önde gelenleri davetliler arasındadır. ABD’den geniş katılım olacağını ifade eden Ischinger, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Facebook’un kurucusu ve üst yöneticisi Mark Zuckerberg ve Temsilciler Meclisinin Demokrat Başkanı Nancy Pelosi’nin de Konferansa katılacağını duyurmuştur.[8] Konferansın açılışını Almanya Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeier gerçekleştirecektir.[9]

  1. 10 Şubat 2020’de yayımlanan Münih Güvenlik Raporu’nun içeriği nelerden oluşuyor?

Münih Güvenlik Konferansı’na yön verme ve içerikle ilgili bir oryantasyon metni olma hedefi taşıyan Münih Güvenlik Raporu[10] 10 Şubat’ta Ischinger’in tanıtımıyla yayımlanmıştır.

Raporda Batılı ülkelerin küresel çaptaki çatışmalara seyirci kalması İngilizce Westlessness (Batısızlık) terimiyle nitelendirilirken, Batı ülkelerinin hem küresel boyutta hem de özelde kendi değerleri ve stratejik perspektifi açısından bir kararsızlığa düştüğü üzerinde durulmaktadır. Böylelikle raporda temel vurgu dünyanın güvenliğinin “istikrarsız” bir görünümde kalmaya devam ettiği üzerine yoğunlaşırken Batılı ülkelerin küresel krizlerde pozisyon almaması eleştirel bir perspektifle irdelenmektedir.

Yaklaşık yüz sayfadan oluşan, geçmiş yıllarda yapılan çeşitli anket ve mülakatlarla da desteklenen raporda, bu yılın ana temasının kapsamlı bir şekilde ele alınmasının ardından ABD, Çin, Rusya ve Avrupa’nın küresel güvenlik pozisyonları incelenmektedir. Genel olarak raporda güvenlik ile irtibatlı çeşitli konulara yönelik istatistiksel (infografik formatındaki) verilerle de katkı sağlanmaktadır. Raporun diğer bölümlerinde ise bölgesel analizlere yer verilirken özellikle Akdeniz, Orta Doğu ve Güney Asya’daki krizler incelenmektedir. Bir sonraki bölümde ise başta uzay ve iklim güvenliği ve aşırı sağcılık konuları gibi yeni hususlar üzerinde de durulmaktadır. Son olarak 2019’da güvenlik politikaları bağlamında öne çıkan kitap ve raporlara dair bir listeye de yer verilmektedir.

Sonuç olarak 2020 Münih Güvenlik Raporu’nda öne çıkan husus, ABD ve Avrupa’nın artık küresel ekonomi anlamında üstünlüğünün sona erdiği, diğer yandan ise küresel ekonominin başta Çin ve Asya ülkelerinin ekonomik yükselişi sebebiyle değişime uğradığı yönündeki değerlendirmelerdir. Yine raporda ABD’nin son yıllarda daha da belirginleşen “küresel koruyucu” rolünü terk ettiği özellikle vurgulanmaktadır. Bunun neticesinde oluşan boşluğun ise Rusya, İran ve Türkiye gibi ülkeler tarafından doldurulduğu, bilhassa Suriye ve son olarak Libya gibi örneklerde de detaylandırılarak ele alınmaktadır.

[1]“Geschichte der Münchner Sicherheitskonferenz”,https://securityconference.org/ueber-uns/geschichte/, (Erişim tarihi: 13 Şubat 2020).

[2]“Über die Münchner Sicherheitskonferenz”,https://securityconference.org/ueber-uns/ueber-die-msc/, (Erişim tarihi: 13 Şubat 2020).

[3]JoachimGauck, “Eröffnung der 50. Münchner Sicherheitskonferenz”,www.bundespraesident.de/SharedDocs/Reden/DE/Joachim-Gauck/Reden/2014/01/140131-Muenchner-Sicherheitskonferenz.html (Erişim tarihi: 5 Şubat 2020).

[4]“Helmut Schmidt würde sich im Grabe umdrehen”,Der Tagesspiel, www.tagesspiegel.de/politik/wolfgang-ischinger-ueber-einseitige-abruestung-helmut-schmidt-wuerde-sich-im-grabe-umdrehen/25524518.html?utm_campaign=Morgenlage_politik&utm_medium=Email&utm_source=Tagesspiegel_Newsletter, (Erişim tarihi: 13 Şubat 2020).

[5]“Sicherheitskonferenz-Chef will einfachere Entscheidungen in der EU”, Zeit Online, www.zeit.de/politik/ausland/2020-02/wolfgang-ischinger-eu-einstimmigkeitsprinzip-reform, (Erişim tarihi: 13 Şubat 2020).

[6] “Ischinger sert konuştu: ‘Utanç verici’”, Hürriyet, 10 Şubat 2020.

[7] Münih Güvenlik Konferansına 30 Ülkenin Lideri Katılacak, NTV, 10 Şubat 2020.

[8] Münih Güvenlik Konferansı’na 30 Ülkenin Lideri Katılacak, NTV, 10 Şubat 2020.

[9]“ Sonst gehen wir kollektiv unter”, WELT,www.welt.de/politik/deutschland/article205491583/Nato-und-EU-Wolfgang-Ischinger-wirbt-fuer-massive-Investitionen.html, (Erişim tarihi: 13 Şubat 2020).

[10]Munich Security Report 2020, https://securityconference.org/assets/user_upload/MunichSecurityReport2020.pdf, (Erişim tarihi: 13 Şubat 2020).

Etiketler: