Son yıllarda Türk dış politikasının ve uluslararası siyasi gündemin ilk sıralarında yer alan Doğu Akdeniz’de, Türkiye ve Mısır arasında başlayan normalleşme adımları, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) açısından ciddi endişelere sebep oldu. Zira bir süredir Ankara’nın Atina, Kahire ve Tel Aviv ile gergin ilişkilerini fırsat olarak değerlendiren Rum yönetimi, siyasi hamisi konumundaki Yunanistan ile birlikte hareket ederek Türkiye’yi Doğu Akdeniz’de yalnız bırakmaya ve etkisiz hale getirmeye çalışıyordu. Ancak Ankara-Kahire arasında diplomatik görüşmelerin başladığının açıklanmasıyla beraber, küçük bir ülke olarak GKRY’nin son yıllarda Doğu Akdeniz’e yönelik izlediği ihtiraslı politikaların kritik bir çıkmaza girdiği söylenebilir.
GKRY’nin Yunanistan başta olmak üzere bazı devletlerle ve çok uluslu enerji şirketleriyle Doğu Akdeniz'de oluşturmaya çalıştığı ittifak girişimlerine karşı Türkiye de kendi ulusal menfaatlerini korumak adına gerek masadaki diplomatik adımlarla gerekse sahadaki askeri varlığıyla aktif bir siyaset izliyor.
Türkiye’nin Doğu Akdeniz’e dair yakın zamanda attığı ve Rumların telaşlanmasına yol açan yeni adım uzun zamandır gerilimin yüksek olduğu Mısır’la ilişkilerin normalleştirilmesine yönelik sinyaller oldu.
GKRY’nin siyasi hamisi Yunanistan’la birlikte son yıllarda Doğu Akdeniz’de Türkiye hedef alan yüksek düzeyli güvenlikleştirme siyaseti küçük çaplı “başarılara” imkan verse de bunlar, Türkiye gibi milli menfaatlerini korumak için kararlı duruşundan taviz vermeyen bir ülke için fazla bir anlam ifade etmiyor.
Rum yönetimi, Doğu Akdeniz’de Türkiye’ye karşı yürüttüğü politikaya yakın zamanda Fransa’yı da dahil etti. Bu minvalde daha önce iki ülke arasında imzalanan askeri ve güvenlik işbirliği anlaşması, 2017 yılında revize edildi ve Rum ordusunun modernleştirilmesi karşılığında Fransa’ya üs verildi. Bu anlaşma sonrasında iki ülke, Doğu Akdeniz’de birlikte hareket etmeye ve sık sık ortak askeri tatbikatlar düzenlemeye başladı. Burada Fransız enerji şirketi Total’in GKRY’nin tek taraflı ilan ettiği parsellerde aktif şekilde doğalgaz araması ve bölgedeki kaynaklardan kazanç sağlamak istemesi dikkate alındığında, son yıllarda gelişme gösteren Rum-Fransız ortaklığının ardındaki ekonomi-politik temeller daha iyi anlaşılabilir. Bunun yanında Rum yönetiminin, Fransa gibi bölge-dışı bir ülkeyi denkleme dahil ederek, Doğu Akdeniz’de kalması gereken bir meseleyi uluslararası bir mesele haline getirmeye çalıştığı ifade edilebilir.
Bunlara paralel olarak, Rum-Yunan ortaklığının bazı bölge ülkeleriyle yakın zamanda resmî bir örgüt çatısı altında bir araya geldiklerini de söylemek gerekiyor. Buna göre iki ülkenin öncülüğünde 2019’da gayri resmi bir yapılanma olarak başlatılan Doğu Akdeniz Gaz Forumu (DAGF), geçen yıl resmî statü kazandı ve Kahire merkezli uluslararası bir örgütlenme haline geldi. Yapılan açıklamalara göre, örgütün amacının bölgedeki doğal kaynakların, yine bölge ülkelerinin arasında verimli şekilde dağıtılması olduğu iddia edildi. Ancak Akdeniz’de en uzun kıyı şeridine sahip Türkiye’nin örgüte davet edilmemesi, Türkiye’nin açıkça bölgedeki denklemden dışlanmak istendiğine işaret ediyor. Dolayısıyla örgütün iddia edilen amacının gerçekle bağdaşmadığı anlaşılıyor.
Son olarak, Rum yönetimi Türkiye ve KKTC’nin varlığını göz ardı ederek tek taraflı ilan ettiği parsellerde hidrokarbon arama ve sondaj çalışmaları için çok-uluslu şirketlere ruhsatlar verdi. Aralarında Amerikan ExxonMobil ve Noble, Fransız Total, İngiliz BP, İtalyan ENI, Katarlı Qatar Petroleum ve Güney Koreli Kogas’ın bulunduğu uluslararası enerji şirketleriyle anlaşmalar yapan Rum yönetimi, hem Doğu Akdeniz meselesine uluslararası bir boyut kazandırmaya hem de Türkiye’nin bölgeye yönelik olası müdahalelerinin önüne geçmeye çalışıyor.
Türkiye’nin Doğu Akdeniz’e dair yakın zamanda attığı ve Rumların telaşlanmasına yol açan yeni adım ise, uzun zamandır gerilimin yüksek olduğu Mısır’la ilişkilerin normalleştirilmesine yönelik sinyallerdir. Buna göre güncel bir gelişme olarak Mısır’ın yakın zamanda açtığı doğalgaz arama ihalesine, Türkiye’nin deniz yetki alanı ilan ettiği yerleri dahil etmemesiyle başlayan süreç, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun Mısır ile de deniz yetki alanları sınırlandırma anlaşması yapılabileceğini ifade etmesiyle yeni bir boyuta taşındı. Halihazırda iki ülke arasında devam eden diplomatik görüşmelerden olumlu bir sonuç çıkması durumunda, Rum-Yunan ortaklığının bölgede kurmaya çalıştığı ittifakın zayıflayacağı bekleniyor. Zira Türkiye ve Libya arasında deniz yetki alanlarının sınırlandırılmasına ilişkin imzalanan mutabakata benzer bir anlaşmanın Türkiye ve Mısır arasında da yapılması, Rum-Yunan ortaklığının Doğu Akdeniz’deki iddialarını hukuken bir kez daha akamete uğratacaktır.
Türkiye masada attığı bu tür diplomatik adımlarla birlikte, sahadaki kararlı duruşundan da vazgeçmiyor. Bunun için Türkiye bir yandan sahip olduğu arama ve sondaj gemilerini Doğu Akdeniz’e sevk ederek saha faaliyetlerine devam ediyor, diğer yandan askeri unsurlarını bölgeye yönlendirerek bir caydırıcılık yaratıyor. Burada 2018 yılında ENI’ye ait bir geminin, Türkiye’nin deniz yetki alanı ilan ettiği bir parselde doğalgaz araması yapmak istemesi üzerine, Türk savaş gemileri tarafından engellendiğini hatırlatmakta fayda var. Çünkü bu gelişmenin ardından şirket, bölgedeki faaliyetlerini bir süreliğine askıya aldığını açıkladı. Dolayısıyla Rumlar Doğu Akdeniz özelinde Türkiye’ye nasıl yaklaşıyorsa, Türkiye’nin de bu politikaya mütekabiliyet ilkesi uyarınca aynı düzeyde karşılık verdiği görülüyor.
Sonuç olarak, GKRY’nin siyasi hamisi Yunanistan’la birlikte son yıllarda Doğu Akdeniz’e yönelik Türkiye aleyhinde yüksek düzeyde güvenlikleştirme siyaseti izlediği anlaşılıyor. Ancak bu güvenlikleştirme siyasetinin sonucunda edinilen küçük çaplı “başarıları”, kalıcı birer başarı olarak görmemek gerekir; çünkü bunlar, Türkiye gibi milli menfaatlerini korumak için masada siyasi gücünü ve sahada sert gücünü kullanmaktan çekinmeyen bir ülke için esasen çok fazla bir anlam ifade etmiyor. Hele ki son zamanlarda Mısır’la ilişkileri normalleştirmeye yönelik atılan adımlar, Türkiye’nin yeri ve zamanı geldiğinde oyun değiştirici hamleler yapabileceğini ve GKRY’nin büyük ihtiraslarını çıkmaza sokabileceğini açıkça ortaya koyuyor.
[AA, 22 Mart 2021].