Dünya Trump’a Neden Şaşırdı?

Dünya Trump’a Neden Şaşırdı?

15 yıl içinde üç büyük şok ve travma yaşamış Amerikan toplumunun siyasal olarak bu travmalardan etkilenmesi ölçeğini, geleneksel parti fay hatlarında görmek en büyük yanılgıydı.
Paylaş:

Kimse beklemiyordu Trump’ın seçimi kazanacağını. Trump bile son bir aydır tüm kampanyasını, seçimlerin nasıl hileli olduğunu halka anlatmaya ayırmıştı. Amerikan tarihinde ilk kez, bir başkan adayı seçimi kaybetmesi durumunda bunu kabullenmeyeceğini söylüyordu. Seçim sabahı attığı tweet’te bile seçmenlerini seçimin hileli olduğuna inandırma gayreti vardı. Kamuoyu araştırma şirketleri ve siyasal analizciler Amerikan toplumundaki kutuplaşmaya işaret ederek iki aday arasındaki yüzdelik farkın Clinton lehine çok düşük bir şekilde gerçekleşeceğini savunuyordu. Kampanyalar da son düzlüğe girilirken aynı fikirdeydi. Yalnız son hafta içerisinde bazı uzmanlar ‘gizli Trumpçılar’dan ve özellikle gençlerin sandığa gitme oranından ciddi bir şekilde rahatsız olmaya başlamıştı. Bu durumun ne şekilde sonuçlanacağı ise yine bir muammaydı. Kamuoyunda Trump’ın kazanacağını savunanlar ise Amerikan sistemine temelden skeptik olan bir grup ile Trump’ın gelmesi durumunda Amerika’nın ve dünyanın daha güzel olacağını savunan bir gruptan ibaretti. Analizler genel olarak sosyolojik veya siyasal bir analizden ziyade ideolojik bir tavır ve muhalif bir beklentiden ibaretti. Peki, bu küçük grup haricindeki binlerce insanı Trump neden yanılttı?

Öncelikle herkesi yanıltan Amerika'daki kutuplaşmanın derecesiydi. Uzun yıllardır devam eden kutuplaşma argümanları ve tezleri sonrasında kutuplaşma sanki sıradanlaşarak Amerikan toplumunun bir parçası gibi algılanmaya başlamıştı. Silah taşıma izni, LGBT hakları, idam cezası ve kürtaj hakkında ortaya çıkan siyasal ve toplumsal fikir ayrılığına odaklanarak anlatılan siyasi polarizasyon uzun zamandır kendini sanki kontrol edilebilir ve kuşatılabilir bir şekilde sunmuştu.

100 YILIN ÜÇ BÜYÜK TRAVMASI

11 Eylül saldırıları Amerikan toplumu için büyük bir şoktu. Amerika tarihinde ilk kez kendi anakarasında saldırya uğramıştı. Bu saldırı sonrası ortaya çıkan İslamofobi dalgası Japon karşıtlığına benzer ama bu sefer daha uzun ve dirençli olmuştu. DEA şoku ve özellikle Amerikalı rehinelerin öldürülmesi videosu bu durumu daha da körüklemişti. Eskiden Marjinal olarak adlandırılacak İslam karşıtı söylemler iyice sıradanlaşmıştı. Irak Savaşı sırasında ve sonrasında kendini gösteren toplumsal travmanın da Vietnam Savaşı sırası ve sonrasında yaşanan sistem ve devlet karşıtlığına benzerliği oldukça dikkat çekiciydi. Washington eliti dahil kimse devlete tam olarak güvenmiyordu. Ne istihbarat örgütlerinin toplu açıklamaları ne de başkanın konuşmaları halkta ikna ve güven duyguları doğurmamaktaydı. Toplum artık siyasetin iç işleyişini ve Washington’da işlerin nasıl döndüğünü House of Cards gibi dizilerden ve artan komplo teorilerinden okumaktaydı.

ULUSLARARASI İZOLASYON FİKRİ
SAĞ POPÜLİZM

Kısacası tüm bunları aynı 15 yıl içinde yaşamış bir Amerikan toplumunun siyasal olarak bu travmalardan etkilenmesi ölçeğini geleneksel parti fay hatlarında görmek en büyük yanlışımızdı. Mesele Cumhuriyetçiler ile Demokratlar arasındaki bir mücadeleden Washington ile sistem karşıtlığı arasındaki bir mücadeleye çoktan evrilmişti. Artık yaşam alanları bile birbirinden farklılaşan kesimleri daha ciddi bir şekilde incelemek gerekecek. Amerika Trump sonrası bir yandan kurumlarının direncini test ederken öte yandan Trump’ın mobilize ettiği sosyolojik tabanın dünya için ne yaratacağını beraber bir şekilde görecek.

[Star Açık Görüş, 13 Kasım 2016].


Paylaş:
İLGİLİ YAYINLAR