Eski hüznün yavaş yavaş sessiz bir neşeye dönüşmesi, hayatın büyük gizemidir.
Demiş, Dostoyevski. Bizim Rusya hikâyesi de, bir nevi öyle oldu.
2016 yılında “ukde” meselelerimizden olan gergin ilişkiler, sağduyu telkin ettiğimiz bir süreç sonrasında, yitirilenlerin telafisi ve dahi ötesi ümidiyle sevince büründü.
ANLAŞMANIN ENERJİSİ
Bu kapsamda Erdoğan-Putin görüşmesinin özellikle enerji ayağı da, dünyaca izlenen bir merak konusu oldu. Mevzubahis enerji işbirliklerinde Türk Akımı'nın yeniden raftan indiği anlaşılırken, olayların kısa zaman dilimleri içinde iyi kötü ne zikzaklar çizebildiğine de bir kez daha tanık olduk.
BELKİ…
Zikzakları bizzat yaşadığımız o günden bugüne geçen süreç sonrasında, şimdi o görüşlerim hala ve yeniden ve hemen her paydaş için geçerli. İç-dış tehditlerin, risklerin ve dalgalanmaların son dönemde bolca gün yüzüne çıktığı mevcut noktada, hatta daha da geçerli.
Bunu neden yazıyorum derseniz; haftanın mutabakatındaki enerji başlığının 2. ana maddesi olan nükleer meselesine de pencere açmak için diyerek devam edeyim.
AKKUYU HIZLANACAK
Bildiğiniz gibi; Erdoğan-Putin görüşmesi, duraksayan Akkuyu Nükleer Santral Projesi'nin de canlanacağını haber vermiş oldu. İyi de oldu zira proje, malum dönemde ipin ucuna asılı kaldıkça geriliyor ve planlanan takvimden giderek uzaklaşıyor gibiydi. Şimdi projeye “stratejik yatırım” statüsünün de verilecek olmasıyla birlikte, sürecin hızlanacağı anlaşılıyor.
Hayırlı olsun diyelim. Lakin bu vesileyle, uzun vadeli “nükleerde yerlileşme” mevzuuna da ciddi bir şekilde eğilmek gerektiğini ısrarla hatırlayalım.
AKILLI MÜŞTERİ OL
Baktığınız zaman küresel tecrübe de, nükleerde yabancı destek alan ülkelerin “intelligent customer- akıllı müşteri” olmasını ve bir plan çerçevesinde zamanla know-how edinmelerini salık veriyor. Bu ise, başarılı bir program için, kapsamlı bir şekilde nükleer yetenekler edinmemiz anlamına geliyor. Nasıl derler; “yerli ve milli” nükleer yetenekler…
Konu çok derin ancak ben öne çıkan iki kriterle özetleyeyim: Bunlardan biri, nükleer enerjide başarı ve istikbal için bir vizyon sahibi olmaktan geçiyor. Diğeri ise, “emniyetli” bir nükleer program tesis etmekten… Bir diğer ifadeyle, fırsatı avantaja çevirirken, risklerden korunmaktan…
Ve her iki ayak için ise, Türkiye'nin nükleere dair “insan kaynağı” ile “düzenleyici altyapısını” çok ciddi şekillendirmesi acil ve farz…
Bugünden yarına neticelenemeyecek bu uzun soluklu gereksinimlerin, nesillere intikal edecek boyutları var.
Rusların dediği gibi; “Ağacı bir nesil diker, gölgesinde sonrakiler oturur.”
Ağacın kökleri sağlam olmalı…
[Yeni Şafak, 12 Ağustos 2016].

