Terörle Mücadelede Yeni Arayışlar

Terörle Mücadelede Yeni Arayışlar

Terörün kaynakları üzerine yapılmış önemli çalışmaların hiçbiri Türkçeye çevrilmiş değil. Terör üzerine enstitüler ve araştırma merkezlerimiz zaten yok. Terörün verisini tutan bağımsız bir kurumumuz yok.
Paylaş:

Hemen her terör olayından sonra gündeme geliyor "Terörle nasıl mücadele edilmeli?" sorusu. Sonra her kafadan bir ses çıkıyor. Kimisi terörle mücadelenin teröristle mücadele demek olmadığı fikrine dayanıyor. Kimisi terörle mücadelede özgürlük alanının daraltılmaması gerektiğini savunuyor. Kimisi sınır ötesi operasyon öneriyor. Kimisi uluslararası aktörlere dikkat çekiyor.

Bütün bunlara rağmen, konuyla ilgili kapsamlı bir cevabımızın olduğunu söylemek zor. Herkes genelde birbirinden duyduğu ve araştırmak ihtiyacı bile hissetmediği ezberleri konuşmaya devam ediyor. Nasıl olsa kimsenin ne dediğinin hesabı ve kaydı tutulmuyor.

Konuyla ilgili herkesin bir fikri olsa da çok az kişinin bilgisi var. Bu nedenle de sistematik ve bütüncül terörle mücadele planları bulmak çok zor. Rakip fikirler bütüncül bir şekilde ifade edilmiş ve bunların arasında yarışmacı bir tartışma kurulabilmiş değil. Bunun yerine kendi kendini doğrulayan kehanetler üzerinden konuşuyoruz. Mesela bir gazete yazısında "Türkiye’nin Kandil’i kontrolde tutması mümkün değil" iddiası dillendiriliyor. Sonra bu fikir televizyonlarda seslendiriliyor. Bu fikri çok beğenen Genelkurmay Başkanı "Kandil’i elde tutmak imkânsız" diye bir açıklama yapıveriyor. En sonunda gazetede Genelkurmay Başkanı kaynak gösteriliyor. Hâlbuki kendisi bu fikrin kaynağı değil sadece bir tekrarlayıcısıydı.  Bu sadece siyasete, bürokrasiye, medyaya ve sivil topluma mal edilebilecek bir konu değil. Toplumun tüm gruplarını eşit derecede ilgilendiren hayati bir konu olarak 40 yıla yakın bir süredir terör diye bir gündemimiz var ve maalesef toplum olarak bu hayati meselemize çözüm üretmiyoruz, üretemiyoruz. Çünkü konuyu çoğunlukla gündelik kavganın içinde kapsamlı araştırmalara tabi tutmadan geçiştiriyoruz. Hâlbuki bütünlüklü bir terörle mücadele zihniyetinin kurgulanması için öncelikle bütünlüklü çalışmalara ihtiyaç var. Terörün asıl itibariyle neden doğduğunu ve ne anlam ifade ettiğini anlamlandırabilecek bilgiden yoksunuz. Çünkü terör sorunumuzu akademik olarak bile çalışmamışız.

SADECE 27 TEZ HAZIRLANMIŞ

Hâlbuki "Neden?" sorusu doktora tezi gibi akademik çalışmaların en önemli sorusudur. Terör de Türkiye’nin en önemli sorunu... Fakat bu ikisini hiç birleştirme ihtiyacı duymamışız. Konuyla ilgili kitap da yazmamışız. Uluslararası makaleler de çıkarmamışız. Hadi biz yazmadık, yazanları da okumamışız, okutmamışız. Terörün kaynakları üzerine yapılmış önemli çalışmaların hiçbiri Türkçeye çevrilmiş değil. Terör üzerine enstitüler ve araştırma merkezlerimiz zaten yok. Çok daha acısı terörün verisini (sayısını) tutan bağımsız bir kurumumuz yok. Konunun kökenleriyle aslında hiç ilgilenmediğimize dair daha birçok örnek bulunabilir.

Bu açıdan bakınca terörle ilgili en az bilgi üretmiş olan toplum grubunun akademi olduğunu söyleyebiliriz. Devlet gibi ağır işleyen bir mekanizma bile bu konuda akademiden daha fazla araştırmacı bir eğilim göstermiş. Örneğin 90’lı yıllardaki güvenlikçi mücadelenin işe yaramaz olduğu iddia edildiği için devlet 2000’li yıllarda özgürlükçü bir mücadele biçimi benimsedi. Sonrasında bunun da çare olmadığı ortaya çıkınca, yöntem tekrar değiştirildi. Tüm bu süre zarfında akademik olarak ne üretildiğini sorarsanız koca bir hiç demek mümkün.

Türkiye’ye yönelik terörün artık belli siyasal hedeflere yönelik yapıldığını bile söylemek imkânsız. PKK terörünün Kürtlere, DAEŞ terörünün Müslümanlara yarar sağlamadığı gün kadar aşikâr. Suriye’de semirme imkânı bulan tüm terör örgütleri kimlikleri, çıkarları, hedefleri her ne olursa olsun, kendilerine buldukları terörizm için uygun ortamı sonuna kadar kullanacaktır. Bu koşulların farkında ve bunlara cevap olabilecek terörle mücadele stratejilerine ihtiyacımız var. Bütünlüklü bir terörle mücadele stratejisi için öncelikle bütünlüklü bir savunma stratejisine ve iyi bir savunma stratejisi için de iyi bir güvenlik stratejisine ihtiyacımız var. Bütün bu katmanlar arasında pürüzsüz ilişkilerin inşa edilmesi ve siyasal otoriteden çıkan kararların devletin en alt kademelerine yani kılcal damarlarına kadar sorunsuzca ulaşması gerekiyor. Bütün bu tutarlılığı oluşturmak için de öncelikle terörün kaynağına dair başarılı açıklamalar üretmek gerekecek. Terörün kaynağını doğru tespit edemezseniz, müdahaleyi nereye yapacağınızı da bilemezsiniz.

DEVLET OTORİTESİNİ GÜÇLENDİRMEK
YALNIZ BIRAK VE HUZURSUZ ET

Bizde maalesef terörle mücadele meselesi uzun süre anlamsız bir şekilde özgürlük-güvenlik paradoksu çerçevesinde tartışıldı. PKK’nın "Kürtlere daha fazla özgürlük" talep ettiği fikri fiilen kabul edildi ve özgürlük genişletildikçe güvenliğin artırılacağı fikri yaygınlık kazandı. Hâlbuki dünyada terörle mücadele adına yapılan planlara bakıldığında böylesi kabullenmeler bulamazsınız. Asıl olan bu asimetrik savaşın nasıl yürütüleceği meselesidir. Terör örgütünün taleplerine odaklanmak yerine onu etkisiz hale getirecek yöntemlere odaklanmak gerekecektir. Terör örgütünün hedeflerini konuşmak yerine artık terörle mücadelenin yöntemlerini acilen konuşmak ve tartışmak durumundayız.

[Star Açık Görüş, 20 Mart 2016].


Paylaş:
İLGİLİ YAYINLAR