• “Dün geceye ait görüntüler Refah’ın nasıl yeryüzündeki cehenneme dönüştüğünün kanıtıdır.” Bu ifadeler BM Mülteciler Yüksek Komiseri Philippe Lazarini’ye ait. İsrail’in Refah’ta güvenli bölge ilan ettiği ve Filistinlilerin sığındığı çadırları bombalayarak ortaya çıkarttığı cehennem görüntülerini tarif etmeye dilim varmıyor; sözün bittiği yer olarak tanımlamak daha doğru olur. Bu saldırının Uluslararası Ceza Mahkemesi Başsavcısı’nın Netanyahu ve Gallant’a karşı tutuklama istemesinden ve Uluslararası Adalet Divanı’nın İsrail’e Refah’ta operasyonları durdurma kararı çıkarmasından sonra gerçekleşmesi, İsrail hükümetinin hak, hukuk, adalet veya uluslararası meşruiyet gibi kavramları tanımadığının bir ifadesiydi. Netanyahu hükümeti, Washington’ın desteği öyle veya böyle devam ettiği sürece hiçbir kurum ve makamı tanımayacağını Filistinli masumları katlederek haykırmayı seçiyor.
  • Uluslararası toplumun temellerini kökünden sarsan eylemlerin önemli bir kısmı silahlı çatışmalar esnasında gerçekleşmektedir. Yasa dışı saldırılar, sürgünler, yıkımlar, öldürmeler, yaralamalar ve toplu katliamlar çoğu kez silahlı çatışmalar esasında yaşanan, yeni düşmanlıklar yaratan ve uluslararası toplumun hassas düzenini derinden sarsan eylemler olmaktadır.
  • Türkiye'nin Irak'ın kuzeyine yönelik muhtemel askerî harekâtı 2024 yılının en önemli başlıklarından biri haline geldi. Özellikle Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın Irak'ı ziyaretinin ardından Türk kamuoyu konuyu gündemine aldı. Ardından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Irak'ı ziyareti ve operasyon için işaret edilen mevsimin gelmesiyle birlikte de beklentiler giderek arttı.

Bu Konuda Daha Fazla

  • Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) Başsavcısı Karim Khan, savaş suçu ve insanlığa karşı suç işledikleri suçlamasıyla İsrail Başbakanı Netanyahu ve Savunma Bakanı Gallant hakkında tutuklama emri kararı çıkarılmasını talep etti. Yargıçlar Khan’ın bu talebini onaylarsa Amerikan müttefiki bir ülkenin siyasi liderlerine karşı alınan karar mahkemenin tarihine bir ilk olarak geçecek. Amerikan siyasetinin her iki kanadından muhtemel bir tutuklama kararına karşı lobi çabaları daha önce basına yansımıştı. Amerikan siyasetçileri UCM üyelerine yazdıkları mektupta sadece kendilerine değil ailelerine de yaptırım uygulayacakları tehdidini savurmuştu. Başsavcının baskılara rağmen tutuklama kararı başvurusu Batılı ülkeler ve özellikle ABD açısından yeni bir sınav teşkil ediyor zira uluslararası hukuk ve düzenin savunuculuğunu başka aktörlere kaptırmakla karşı karşıya durumda.

  • Bu rapor 15 Nisan 2023’te başlayan iç savaşın üzerinden geçen bir yılın ardından Sudan’da krizin nereden nereye geldiğini, maliyetini ve aktörlerini, uluslararası güçlerin Sudan’daki politikalarını ve hedeflerini, sorunun çözümü için atılan adımları ve girişimleri ele alarak gelecekte yeni bir Darfur krizinin yaşanıp yaşanmayacağını tartışmakta ve son olarak krizin çözümüne yönelik önerilerde bulunmaktadır.

  • İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi’nin de içinde bulunduğu helikopterin düşmesi sonrasında, bölgedeki arama kurtarma faaliyetleri esnasında, nitelikli sistemlerin önemi daha iyi anlaşıldı. AKINCI TİHA sistemi; havada kalış süresi, menzili, faydalı yük kapasitesi gibi yönleriyle gelişmiş bir sitem olmakla birlikte taşıdığı kamera sistemi ve sensörleri ile gündemin başat aktörü oldu. Gece geç saatlerde Anadolu Ajansı’nın (AA) yayımladığı görüntüler, milyonlarca kullanıcı tarafından canlı takip edildi.

  • Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki çatışma tarih boyunca karmaşık bir süreçten geçerek günümüze kadar gelmiştir. Özellikle 1828 tarihinde imzalanan Türkmençay Anlaşması sonucu bölgeye kalıcı olarak yerleşen Rusya, yeni bir jeopolitik durumu oluşturmak üzere Anadolu ve İran'dan göç ettirdiği Ermenilerle bölgenin demografik yapısı değiştirmiş, kadim Azerbaycan toprakları Ermenileştirilerek Azerbaycanlıları önce azınlık duruma düşürmüş, sonra da bölgeden göçe zorlanmıştır. Böylece bu bölgede bir Ermeni devletinin kurulması için ortam hazırlamıştır. Kurulacak Ermeni devletine de Türkiye ile Türkistan coğrafyası arasında tampon bir bölge oluşturulma misyonu yüklemiştir. Böylelikle Azerbaycan ile Ermenistan arasında çatışması ortamı yaratılarak Güney Kafkasya bölgesi istikrarsızlaştırılmış ve Rusya'nın hakemliğine ihtiyaç oluşturulmuştur. Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki en belirgin anlaşmazlık, Karabağ bölgesi eksenindedir. SSCB'nin çöküşünden önce Karabağ bölgesinde başlayan çatışmalar 1988'de sonrası artmış, Azerbaycan'ın bağımsızlığını ilanı sonrasında yoğunlaşmış, 1992-1994 yılları arasında binlerce kişinin ölümüne ve yüz binlerce kişinin yerinden edilmesine neden olmuştur. 1994 yılında ise Rusya'nın arabuluculuğunda Azerbaycan ve Ermenistan arasında Bişkek Protokolüyle ateşkes sağlanmıştır. Ancak Karabağ sorunun çözümü için oluşturulan AGİT-Minsk grubu aradan geçen 30 yıl süre zarfında sorunun çözümüne hiçbir katkı sağlamamıştır. Nitekim Ermenistan'ın 27 Eylül 2020 tarihinde Tovuz'a saldırmasıyla başlayan ve 44 gün süren vatan muharebesi Azerbaycan'ın zaferiyle sonuçlanmış, Rusya'nın arabuluculuğuyla 10 Kasım 2020'de imzalanan üçlü mutabakat zaptıyla yeniden ateşkes sağlanmıştır. Böylece sahadaki mücadele yerini siyaset ve diplomasiye bırakmıştır. Aslında vatan muharebesi sonrasında Rusya arabuluculuğunda imzalanan 9 maddelik üçlü mutabakat zaptı Azerbaycan ile Ermenistan arasında kesin barışın sağlaması için gerekli hükümleri içermektedir. Azerbaycan mutabakat zaptında yer alan yükümlülüklerini yerine getirmekle birlikte Ermenistan sahada kaybettiğini masada geri kazanmak düşüncesiyle yükümlülüklerini yerine getirmek yerine farklı arayışlar içindedir. Dış politikada giderek itibarını yitiren, Afrika'da dışlanan ve Ermenistan'ın doğal destekleyicisi konumunda olab Fransa, bu arayıştan yararlanarak Ermenistan üzerinde Güney Kafkasya'da yeni bir nüfuz alanı oluşturmaya üzere harekete geçti. Vatan Muharebesi sırasında yeterince etkin olamayan diğer Batılı ülkeler ve ABD, Ermenistan aracılığıyla bölgeyi dizayn etmek ve Rusya'yı Ukrayna cephesi dışında başka bir cepheden sıkıştırmak amacınadır. Bu durum Ermenistan'ı ümitlendirerek Ermenilerin Batı aracılığıyla Azerbaycan'dan bazı tavizler koparmaya yönelik bir politika izlemeye itti. Ermenistan'ın Batı'ya yönelmesi ise Rusya'yı rahatsız ederek, Rusya'nın Ermenistan'a bedel ödettirme politikasına işlerlik kazandırmasına neden oldu. Böylece Rusya ile Batı arasında sıkışan Ermenistan diğer taraftan da iç muhalefet ve diaspora baskısıyla karşı karşıya kaldı. 5 Nisan 2024 tarihinde Ermenistan, ABD ve AB arasında Brüksel'de gerçekleşen üçlü toplantıda yeterince güçlü dönemeyen Ermenistan, söylem ve eylemlerinde bölgenin gerçeklerine daha uygun bir politika izlemeye başladı. Bunun üzerinde Ermenistan ile Azerbaycan arasında sınır belirleme konusunda ilk somut adımlar atıldı. Bu da bölgede barış anlaşması yapılacağı konusunda ümitlerin yeşermesine neden oldu. Bilindiği üzere Azerbaycan'ın Ermenistan'a teklif ettiği barış anlaşması temelinde devletlerin egemenliği, toprak bütünlüğü ve sınırlarının belirlenmesi hususları ön planda yer almaktadır. Bu çerçevede barış görüşmelerinde kilit rol oynayan devlet sınırlarının önce "delimitasiya" ve sonra "demarkasiya"sını (Delimitasyon, sınırların tam olarak çizilmesi aşamasıdır ve sonraki adım olan Demarkasyon ile sınırın fiziksel olarak işaretlenmesi ve onaylanması için temel oluşturmaktadır) gerçekleştirmek yani sınırların belirlenmesi üzere iki ülke tarafından oluşturulan komisyonların 8. ve son toplantısında bazı somut adım atıldı. Bu adımlar ateşkes sonrası başlayan barış görüşmelerinde bugüne kadar üzerinde anlaşılan en önemli somut adım oldu. 1991 yılı Almatı Beyannamesi esasında yürütülen sınır belirlenmesi sürecinde cüzi de olsa bazı sınır noktaları belirlendi. İlk sınır taşı 23 Nisan tarihinde konuldu. Azerbaycan-Ermenistan Sınır Belirleme Komisyonu Eş Başkanı, Azerbaycan Başbakan Yardımcısı Şahin Mustafayev'in ofisinden yapılan açıklamada, "Azerbaycan Cumhuriyeti ile Ermenistan Cumhuriyeti arasındaki sınırdaki koordinatların netleştirilmesine yönelik çalışmalar kapsamında, jeodezik ölçümlere dayanarak 25 Nisan 2024 itibarıyla 20 sınır taşı yerleştirildiği" belirtildi. 6 Mayıs itibarıyla bu sayı 40'a çıktı. Yine komisyon tarafından yapılan çalışmalar sonucu Ermenistan'ın 4 gayri-anklav köyün Azerbaycan'a iadesi kararlaştırıldı. Bu çerçevede Bağanis, Voskepar, Kirants, Berkaber yerleşkelerinin Ermenistan'da kalması, Ermenistan işgali altındaki Azerbaycan köyleri olan Bağanis Ayrım, Aşağı Eskipara, Heyrimli Gızılhacılı'nın ise Azerbaycan'a geri iade edilmesi ve sınırların bu güzergahtan geçmesi konusunda ön anlaşma sağlandı. Dört köyün iade edilmesi Azerbaycan kamuoyunda büyük sevinçle karşılandı. Bununla birlikte Azerbaycan kamuoyunda aslında Ermenistan işgalindeki köy sayısı 8 olduğu, geri kalan 4 köyün de daha sonra iade edilmesi gerektiği ya da eksklavlarla ilgili karşılıklı anlaşmaya dayalı olarak bazı adımlar da atılması gerektiği hususu da dillendirilmektedir. Bu hususta "Hükümetin amacı savaşı önlemektir ve bu nedenle bu bölgelerde sınırların ayrıntılı bir şekilde belirlenmesi kararlaştırılmıştır" açıklamasında bulunan Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan'ın, "Yakında Azerbaycan ile devletler arası sınırlarımızın 1991'de Alma-Ata Bildirgesi temelinde belirlenmesi konusunda anlaşma sağladık. Sınırların belirlenmesinin başlaması, 6 Ekim 2022 tarihinde Prag'da gerçekleşen tarihli dört taraflı görüşmede elde edilen anlaşmaların uygulanmasıdır. Bu anlaşmaları barış anlaşmasına dahil ederek imzalama zamanı geldi" şeklindeki açıklaması Ermenistan'ın eskisine göre barışa daha yakın olduğu şeklinde yorumlanabilir. İki ülke arasında barışın sağlanmasına yönelik bir adım da Kazakistan tarafından atıldı. Tokayev'in Erivan'a 15 Nisan'daki resmi ziyareti sırasında Ermenistan ile Azerbaycan arasında barış anlaşması yapılmasını desteklediklerini ve Kazakistan'ın bu konunda iyi niyet misyonunu üstlenmeye hazır olduğunu bildirmesi üzerine bu teklif her iki ülke tarafından da kabul gördü. Bu çerçevede Azerbaycan Dışişleri Bakanı Ceyhun Bayramov ve Ermenistan Dışişleri Bakanı Ararat Mirzoyan arasında 10 Mayıs 2024'te Almatı'da bir görüşme gerçekleşti. Görüşme sonrasında Bakanların, "sınır belirleme sürecindeki ilerlemeyi ve bazı konularda sağlanan uzlaşmayı takdir ettiklerini" ifade ederek, heyetlerin "Azerbaycan ve Ermenistan arasında barışın sağlanması ve devletlerarası ilişkilerin kurulması hakkında iki taraflı Anlaşma Tasarısı"nın maddelerini üzerinde görüşmeye devam ettiklerini, taraflar arasından halen bazı görüş ayrılıklarının bulunduğu, ancak üzerinde uzlaşma sağlanamayan konularda görüşmelerin sürdüğünü" ifade etmeleri iki ülkenin bugüne kadar hiç bu kadar barışa yakın olmadıkları yorumlarına neden oldu. Sonuç olarak Azerbaycan ve Ermenistan arasında sınır belirlemede hususunda sağlanan bazı mutabakat noktaları kuşkusuz büyük önem arz etmektedir. Ancak tarihi kökeni 200 yıla kadar uzanan, karmaşık, içten ve dıştan birtakım güçlerinin müdahale alanına dönüşen, çok sayıda sosyo-ekonomik ve politik unsurlar üzerine oturtulan, bölgesel ve küresel yansıması bulunan sorunlarının kısa vadede tamamen çözümünü beklemek aşırı iyimser bir tutum olacaktır. Bununla birlikte Azerbaycanlıların ifadesiyle "kenar güçlerin" müdahalesi olmaması halinde iki ülke aralarındaki sorunları bölge gerçeklerine uygun şekilde daha kısa zamanda hal edebileceklerini söylemek mümkündür.

  • 14 Mayıs 1948, Filistin toprakları üzerinde İsrail işgalinin tescillenmesine, işgalin "devletleşmesine" ve bir milletin (Filistin) trajedisini işaret eder. Bu tarih, hem İsrail'in kuruluş günü olarak kaydedilmiş hem de Filistinliler için Nekbe (Büyük Felaket) olarak anılmıştır. Ortadoğu ve Filistin açısından tarihsel bir dönemeç ve süreklilik kazanan sistematik bir felakete tekabül eden Nekbe, Filistin devleti ve toplumu açısından çok boyutlu bir süreç olarak görülebilir. Bu anlamda Nekbe'yi tarihi bir olay değil, aksine İsrail sistematik, kasıtlı bir şekilde yürüttüğü işgal, soykırım, tehcir ve yerleşimci teröründen bağımsız okumamak gerekiyor. Dolayısıyla Nekbe, Filistin halkının kitlesel sürgününün, toplumsal ve ekonomik yapısının çözülmesinin başlangıcıdır ve bu sürecin sosyo-politik sonuçları günümüze kadar uzanmaktadır. Dolayısıyla 1948'de başlayan Nekbe günümüzde de devam etmektedir. Örneğin 7 Ekim'den beri İsrail'in uyguladığı devlet terörünün temel amacı da Gazze Nekbesi oluşturmaktır.

SETA, güvenlik araştırmaları alanında terörizm, savunma, silahlanma, savaşın değişen doğası, radikalleşme ve sınır güvenliği alanlarında yerel, ulusal, bölgesel ve küresel ölçekte gelişen trendleri izlemekte ve bu doğrultuda araştırmalar yürütmektedir. Mesaisinin önemli bir kısmını saha araştırmalarına ayıran SETA, akademik dünya ile karar alıcılar arasındaki boşluğu doldurarak Türkiye’nin yakın coğrafyasında giderek asimetrik hale gelen güvenlik risk ve tehditlerine karşı cevaplar üretmeyi amaçlamaktadır.