Avrupa

Batı Cephesinde Değişen Yok

Türkiye'ye dair üretilmiş ne kadar basmakalıp ifade varsa..

BATIDA Türkiye üzerine yazılmış bir iki yazı önüme düştü. Bir arkadaş göndermiş. Bilen bilir. Türkiye üzerine tetikçilik yapan bu tiplerin ne yazdığına pek bakmam. Genelde Türkiye uzmanı geçinen tiplerin Batı’daki üçüncü sınıf uzmanlar olduğunu bilirim. Ayrıca Türkiye’deki birçok dış politika yazarı gibi oralarda Türkiye üzerine yazılanları Türkçe’ye çevirip kendim yazmışım numarası da yapmam. Kısacası pek ilgilenmem.
Arkadaş gönderince şöyle bir bakayım dedim. Değişen bir şey var mı?
Türkiye’ye dair nefret dili yerine daha akıllı bir dile terfi etmişler mi? Türkiye’nin yeni dönemdeki şartlarını öğrenmişler mi? Yoksa ezberden yazmaya devam ediyorlar mı?
Tabii hepsini okumadım.
Sabredemedim. Şöyle kabaca göz gezdirdim. İki ana tema ortaya çıkıyor.
Birincisi Türkiye’nin ne yapmaya çalıştığını tartışan yazılar. İkincisi ise Türkiye’ye ayar veren yazılar.
Birinci gruptakiler Türkiye’nin yeni dönemde nasıl bir strateji izleyeceğini anlamaya çalışıyor. Türkiye yakın dönemde Batı’nın bir parçası olarak mı hareket edecek yoksa Batı’ya meydan mı okuyacak? Erdoğan’ın seçim sonrası kurduğu kabine, yaptığı atamalar ve kritik konularda söylediği sözler uzun uzun ele alınıyor. Bunlardan nasıl bir genel resim çıkartılabileceği düşünülüyor.
Ama yazılara şöyle kabaca bakarsanız yeni dönemde Türkiye adına yeni bir şey söylemediklerini görürsünüz. Her kötü uzmanının yaptığı gibi “her şey olabilir, yakında göreceğiz” cümlelerini yazıların sonuna iliştirmişler. Türkiye karmaşık sinyaller veriyormuş. Zamanla göreceklermiş. İki ihtimal varmış. Türkiye ya batıyla uyum içinde yürüyecekmiş ya da meydan okumaya devam edecekmiş.
Çok tebrikler. Çok zekice. Gerçekten iki ihtimal var gibi. Bu adamlar kasıla kasıla Türkiye uzmanı geçiniyor. Orada burada Türkiye’yi yazıp konuşuyorlar. Diyecek laf yok. Türkiye’ye ettikleri düşmanlık bir yana, hala Türkiye’nin neyi neden yaptığını anlayamamışlar.
Sözüm ona Türkiye uzmanları hala takipçilerine Türkiye’nin ne yöne doğru gittiğini söyleyemeyecek haldeyse, bu adamların Türkiye’deki istihbaratları kesildiğindendir. Artık Türkiye’ye gelip bir iki budala gazeteci bir iki hevesli bürokratla konuşup onlardan veri ve bilgi toplayıp Washington’da yazmak ve onun üzerinden isim yapmak yok.
Bunların birçoğunun haber kaynakları kurudu. Türkiye’deki ancak marjinal tiplerle irtibatları kaldığından yazdıkları da öylesine marjinal ve boş oluyor.
Bu yazılarda dikkatimi çeken bir de ikinci grup var. Bunlar kararını vermiş.
Tartışma peşinde değil. Türkiye’yi mahkum etmek için yazıyor. Yazdıklarını destekleme derdinde de değiller. Yazılar genelde otoriterlik kelimelerinin ilk paragrafa bir şekilde sokuşturulmasıyla başlıyor. Sonra ufak ufak başka mecralara yol alıyor. Türkiye’ye dair üretilmiş ne kadar basmakalıp ifade varsa hepsi sıralanıyor. Tabii ardından tehdit ve provokasyon geliyor. Türkiye’ye “yola gelmesi” tavsiye ediliyor, Batı kamuoyunu “artık Türkiye’yi cezalandırmak gerektiği” söyleniyor.
Yani batı cephesinde değişen bir şey yok. Ya karmaşa ya tehdit. Hala Türkiye’nin geçirdiği dönüşümü yok sayıyorlar. Hala Türkiye’nin tehditle hizaya getirilebileceğinin düşünüyorlar.
İşin kötü tarafı bu adamlar Türkiye üzerine üretilen gündemi işgal ediyor.
Türkiye’nin artık bu oyunu bozması lazım.
Kolay değil. Ancak artık Türkiye’nin yeni dönemde bunlarla çok daha sert ve güçlü biçimde mücadele etmesi gerekecek. Yeni kurulan İletişim Başkanlığı’nın en merkezi görevinin de bu olduğunu düşünüyorum. Türkiye’yi dünyaya doğru düzgün anlatacak bir kanalımız var artık. Başına da çok değerli bir isim geçti. Prof. Dr. Fahrettin Altun bu mücadeleyi en iyi verecek isimlerden biridir..
Kendisiyle uzun yıllar çalışma fırsatına sahip oldum. Hem güçlü iradesi hem de bilgi ve becerisiyle ülkemize büyük katkılar sunacaktır. Tebrik ediyorum.
Başarılar diliyorum. Hocam, Allah yardımcın olsun..

[Takvim, 4 Ağustos 2018]

Etiketler: