Ağrı'nın Diyadin ilçesinde, mayıs ayında temeli atılması planlanan Türkiye'nin ilk Jeotermal Kaynaklı Tarıma Dayalı İhtisas Organize Sanayi Bölgesi ile Doğu Anadolu sebze ve meyve ihracatında söz sahibi hale gelecek. Tarımsal üretimde bir ilk olarak, Diyadin'deki jeotermal kaynakların değerlendirilmesi ve böylece hem bölge hem ülke ekonomisine katkıda bulunulması amacıyla geliştirilen projeyle kurulacak Diyadin Jeotermal Kaynaklı Tarıma Dayalı İhtisas Organize Sanayi Bölgesi'nin (OSB) temelinin 14 Mayıs'ta atılması planlanıyor.  ( Orhan Güngör - Anadolu Ajansı )

Ağrı'nın Diyadin ilçesinde, mayıs ayında temeli atılması planlanan Türkiye'nin ilk Jeotermal Kaynaklı Tarıma Dayalı İhtisas Organize Sanayi Bölgesi ile Doğu Anadolu sebze ve meyve ihracatında söz sahibi hale gelecek. Tarımsal üretimde bir ilk olarak, Diyadin'deki jeotermal kaynakların değerlendirilmesi ve böylece hem bölge hem ülke ekonomisine katkıda bulunulması amacıyla geliştirilen projeyle kurulacak Diyadin Jeotermal Kaynaklı Tarıma Dayalı İhtisas Organize Sanayi Bölgesi'nin (OSB) temelinin 14 Mayıs'ta atılması planlanıyor. ( Orhan Güngör - Anadolu Ajansı )

Ektiğimizi Biçeceğiz

Sürdürülebilir bir tarımsal gelişim için, hem etkili hem de geleceğe uzanacak kadar vizyoner adımlar atmaktan başka yolumuz yok. Bunu yaparken ise, geçmişten bugüne ektiğimiz uygulamalardan ne biçtiğimizi iyice tartarak ilerlemenin anlamlı olacağını düşünüyorum.

Geçen hafta bu köşede ilk çeyrek büyüme verilerinin analizini sunarken, sektörler kanadında tarımdan yok denecek kadar cılız bir destek aldığımızı belirtmiştim. Açıkçası tarımın, son zamanlarda inişli çıkışlı ve kararlılık içermeyen bir görünüm sergilediğini söylemek mümkün. Bağlı olduğu doğa koşullarının da elbette bunda zaman zaman payı oluyor ancak ülkemizde tarımdan daha etkin istifade etmenin mümkün olduğunu da öteden beri konuşmaktayız. Ayrıca biliyoruz ki tarım, ekonomiye katkı yapmanın ötesinde, gıda arzı güvenliğini sağlaması hasebiyle de oldukça kritik bir sektör. Üstelik Türkiye’nin; iklimi, coğrafi yapısı ve bol ürün çeşitliliğiyle, tarımda üstün bir potansiyele sahip olduğu da malum… İşte bu bağlamda, sürdürülebilir bir tarımsal büyüme için yapısal sorunlara eğilmeye devam etmemiz gerekiyor.

Geçtiğimiz günlerde OECD tarafından yayımlanan Agricultural Policy Monitoring and Evaluation (Tarım Politikası İzleme ve Değerlendirme) 2016 Raporu da, Türkiye’nin son 10 yılda tarım sektöründe yasal ve kurumsal çerçeveyi güçlendirmek adına takdire şayan bir ilerleme hikâyesi yazdığını belirtirken, birkaç noktaya dikkat çekiyor. Bunlardan biri, ilgili kamu kurumlarını, rekabetçi piyasa şartlarında işlev görecek hale getirmek için daha çok çaba sarf edilmesi gerektiği… OECD’nin 2016 raporunda bir diğer parmak bastığı noktanın ise, Türkiye’de tarıma verilen desteğin içeriğiyle ilgili olduğu görülüyor. Ülkemizde üretici desteklerinin daha çok piyasa bozucu önlemler kaynaklı olduğunun altını çizen rapor, satır arasına, tarımsal verimliliğin iyileşmesinde sürdürülebilirliğe dair bir soru işareti koyuyor.

VERİMLİ TOPRAKLAR İÇİN

Ve ben de tam bu noktada rapora bir virgül koyarak, verimlilik konusuna kısaca değinmek istiyorum. Nitekim tarımda arzu edilen verimliliği yakalayamadıkça, hayalimizdeki gürbüz sektöre ulaşmamız da imkânsız olacak. Zira memleket topraklarının mücadele ettiği problemlerin kayda değer bir kısmı, verimlilik meselesiyle bağlantılı. Söz konusu sorunların arasında ise, tarım topraklarının parçalı ve dağınık yapıda olması, başı çekenlerden. İşte bu doğrultuda süregelen toplulaştırma çalışmalarının etkin bir şekilde devam ettirilmesi, tarımda ölçek ekonomisi avantajlarına kavuşabilmemiz adına önem taşıyor. Keza bu minvalde, çiftçilerin de kaynakları birleştirme konusuna sıcak bakmaları meselesinin de altını çizmek gerek.

Tabii daha da tepeden bir bakışla, sektöre ilişkin en kritik hususlardan birinin, tarımsal üretim politikası planlamasına olan gereksinim olduğu ortaya çıkıyor. Hem de uzun vadeli cinsinden olanına… Zira dönemden döneme (mesela rağbete bakıp da) kafaya göre yapılan ekimlerle pekişen arz-talep dengesizlikleri, arkasında heba hasatlar, mağdur çiftçiler bırakırken, üretimin iç ve dış pazar bağlamında planlı bir görünüme kavuşmasını engelliyor. Hatta yine bağlantılı bir konu olarak, tarım alanlarının doğru ve verimli kullanılabilmesi için toprak haritasının da önem taşıyan mevzular arasında geldiğini eklemeden geçmeyeyim.

TOPRAĞA BİLGİ EKMEK

Verimlilik doğrultusunda ehemmiyet arz eden bir diğer unsurun ise, girdilerin ve mekanizasyonun bilinçli kullanılması olduğu ifade edilebilir. Verimlilik artışı için, modern teknoloji ve tekniklerin daha çok hayata geçirilmesi gerektiğine de şüphe yok. Bu arada, teknoloji demişken akla bir de hemen Ar-Ge geliyor ki, bunu tarımsal üretime de bağlamak gerek. Kast ettiğim, Ar-Ge çalışmalarıyla destek verilebilecek ve sektördeki yeni trendlere ayak uyduracak ürün çalışmalarına ivme kazandırma ihtiyacı… Tarımda katma değeri artıracak bu yaklaşımı henüz pek benimsediğimiz söylenemezken, tam bu noktadan OECD Raporu’na dönerek yazıma son vereyim: Raporun Türkiye sayfalarında dikkate sunulan son husus da, bugüne kadar toplam tarımsal desteklerin çok küçük bir kısmından yararlanan Tarımsal Bilgi ve Yenilik Sistemlerine aktarılan kamu yatırımlarının artırılmasını salık veriyor.

Ve sonuca gelirsem; tarıma dair, OECD raporunda da, bu yazıda da yer bulmayan ve iyileşmeye açık daha pek çok mesele olduğu ortada. Dolayısıyla da, sürdürülebilir bir tarımsal gelişim için, hem etkili hem de geleceğe uzanacak kadar vizyoner adımlar atmaktan başka yolumuz yok.

Bunu yaparken ise, geçmişten bugüne ektiğimiz uygulamalardan ne biçtiğimizi iyice tartarak ilerlemenin anlamlı olacağını düşünüyorum.

[Yeni Şafak, 24 Haziran 2016]

Etiketler: