Self-Oryantalizm ve Yerli İslamofobya

Self-Oryantalizm ve Yerli İslamofobya

Post-Kemalist dönemin varlığını siyasal anlamda geride bırakıyor olmak, zihinsel dönüşümün tam anlamıyla gerçekleştirdiğini göstermemektedir. Gezi Parkı sürecinde muhafazakârlar üzerinde oluşturulan sembolik şiddet, siyasal/sosyal açıdan kaybedilen pozisyonların yarattığı travma ile bağlantılıdır.
Paylaş:

Seküler elitlerin, Müslüman dünyada kolonizasyon sonrası süreçte uyguladıkları geleneksizleştirme ve İslamsızlaştırma politikaları, bu toplumlarda yerli bir ötekinin yaratılmasında doğrudan etkili olmuştur. Tarihsel süreç içerisinde şekillenen laiklik vurgusu, baskın modernleştirme projelerinin Müslüman toplumlarda yarattığı travmatik sonuçlar uzun süre etkisini sürdürdü. Bu açıdan bakıldığında Osmanlı-Türk modernleşmesi de özellikle radikal modernizasyon süreci ile birlikte kendi toplumlarında öteki (öz yurdunda garip öz vatanında parya) kategorisinin oluşturulduğu önemli bir örnek olmuştur. Frantz Fanon’un Cezayir örneğinde gösterdiği gibi, "kırık habituslar" içerisinde yaşanan modernleşme çabalarının, kendi dünyalarında yarattığı travma sadece beyaz adamla ilgili bir durum değildi. Beyaz adamın yerli tedarikçileri, modern olma adına kendi toplumsal dinamiklerini de bu modernliğe aykırı görmüş ve kendilerini var kılma adına yaşadıkları topraklarda ötekileri inşa etmiştir.

Osmanlı-Türk modernleşmesinde kıblenin değişimi olarak yorumlanan Tanzimat, bu tür bir sistematik modernleşme çabasının da miladı olarak kabul edilmektedir. Batılı düşünce ve sosyal yaşam tarzlarının nihai hedef olarak belirlenmesi, tarihsel blok içerisinde yer alan aktörlerin siyasi bir tercihi olarak yürürlüğe girmiş ve radikal olarak uygulanmaya konulmuştur. Bu yönüyle Türk modernleşmesi, çağdaşlarından ve öncü modellerinden önemli ölçüde ayrılmaktadır. Batı dünyası, farklı örnekleri olsa da geniş bir sosyolojinin katılımı sonucunda süreci yönlendirirken, buradaki tecrübe sınırlı bir seçkinler zümresiyle yürütülmüştür.

NİHAİ HEDEF
SEÇKİNLERİN DİN ANLAYIŞI
İSLAM’IN MEDYATİK TEMSİLİ
TÜRKİYE’DE ÖTEKİ

Pozitivizmin gelişimine paralel olarak din ve gelenekle ilgili simge ve değerlerin ortadan kalkacağına dair öngörünün reelde bir karşılık üretmemesi, sembolik karşılık anlamında hakaret içerikli görselliklerin ortaya çıkartılmasına neden olmuştur. Bu açıdan İslam karşıtı karikatür ve yayınlarda hedef olarak seçilen cami ve başörtüsü gibi İslami simgelerin, değer yüklü ve oldukça normatif bir kavram olan çağdaşlığa aykırı resmedilmesi, modern Türkiye’de hâkim olan kültürel iktidarın, din ve dinin yansımalarına yönelik katı ve biçimsel tepkileri olarak görülmelidir. Sorun Türkiye gibi nüfusunun önemli bir kısmının Müslüman olduğu bir toplumda bu tür karikatür ve pratiklerin nasıl ve ne gerekçelerle üretildiğidir? Avrupa’da var olan gerekçelerin bu topraklardaki pratikleri açıklaması pek de mümkün görünmemekle birlikte var olan bu tutumun Türkiye’de daha çok "kültür savaşları" şeklinde cereyan ettiğini gösterir niteliktedir.

Bahse konu bu sürecin İran, Mısır, Tunus ve Türkiye gibi Müslüman kimliğiyle ön plana çıkan ülkelerde tarihsel süreç içerisinde görülmüş olması ortak bir siyasal zihniyetin de varlığını göstermektedir. Nitekim Bobby Sayyid’in, Kemalizm’i salt Türkiye’ye özgü siyasi bir rejimin ismi olmaktan ziyade, Müslüman ülkelerin kolonizasyon sonrası/modernleşme dönemlerini ifade eden ortak bir eylem pratiği olarak tanımlaması, bu topraklardaki ötekilerin nasıl üretildiğine dair geniş ve açıklayıcı bir kavramsal çerçeve sunmaktadır. Söz konusu topraklarda var olan bu sorunlu politik inşa süreci, Batı-dışı toplumların da kendi içlerinde öteki olarak kategorize ettikleri bir topluluğu ortaya çıkartmıştır. En nihayetinde bu durum, yerli bir İslamofobya ve self-oryantalizm sorununu gündeme getirmiştir.

Bugün post-Kemalist dönemin varlığını siyasal anlamda geride bırakıyor olmak, zihinsel dönüşümün tam anlamıyla gerçekleştirdiğini göstermemektedir. Nitekim Gezi Parkı sürecinde özellikle muhafazakâr kesim üzerinde oluşturulan sembolik şiddetin varlığı, siyasal/sosyal açıdan kaybedilen pozisyonların yarattığı travma ile bağlantılı görülmelidir. Bu yazının konusu olan ötekileştirme pratiğinin belirli bir kimlik üzerinden yapılıyor oluşu, bu olgunun sadece Müslüman ve muhafazakârlara ilişkin bir durum olduğu anlamına gelmemektedir. Etnik, mezhebi ve siyasal açıdan ötekileştirilen insanların durumları bu pratiğin farklı veçhelerinin olduğunu ve biteviye süreceğini göstermesi açısından önemlidir.

[Star Açık Görüş, 12 Haziran 2016].


Paylaş:
İLGİLİ YAYINLAR