-
“Cumhuriyet İlkelerine Saygıyı Güçlendirme Yasası” neleri içermektedir?
Fransa’da kısaca “bölücülük yasası” diye anılan ve ellinin üzerinde madde içeren yasa tasarısının içeriğine baktığımızda genel hatlarıyla şunları görmekteyiz:
- Kamu hizmetinde bulunan memurlarda dini anlamda tarafsızlık ve Cumhuriyet ilkelerine uygunluk şartı aranacak,
- Polis, öğretmen gibi kamu görevlilerine yönelik sosyal medyada baskı ve hedef göstermek ağır cezalık suç sayılacak,
- Üç yaşından itibaren çocukların evde eğitim almaları istisnalar dışında yasaklanacak,
- Spor kulüplerinde, derneklerde ayrılıkçı fikirler görülmesi halinde kulübün kapatılacak ya da kayyum atanacak,
- Kamu yararına çalışan özel şirketlerde de başörtüsü yasağının getirilecek,
- İbadet kurumlarının devlet denetimine alınması ve finansal yapılarının denetlenerek yurt dışından mali destek almaları zorlaştırılacak,
- Dini dernekler her beş yılda bir devlet onayına başvuracaklar,
- Kamu kuruluşundan hibe almak isteyen derneklere Cumhuriyet değerlerine bağlılık şartı getirilecek ve konuya dair bir sözleşme imzalatılacak,
-Dini mekanlarda siyaset yapılması yasaklanacak, buralarda yasaların uygulanmasına karşı çıkan herhangi bir çağrı, halkı ayaklanmaya kışkırtma suçunu işleyenlere 3 aydan 2 yıla varan hapis cezası verilecek,
- Terör suçlarından hüküm giyenlere 10 yıl boyunca dini derneklerde yönetici olma yasağı getirilecek,
- Valiler kişi veya gruplara karşı nefret veya şiddeti kışkırtan, meşrulaştıran, nefrete teşvik eden düşünce ve söylemleri yayan ibadethaneleri kapatma yetkisine sahip olacaklar.
-
Tasarıya karşı Fransız Müslümanları nasıl tepki verdiler?
-
Fransa’nın bu yasayı çıkarmadaki amacı nedir?
Charles De Gaulle’e atfedilen ve 1950’lerin sonunda söylediği düşünülen şu cümleler Fransız devletinin ve elitlerinin niyetini kısaca özetlemektedir:
“Fransız halkının 10 milyon, yarın 20 milyon, ertesi gün 40 milyon Müslümanı entegre edebileceklerini mi düşünüyorsunuz? Eğer Cezayir’in bütün Arap ve Berberilerini Fransız olarak nitelersek, yaşam şartları çok daha iyi olan ana karaya (Fransa’ya) gelip yerleşmelerini nasıl engelleyeceğinizi düşünüyorsunuz? Köyüm bu durumda Colombey-İki Kilise olarak değil Colombey-İki Cami olarak adlandırılacaktır.”
-
Yasanın uluslararası ilişkilere bir etkisi olacak mı?
Madalyonun diğer yüzünde temsil edilen Müslümanlar ise sahip oldukları tüm beceri, birikim ve artan özgüvenlerine rağmen devasa devlet aparatının karşısında henüz yeterince güçlü değiller. Aynı şekilde meseleyi Fransa dışından izlese de müdahil olmaya çalışan başta Türkiye olmak üzere halkı Müslüman olan ülkelerin de ortak bir anlayışta birleşerek etkin bir güç ortaya koyması şartlar gereği çok mümkün görünmemektedir. Bununla birlikte en azından Batı’da giderek yaygınlaşan İslamofobinin ısrarla dile getirilmesi yoluyla, Müslüman karşıtı siyasetin rahat hareket edip zemin kazanmasının önlenmesi mümkündür. Yine bir süre önce Türkiye’nin öncülüğünde gündeme getirilen “Fransız mallarına boykot” uygulaması daha da etkinleştirilebilir ki bu da Fransa ile halkı Müslüman olan ülkelerin arasındaki ilişkileri sorgulanır hale getirecektir. Bu minvalde özellikle Fransa için hayati çıkarların bulunduğu Afrika’da sadece Fransız siyasetinin değil, kültürünün, ticaretinin ve imajının da zarar göreceği yeni bir dönemin başlaması olasıdır ki bu, Fransız elitlerini frenlemeye yardımcı olacaktır.
-
Fransa Müslümanları ne yapmalı?
İlk planda yapmaları gereken hemen her Batı ülkesinde bulunan ve hükümetlerin “İslam işleri sözcüsü” konumunda görülebilecek olan sözde “İslam uzmanları”nın bilinçli bir itirazla reddettikleri İslamofobiyi ısrarla dile getirmeye çalışmaktır. Müslüman olsun ya da olmasın hemen her ülkede bulunan hakkaniyetli çevrelerle ortak çalışmalar yapılabilecek “İslamofobiyle Mücadele Enstitüleri” kurulması için çaba göstermek söz konusu çabanın profesyonelleşmesine ve Batılı insanın anlayacağı “dile” dönüştürülmesine katkı sağlayacaktır.
Özellikle göçmen kökenli olmayan Fransız Müslümanların ön plana çıkarak ülkelerindeki İslam karşıtlığını daha geniş bir perspektiften eleştirmeleri yararlı olacaktır. Bu minvalde halkı Müslüman olan ülkelerden alacakları doğrudan ya da dolaylı yasal destekleri de mücadele için kullanmanın yolunu araştırmaları gerekir. Bilindiği üzere dünyanın diğer yerlerindeki Müslümanlarla iletişim içinde olmak söz konusu desteklere giden yolun ilk basamağıdır.
Son olarak bilinmesi gerekir ki gerek Fransız yönetiminin Türkiye ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’a referansla dile getirdiği “İslam’ın dış güçlerin etkisinden kurtarılacağı” yaklaşımının sorumlusu ne Türkiye ne de Cumhurbaşkanı Erdoğan’dır. Fransız devletinin İslam’ı çerçeveleme çabalarını 1980’li yıllara kadar götürebilirsek de zaman zaman Fransız devletinin bu algı operasyonunun etkisinde kalan çevrelerin asıl odaklanmaları gereken yeri doğru kavramaları ve hedef saptırıcı algı oyunlarının ötesine geçerek düşünmeleri gereken şudur: Fransa’nın İslam dini ve Müslümanlarla sorunu ne Erdoğan ne de Türkiye Cumhuriyeti devleti ile başlamıştır. Bu sorun Napolyon Bonapart’ın Mısır’ı işgaliyle başlamıştır.
