Bu Konuda Daha Fazla

  • Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 30 Mayıs 2019 tarihinde açıkladığı Yargı Reformu Strateji Belgesi gereğince yapılacak düzenlemeler kademeli olarak ve gecikmeksizin hayata geçiriliyor. Hak ve özgürlükleri genişletmeyi, hukuk mesleklerinde niteliği artırmayı ve ceza yargılamasını hızlandırmayı hedefleyen 39 maddelik 1.Yargı Paketi, 17 Ekim’de TBMM’de kabul edilmiş ve 24 Ekim’de Cumhurbaşkanı’nın imzasıyla Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmişti. Reform iradesini güçlü bir şekilde sürdüren hükümet, ikinci paketle ilgili çalışmalarına devam ediyor. Ancak bu paketin de TBMM’de temsil edilen partilerin görüşü alınarak uzlaşma ile çıkarılması hedefleniyor. Özellikle nafaka ve infaz düzenlemeleri gibi toplumun hassas olduğu konulardaki hükümlerin aceleye getirilmeden kabul edileceği anlaşılıyor. İkinci paket ile ilgili henüz resmi bir açıklama yapılmış değil. Basına yansıyan bazı bilgiler ve bazı AK Parti yöneticilerinin sözlü açıklamaları söz konusu. Bu yazıda bu açıklamalar çerçevesinde ikinci pakette yer alması muhtemel iki tartışmalı konu -infaz ve nafaka düzenlemeleri- mevcut sorunlar ve muhtemel çözüm önerileri çerçevesinde ele alınacaktır. Cezasızlık algısı    Toplumda yargıya yönelik temel eleştirilerden birisi suçlar için öngörülen cezaların az olduğudur. Oysaki Türk Ceza Kanundaki cezaların önemli bir kısmı Avrupa ülkelerindeki cezalara göre çok daha yüksektir. Hatta toplumsal taleplerin etkisiyle hırsızlık, uyuşturucu ve cinsel suçlara verilen cezalar zaman içerisinde artırılmıştır. Örneğin Türk Ceza Kanunu’nun ilk kabul edildiği 2005 yılında mevcut olan düzenlemede, çocukların cinsel istismarı suçunun basit hali için 3 aydan 8 yıla kadar hapis cezası öngörülüyorken, 2014 yılında gerçekleştirilen değişiklikle bu ceza 8 yıldan 15 yıla kadar hapis cezasına yükseltildi. Nitelikli cinsel istismar suçu bakımından ise ilk düzenlemede 8 yıldan 15 yıla kadar hapis cezası yer alıyorken, 2014 yılında suçun 16 yıldan az olmamak üzere hapis cezasıyla cezalandırılması öngörüldü. Bu tür suçlarda ceza üst sınırının 20 yıl olduğu düşünülecek olursa, Kanunda cinsel istismar suçu için müebbet hapis cezasından sonraki en yüksek süreli hapis cezalarının verildiği anlaşılmaktadır. Yani yakından bakıldığında suçun işlenmesini engellemek ve caydırıcılığı sağlamak amacıyla kanunlarda çok yüksek cezalara yer verildiği görülmektedir. Toplumdaki cezasızlık algısını besleyen sebep infaz rejiminden kaynaklanmaktadır. Özellikle uzun süreli olmayan hapis cezalarında şartlı salıverme, denetimli serbestlik ve infaz süreleri gibi infaz düzenlemeleri sonrası, kişilerin neredeyse hiç hapis yatmadan veya çok az süre içeride kalarak serbest bırakılması, yapılan yargılamalara ve adalet sistemine güveni sarsmaktadır. Kısacası bir taraftan cezalar sanıldığının aksine çok yüksek iken, bir taraftan da bazı suçlar için verilen cezalara rağmen suçlular çok az hapis yatmaktadır. Bu sebeple hükümlü sayısını azaltarak cezaevlerini rahatlatmaya dönük geçici bir düzenleme yapılmasındansa, infaz rejimini tamamen ele alan kalıcı bir reform ihtiyacı hissedilmektedir. Yapılan açıklamalara göre AK Parti’nin üzerinde çalıştığı, geçici ve kısmi af olarak yorumlanacak bir şartlı salıverme düzenlemesi değil yapısal bir değişiklik olacak. Geçmiş içtihatlar gözetilmeli  MHP’nin bir yıl önce kamuoyuna açıkladığı ve TBMM’ye sunduğu yasal düzenleme, teknik olarak bir af kanunu değil şartlı salıverme koşullarında yapılan bir düzenlemeydi. Teklifte tutuklu ve hükümlülerin hapis cezası süresinden, bu süre içinde kasıtlı bir suç işlememeleri şartıyla, beş yıl indirim yapılması öngörülmekteydi. Bununla birlikte teklif, İnfaz Kanunu’nda düzenlenen şartlı salıverme kurumundan farklıdır. Zira şartlı salıvermede mahkumun hem cezasının belli bir süresinin infaz edilmesi hem de “cezaevindeki infaz süresini iyi halli olarak geçirmesi gerekir.” MHP’nin “ceza sürelerinden şartlı indirim” teklifinde ise böyle bir koşul yer almamaktadır. Ayrıca böyle bir düzenlemenin Anayasa Mahkemesi tarafından çeşitli gerekçelerle iptal edilmesi riski vardır. Geçmişte Anayasa Mahkemesi “Rahşan Affı” olarak bilinen Kanundaki bazı istisnaları eşitlik ilkesine aykırı bularak iptal etmiş ve kapsamını genişletmiştir. Sonrasında ise, 21 Mayıs 2002 tarihinde kabul edilen 4758 sayılı Kanun’la yapılan değişikliği “toplu ve şartlı özel af niteliğinde olduğunu” belirterek iptal etmiştir. Bu sebeple yapılacak düzenlemenin Anayasa Mahkemesinin geçmiş içtihatlarını gözeterek hazırlanması gerekecektir. Bu pakette yer alması beklenen bir diğer konu ise, süresiz nafaka konusudur. Hukuk sistemimizde çeşitli nafaka türleri yer alsa da gündemde olan nafaka Türk Medeni Kanunu’nda “yoksulluk nafakası” olarak adlandırılan ve “boşanma sebebiyle yoksulluğa düşen ve kusuru diğer eşten daha ağır olmayan eşe ödenen nafaka”dır. Türk Medeni Kanununun 175. maddesine göre, “Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan mali gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir”. Süresiz nafaka  Nafaka konusunda devam eden tartışmaların ve yapılması planlanan düzenlemenin asıl sebebi yoksulluk nafakasına “süresiz” olarak hükmedilmesinin yerleşik yargı uygulaması haline gelmesidir. Esasen Türk Medenî Kanunu’nun ilgili hükmünde hâkime, yoksulluk nafakasına “süresiz olarak hükmetme” görevi verilmemiş; sadece nafakanın süresiz olarak bağlanmasının talep edilebileceği düzenleme altına alınmıştır. Bu çerçevede Türk Hukuk öğretisinde de ilgili hüküm çerçevesinde nafakaya süresiz olarak hükmedilebilmesi için nafakayı ödeyecek tarafın ödeme gücünün bulunması, evlilik birliği kurulduğu zaman eşlerin işbölümü yapmış olmaları, nafaka isteyen eşin yaşı, sağlık durumu veya engelli olması nedeniyle bir işte çalışma ve bu şekilde ekonomik bağımsızlığını sağlama olanağına sahip olmamasının gerekli olduğu kabul edilmekteydi. Bu şekilde hâkimin, bu durumları değerlendirerek, süresiz olarak ödenmesi talep edilen nafakanın süreli veya süresiz olarak ödenmesine takdir yetkisi çerçevesinde hükmedebileceği öğretide ifade edilmekteydi. Buna karşılık Kanunun uygulanmasında Yargıtay, yoksulluk nafakasının süresiz olarak talep edildiği hallerde, nafakaya da süresiz olarak hükmedilmesi gerekliliğinin bulunduğu yönünde içtihat geliştirerek, aksi yöndeki alt mahkeme kararlarını bozma eğilimi göstermiş ve gelinen noktada yoksulluk nafakasına ilişkin kararının bozulmasını istemeyen alt mahkemeler de talep edildiği her durumda yoksulluk nafakasına süresiz olarak hükmetme eğilimi göstermiştir. Bu uygulamanın kendisi de yine eleştirilmiştir. Hâkimin yoksulluğa düştüğüne karar verdiği eşin eğitimini, yeteneklerini, iş bulma imkânını ve çalışabilme gücünü göz önünde bulundurarak yoksulluk halinin ne kadar süre devam edeceğini değerlendirmesi ve nafakaya belirli bir süre için hükmetmesi gerektiği belirtilmiştir. Ayrıca süresiz nafakanın yoksulluk nafakası alan eşi ömür boyu çalışmamaya sevk ettiği ve nafaka yükümlüsünü de sırf evlenmiş ve ayrılmış olması nedeniyle ömür boyu bir kimseye maddi yardımda bulunmak zorunda bıraktığı vurgulanmış ve adaletli olmadığı savunulmuştur. Partiler arası uzlaşma  Süresiz nafaka konusunda dikkate alınması gereken eleştiriler yapılmakla beraber, ömrünün önemli bir kısmını ailesine ayırmak suretiyle eğitim ve çalışma hayatından uzak kalan ve boşanma halinde yoksulluğa düşme riski olan eşlerin hakları da korunmalıdır. Bu sebeple evlilik süresini, eşlerin sosyo-ekonomik durumunu gözeten bir düzenleme yapılması gerekecektir. Yapılan açıklamalara bakıldığında öznel koşulları ve boşanma sonrası mağdur olacak eşleri gözeten kademeli bir düzenleme yapılacağı anlaşılıyor. İnfaz düzenlemesinde olduğu gibi nafaka konusunda da partiler arasında uzlaşma sağlanarak yasal düzenleme yapılması reformun daha başarılı sonuçlar vermesini sağlayacaktır. Sonuç olarak hükümetin yargı reformu konusundaki güçlü iradesinin devam ettiğini ve teknik düzenlemelerin yanında kronikleşen tartışmalı konulara çözüm üretmeye çalıştığını görüyoruz. Bütçe gündemi sebebiyle gecikme olsa da bu yıl sonu gelmeden yeni düzenlemelerin hayata geçirileceğini söyleyebiliriz.

  • 15 Temmuz darbe girişiminin üzerinden geçen üç yılı aşan süre boyunca hem adli hem de idari yönden FETÖ'ye karşı yoğun bir mücadelenin yürütüldüğünü görüyoruz. Geçtiğimiz hafta içerisinde eski TBMM başkanı Bülent Arınç'ın KHK'lılar ile ilgili yaptığı bazı açıklamalar ve FETÖ/PDY'nin medya yapılanmasına ilişkin davada yargılanan Ahmet Altan ve Nazlı Ilıcak gibi bazı isimlerin tahliye edilmeleri FETÖ ile mücadeleyi tekrardan kamuoyunun gündemine soktu.

  • TBMM’ye sunulan 39 maddelik kanun teklifinde, hak ve özgürlükleri koruyan ve adalete erişimi kolaylaştıran düzenlemelere yer verilmiş olması, yargı reformunun Türkiye’de yeniden demokratikleşme ve özgürlüklerin genişletilmesi perspektifini öne aldığına işaret etmektedir.

  • Avrupa İslamofobi ve Dinsel Hoşgörüsüzlüğe Karşı Mücadele Haftasında “Avrupa İslamofobi Raporu 2018” Yayında

  • Partilerin görüşüne açılan yargı paketine neden ihtiyaç duyuldu, bu paketin yargı reformundaki yeri nedir? Yargı paketinin içeriğinde neler var? Pakette temel hak ve özgürlükleri genişleten ne gibi düzenlemeler var? Yargının hızlandırılması ve performansının artırılması amacıyla öngörülen düzenlemeler nelerdir? Hukuk meslekleri ve avukatlığa ilişkin düzenlemeler nelerdir?

SETA Hukuk ve İnsan Hakları Direktörlüğü, ulusal ve bölgesel olarak hukuk ve insan hakları alanındaki gelişmeler doğrultusunda araştırmalar yapmaktadır. Türkçe ve İngilizce olarak yayımladığı analiz ve değerlendirmeler ile karar alıcıları olduğu kadar toplumu da etkilemeyi ve bilgilendirmeyi hedefleyen Direktörlüğün öne çıkan araştırma konuları hukuk, yargı reformu, anayasa ve yasama faaliyetleri ile ifade özgürlüğü, uluslararası insan hakları hukukuna uyum, din ve vicdan özgürlüğü vb. olmak üzere insan hakları ve demokratikleşmedir.