Bu Konuda Daha Fazla

  • Tarihi zeminin yarattığı etki itibarıyla günümüzde Ankara ve Madrid arasındaki siyasi ilişkilerde kritik bir problemin mevcut olduğunu söylemek pek mümkün değil. Zira iki ülkenin dış politika bakımından güç mücadelesi verdikleri bir alan bulunmuyor.

  • Kurulacak olan yeni koalisyon hükümetinin kapsamlı hedefleri bulunmaktadır. Dış politikada genel anlamda devamlılığın muhtemel olmasına rağmen diğer birçok alanda yenilikler hedeflenmektedir.

  • Uluslararası toplumun tutarsız yaklaşımı, mevcut UBH hükümeti ve Başbakan Dibeybe ile Milli Mutabakat Hükümeti (MMH) ve Serrac karşısındaki farklı tutumlarında da karşımıza çıkmaktadır.

  • Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Veliaht Prensi Muhammed bin Zayid’in on yıl aradan sonra ilk kez 24 Kasım 2021’de Türkiye’yi ziyaret etmesi bekleniyor. Ziyaret Ortadoğu’da normalleşme dalgasının şekillendiği bir zamanda gerçekleşiyor. Türkiye ve BAE uzun yıllardır çeşitli bölgesel meselelerde karşıt tarafları destekliyor. Bundan dolayı iki liderin görüşmesi “yeni bir dönemin başlangıcı” olarak kabul ediliyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Muhammed bin Zayid arasında beklenen görüşmenin arifesinde, tartışılabilecek konular ve bunun ikili ve bölgesel ilişkilere etkisi hakkında sorular medya tartışmalarında yer almıştır. Bunun üzerine alanında uzman kişiler bu sorular üzerinde kafa yorarak toplantıyla ilgili görüşlerini paylaştılar. Hazırlayan Gloria Shkurti Özdemir Uzmanlar Muhittin Ataman İsmail Numan Telci Ali Bakir Yusuf Erim Cinzia Bianco Mahmut Alrantisi Muhittin Ataman Insight Turkey Genel Yayın Yönetmeni Türkiye ve BAE, Arap isyanları ve devrimlerinin patlak vermesinden bu yana gergin ilişkiler yaşıyor. Ankara ve Abu Dabi yönetimleri, Libya krizi ve Katar’a yönelik abluka gibi birçok bölgesel çatışmada karşıt tarafları desteklemiştir. Ankara değişim yanlıları desteklerken Abu Dabi ise statükocu güçleri destekliyor. Sürecin başından beri iki ülke arasında sıfır toplamlı bir ilişki söz konusudur. BAE, Türkiye karşıtı politikalarının sonucu Suriye, Libya, Yemen, Mısır, Sudan ve Somali’de büyük miktarda kaynağını seferber etmiştir. BAE, Yunanistan’ın Doğu Akdeniz ile ilgili iddialarını da desteklemektedir. Ancak iki ülke son aylarda temas halinde ve ilişkilerinde bazı ilerlemeler kaydetti. En önemli adımlardan biri geçen Ağustos’ta BAE Ulusal Güvenlik Danışmanı Tahnun bin Zayid’in ziyaretiydi. İki ülkeden yetkililer yatırım olanaklarını görüştüler. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, BAE’nin fiili lideri Veliaht Prens Muhammed bin Zayid Nahyan ile görüşmeye hazır olduğunu belirtti. Türkiye ve BAE, Ortadoğu’daki iki etkin aktörün doğrudan diyalog kurmamasının sürdürülebilir olmadığını anladı. Ziyaret aynı zamanda Türkiye’nin Mısır ve Suudi Arabistan gibi bölgesinde rakip gördüğü ülkelerle normalleşme çabalarının da bir parçasıdır. Türkiye’nin önceliği diplomatik izolasyonu sona erdirmek ve yabancı yatırımcıları Türk ekonomisine çekmektir. Öte yandan BAE, dış ilişkilerini yeniden düzenlemeye karar verdi. Abu Dabi yöneticileri, Türkiye’nin bölgesel meselelerdeki rolünü görmezden gelmenin imkansız olduğunu ve Türkiye’yi yabancılaştırmanın sadece BAE çıkarlarına zarar verdiğini anladı. Zayid’in ziyareti sırasında BAE ve Türkiye’nin ekonomik sorunlardan bölgesel krizlere kadar birçok konuyu görüşmesi bekleniyor. Ziyaretin 2021’in başında başlatılan olumlu sürece katkı sağlaması ve süreci hızlandırması amaçlanıyor. Ancak iki ülke arasındaki tüm sorunların çözülmesinden bahsetmek için henüz çok erken. İki ülkenin bölgesel perspektifleri çatışmalı olmaya devam edecek gibi görünüyor. Yukarı Git İsmail Numan Telci ORSAM Başkan Yardımcısı Her şeyden önce muhtemel görüşme Türkiye ve BAE arasında yeni bir dönemin başlangıcını temsil edecektir. Trump döneminde manevra alanları genişleyen Körfez ülkeleri müdahaleci dış politikalarını Ortadoğu genelinde uygulamış fakat ABD Başkanı Biden döneminin etkisi, koronavirüsün (Covid-19) olumsuz etkileri ve maliyetli dış politikalar sebebiyle müdahaleci tutum sürdürülemez hale gelmiştir. Bununla birlikte Ortadoğu’da farklı ülkeler arasında siyasi normalleşme hamlelerinin gerçekleştirilmesinin yanı sıra Ocak 2021’de Körfez krizinin çözülmesi Körfez’in dış ilişkilerinin yeniden belirlenmesine sebep olmuştur. Nitekim Suudi Arabistan-Türkiye ilişkilerinde olduğu gibi BAE-Türkiye arasında da siyasi yumuşama dönemlerine girildiği görülmektedir. Muhammed bin Zayid’in muhtemel ziyaretini bu siyasi iklimi dikkate alarak değerlendirmek gerekmektedir. İki ülke arasında yakın zamanda üst düzey siyasi temaslar artmıştır. Dışişleri bakanları düzeyinde gerçekleştirilen telefon görüşmelerinin ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan ve BAE Veliaht Prensi Muhammed bin Zayid’in de yüz yüze görüşme gerçekleştirmesi beklenmektedir. Aynı zamanda Türkiye’nin BAE’deki diplomatik misyonlarında hareketli günler yaşanmaktadır. Geçtiğimiz günlerde Muhammed bin Zayid, Türkiye’nin Abu Dabi büyükelçisi ile bir görüşme gerçekleştirirken Dubai Emiri Muhammed bin Raşid Maktum da Türkiye’nin Expo 2020 pavilyonunu ziyaret etmiştir. Ticari ve ekonomik ilişkilerin artması bağlamında ise son yıllarda Türkiye’nin Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) içerisindeki en büyük ticari ortağı olarak BAE karşımıza çıkıyor. Her ne kadar iki lider arasındaki görüşme taraflar arasında bir yakınlaşma anlamına gelse de dış politikada bazı konularda farklılıkların devam ettiği görülmektedir. BAE’nin Suriye rejiminin tekrardan Arap Birliği’ne kabul edilmesi konusunda girişimleri bulunurken Türkiye’nin Suriye’de terörle mücadelesi ve can kayıplarının önlenmesine yönelik politikaları devam etmektedir. Lübnan’da her iki ülkenin de çeşitli angajmanları bulunmaktadır. BAE’nin Lübnan’daki krize müdahil olduğu görülmekte ve iki ülke arasında siyasi kriz devam etmektedir. Buna karşın Türkiye, Lübnan’daki yönetime destek olmakta ve ülkenin ekonomik ve siyasi krizden çıkması konusunda desteğini sunmaktadır. BAE, Libya’da Türkiye ve Katar’ın bölgede etkisini artırması ile birlikte angajmanını azaltmak durumunda kalmıştır. Türkiye’nin BM odaklı siyasi çözümü desteklediği Yemen’de de BAE vites küçültmüştür. Bu minvalde iki liderin görüşmesinde çeşitli çatışma bölgelerinin konuşulması da muhtemeldir. Görüşmede yatırımlar konusuna ayrı bir önem verileceği açıktır. Son dönemlerde ise Abu Dabi’nin Mübadele Yatırım Fonu’nun 555 milyon dolarlık, yine Abu Dabi’nin Fenix şirketinin 5 milyon dolarlık ve Kitopi firmasının ise 415 milyon dolarlık yatırımlarını Türkiye’ye gerçekleştirdikleri görülmektedir. Yine Tahnun bin Zayid’in başkanı olduğu ADQ’nun, First Abu Dhabi Bank’in, G42’nin, Royal Group’un ve International Holding Company’nin Türkiye’ye 10 milyar dolar dolaylarında yatırımlar gerçekleştirmesi beklenmektedir. Dolayısıyla Muhammed bin Zayid’in söz konusu muhtemel ziyareti kapsamında Türkiye’ye gerçekleştirilecek yatırımların yanında Suriye, Libya, Lübnan ve Yemen gibi bölgesel gelişmelerin görüşülmesi de beklenmektedir. Yukarı Git Ali Bakir Ibn Khaldun Center, Qatar University Abu Dabi veliaht prensi ve BAE’nin fiili lideri Muhammed bin Zayid Nahyan’ın Ankara’yı ziyaretinin iki ülke arasındaki ilişkileri yeniden düzeltmek için eşsiz bir fırsat olduğuna inanıyorum. Yaklaşık son sekiz yıl veya daha uzun süredir iki ülke arasındaki ilişkiler –Arap ayaklanmaları ve 2017 Körfez krizi ile öncelikli olarak– bölgesel meseleler nedeniyle önemli ölçüde kötüleşti. Türkiye, BAE’nin yıkıcı politikalarına fazla ilgi göstermezken Abu Dabi yönetimi Ankara’yı hedef almayı ve bölgesel çıkarlarını baltalamayı birinci öncelik haline getirdi. Halihazırda Ortadoğu’da gerçekleşmekte olan “gerilimi azaltma süreci” iki başkent arasında yeni bir sayfa açmak için bir şans sunuyor. Şu anda ekonomik ilişkiler, yatırımlar ve karşılıklı çıkarlara odaklanmak, güven inşa ederek sağlıklı bir ilişki geliştirilip geliştirilemeyeceğini test etmenin iyi bir yoludur. Bununla birlikte mevcut durumda iki ülke arasındaki ilişkilerin geleceği söz konusu olduğunda beklentilerimizi her zaman makul tutmamız gerektiğini düşünüyorum. Ankara ve Abu Dabi arasındaki siyasi anlaşmazlıkların öylece ortadan kalkacağını düşünmüyorum. Buradaki zorluk, bu anlaşmazlıkları alevlendirmekten ziyade kontrol altına almaya yardımcı olacak bir şekilde ele almak için bir mekanizma geliştirmektir. Bu da büyük ölçüde BAE’deki yeni yaklaşımın gerçek ve sürdürülebilir olup olmadığına bağlı olacaktır. Yukarı Git Yusuf Erim TRT World, Serbest Editör Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile BAE Veliaht Prensi Muhammed bin Zayid Nahyan arasındaki görüşme, tek başına değil bölge yeni dinamiklere uyum sağlarken Ortadoğu’daki rekabetler arasında bir çözülme gösteren daha büyük bir resmin parçası olarak görülmelidir. ARAMCO saldırısı, KİK’in Katar ablukasının sona ermesi, Abraham Anlaşmaları, Joe Biden’ın Amerikan başkanı seçilmesi, ABD’nin Afganistan’dan çekilmesi ve Washington yönetiminin Ortadoğu’da daha az angajmanı olacağı yönündeki genel algı gibi son olaylar, bölgesel aktörlerin dış politikalarını değişen yeni atmosfer ve dinamiklere göre ayarlamasına yol açmıştır. Son on yılda Ankara-Abu Dabi rekabetinin ortaya çıkmasına sebep olan konuların çoğu önemini kaybeder hale gelmiştir. Rekabetin maliyeti yorgunluk oluşturmuş ve azalan jeopolitik getiriler artık yakınlaşmayı gelecek için daha iyi bir yatırım haline getiriyor. Bu toplantı BAE’ye gelecekteki İran saldırganlığı ve ABD korumasının yokluğu karşısında önemli bir güvenlik önlemi olabileceğini kanıtlayabilecek NATO’nun en büyük ikinci ordusu olan Türkiye ile ilişkisini iyileştirme şansı veriyor. Türkiye ise ekonomisi için ihracata ve düşük maliyetli krediye dayalı bir büyüme modeline öncelik vermesiyle, değer kaybeden Türk lirasını desteklemek için etkili olabilecek doğrudan yabancı yatırımı güvence altına almaya çalışacaktır. Her iki taraf da büyük olasılıkla Suriye, Libya ve Yemen’deki politikalarını gözden geçirecektir. Her bir çatışma bölgesinde iki ülke arasında iş birliğinin karşılıklı olarak yararlı olabileceği, güvenliği ve istikrarı destekleyebilecekleri ve bu bölgelerde siyasi çözüm sürecini ilerletebilecekleri alanları belirleyeceklerdir. Cinzia Bianco Avrupa ve Körfez Araştırma Görevlisi, Avrupa Dış İlişkiler Konseyi BAE, bölgede bir trend haline gelen gerilimi azaltma çabalarını dikkate alarak dış politikasını yeniden şekillendirme yoluna girmiştir. Abu Dabi yönetiminin bu kararı almasında Biden yönetiminden gelen net mesajlar gibi dış faktörler ile birlikte dış politikada maliyetli ve etkisiz agresif saldırıları azaltıp koronavirüs sonrası toparlanma dönemine odaklanması gerektiği gibi iç faktörler de etkili olmuştur. Abu Dabi ve Ankara da dahil olmak üzere tüm bölge başkentlerinde, Washington’ın etkisinin gittikçe azalması neticesinde bölgenin nasıl şekilleneceği ve ortaya çıkan yeni boşlukların nasıl doldurulabileceği tartışılıyor. Bölgede gerginliği azaltma yönündeki genel eğilim göz önüne alındığında BAE, bir kez daha sert güç yerine yumuşak güçlerin etkinleştiği yeni bölgesel dinamiklerin dışında kalmak istemiyor. Artık bölge genelinde yaygınlaşan uzlaşmalarda ivme kazanma konusunda açık bir fırsat elde etme duygusu var. BAE özellikle uluslararası baskının aktörleri uzlaşmaya doğru ittiği Libya gibi senaryolarda maksimalist hedefleri karşılıklı olarak azaltmayı düşünüyor. Bununla birlikte Etiyopya ve Afrika Boynuzu gibi derin ihtilafların olduğu alanlarda da Türkiye ile olası bir ittifak arayışı içindedir. Son olarak da Abu Dabi yönetimi Suriye ve İsrail gibi Türkiye’nin kırmızı çizgileri olan bazı konularda Ankara ile uzlaşma yolları keşfetmek, Türkiye, Mısır ve Suudi Arabistan arasındaki gerilimi azaltıcı süreçlerin potansiyel evrimini anlamakla ilgileniyor. Yukarı Git Mahmut Alrantisi Araştırmacı BAE Veliaht Prensi Muhammed bin Zayid’in bu hafta Türkiye’ye yapacağı ziyaretin içeriğinin açıklanabileceği iki önemli nokta var ancak her şeyden önce ziyaret gözlemciler için sürpriz bir gelişme değil. Zira ikili ilişkilerde bu sonuca ulaşılacağını gösteren birkaç gösterge daha önceden belirmişti. Bu göstergeler arasında ikili düzeyde BAE Ulusal Güvenlik Danışmanı Tahnun bin Zayid’in Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşmesi ve Abu Dabi veliahdının da Türkiye’nin BAE büyükelçisi ile görüşmesi yer alıyor. Öte yandan yılın başında Körfez Krizi’nin Ula Antlaşmasıyla sona ermesi ve Türkiye-Mısır arasında diyaloğun başlaması gibi bölgesel bazı gelişmeler Erdoğan ile Zayid arasındaki bu görüşmenin önünü açmıştı. Ziyareti açıklayan ilk nokta bölgesel aktörlerin Biden yönetiminin bölgedeki farklılıkları ve gerilimleri yatıştırma arzusuyla uyumlu olduğudur. BAE’nin Yemen’deki politikalarında bunu gördük ve müttefiklerini önemsemeyen Biden yönetiminin etkisiz performansı da bu bağlam ile ilgilidir. Bu çerçevede Abu Dabi yönetimi bölgesel hesaplarını tekrar gözden geçirerek Tahran ve Ankara ile ilişkilerini geliştirmeye çalışabilir. İkinci hususa gelince iki ülkenin de bazı dosyalarda rekabet ve çatışma politikasıyla sonuç elde etmeyi sürdürmenin artık mümkün olmadığına –geçici de olsa– kanaat getirdiği gözlemlenmektedir. Libya deneyimi çatışmada çıkmaza girilebileceğinin ve bazı sonuçlara çatışma yerine diyalog ve anlayış yoluyla ulaşılabileceğinin bir örneği olabilir. Engel olmaksızın üzerinde anlaşmaya varılabilecek pek çok konunun başında bazı siyasi dosyalara ek olarak ekonomik konular, ticari iş birliği ve hatta basit askeri anlaşmalar yer alıyor. Türkiye, yabancı yatırımcı çekmeye çalıştığı bir dönemde BAE yatırımlarından iyi bir şekilde yararlanabilir. Ancak ziyaret iki ülke arasındaki anlaşmazlığın sona ermesi anlamına gelmiyor. Zira bölgedeki dengeleri yeniden şekillenmesine sebep veren birtakım meseleler birikmiş durumdadır. Bunlara ek olarak BAE, Kuzey Afrika’dan Filistin meselesine, Yunanistan, Kıbrıs ve diğerlerine kadar birçok bölgesel dosyada Türkiye ile mutabakata önem veriyor. Ancak bahsettiğim iki noktanın ışığında BAE için özellikle önemli bir dosya var; bu da Suriye meselesi. BAE, Suriye meselesineyani Esed rejiminin Arap ve uluslararası arenada tekrar meşruiyete kavuşturulması konusuna büyük ilgi göstermekte ve bu noktada Türkiye ile bir mutabakata varılması gerektiğinin de farkındadır. Ziyaretin Arap Baharı’nın en büyük bölgesel destekçisi ile bu sürecin en aktif bölgesel düşmanının buluşması olduğu göz ardı edemeyeceğimiz önemli bir noktadır. Dolayısıyla bu ziyaret bu süreçte önemli bir durak noktası olacaktır. Yukarı Git

  • Batı Asya'da enerji kaynaklarına komşu olan Türkiye aynı zamanda Doğu Asya'nın güçlü imalat sanayii ülkeleriyle ticari ilişkiler geliştirmektedir. Sahip olduğu üretim kapasitesi, imalat sanayii altyapısı ve rekabet gücü, Türkiye'nin bölgesinde kritik aktörlerden biri olmasını sağlamıştır.

SETA, dış politika araştırmalarında Türkiye, Ortadoğu, Avrupa, Balkanlar, Afrika, Transatlantik ve Kafkasya’da temel dış politika konularında araştırmalar yapmaktadır. Bazı konularda kamusal tartışma alanı oluşturmanın yanı sıra güncel gelişmeler hakkında kamuoyu ve karar vericiler için derinlemesine analizler sunmayı da amaçlamaktadır. Dış politika araştırmaları ayrıca kitap, rapor, analiz ve perspektif tarzlarında Türkçe ve İngilizce geniş bir yayın yelpazesine sahiptir.