Ortadoğu’da Yeni Bir Dönüm Noktası: İsrail’in İran’a Yönelik Saldırıları Ne Anlama Geliyor?

Ortadoğu’da Yeni Bir Dönüm Noktası: İsrail’in İran’a Yönelik Saldırıları Ne Anlama Geliyor?

İsrail'in İran'a yönelik başlattığı kapsamlı askeri saldırı, Ortadoğu'daki gerilimi yeni bir boyuta taşırken, bölgedeki stratejik denklemleri ve geleceği yeniden şekillendirme potansiyeli taşıyor.
Paylaş:

13 Haziran Cuma sabahının erken saatleri Ortadoğu’da on yıllardır süregelen gerilimin yeni ve belki de en tehlikeli aşamasına işaret ediyor. İsrail, İran’a yönelik kapsamlı bir askeri saldırı başlattı. Bu saldırının zamanlaması, kapsamı ve hedefleri bölgedeki stratejik denklemleri yeniden ele almayı gerekli kılıyor.

İsrail’in yoğun hava saldırıları, İran’ın askeri ve stratejik derinliğine yönelik planlı bir hamle olarak öne çıkıyor. Saldırılar ağırlıklı olarak İran’ın üst düzey askeri komutanlarını, nükleer bilimcilerini, nükleer programına ait tesisleri ve balistik füze altyapısını hedef aldı. İran resmi haber ajanslarından alınan teyitler saldırının yıkıcı etkilerini ortaya koydu: Buna göre İran Genelkurmay Başkanı Muhammed Bakıri, Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) Komutanı Hüseyin Selami ve Hatemül Enbiya Karargahı Komutanı Gulam Ali Reşid gibi kilit askeri figürler ile önde gelen nükleer bilimciler Muhammed Mehdi Tahrançi ve Freydun Abbasi’nin hayatını kaybettiği bildirildi.

Askeri hedeflere ek olarak İran’ın stratejik altyapıları da vuruldu. Natanz’daki kritik nükleer tesisin yanı sıra Tebriz, İlam ve Kirmanşah gibi stratejik bölgelerdeki balistik füze tesisleri de İsrail saldırılarının doğrudan hedefi oldu. İran Kızılayı’nın açıklaması saldırıların etkisinin 12 eyalete yayıldığını ve geniş bir coğrafyada hasara yol açtığını ortaya koydu. Bu bilgiler saldırının sadece sembolik değil aynı zamanda İran’ın askeri ve nükleer kapasitelerine somut bir darbe indirme amacı taşıdığını düşündürmektedir. Yaşanan gelişmeler İsrail-İran gerilimini doğrudan ve açık bir çatışma safhasına taşırken Ortadoğu’nun geleceğine dair belirsizliği artırmaktadır.

Bu saldırının boyutu, hedefleri ve askeri anlamı nedir? İsrail açısından bu saldırıların gerekliliği ve stratejik değerlendirmesi ne şekilde yapılmalıdır? İran’ın saldırılara karşı olası tepkisi ve Tahran yönetimine bunun uzun vadede etkileri neler olabilir? Dahası bu saldırılar nükleer müzakereleri nasıl etkileyecek ve bölgedeki jeopolitik denge ve istikrarı nasıl şekillendirecektir? Son olarak bu saldırılar sadece stratejik bir hesaplaşma mı yoksa bölgedeki teopolitik karşıtlığın kaçınılmaz bir sonucu olarak mı okunmalıdır?

İsrail’in İran’a yönelik kapsamlı saldırısının çok boyutlu etkilerini analiz etmek amacıyla bu kritik soruları konunun önde gelen uzmanlarına sorduk.

Hazırlayan

İsmet Horasanlı

Uzmanlar

Hurşit Dingil

Murat Aslan

Gökhan Çınkara

Mustafa Caner

İsmet Horasanlı

Can Acun

Muhammed Hüseyin Mercan

 


Güvenlik Analisti
 

Saldırıların boyutu ne ve hangi hedeflere yönelik yapılmıştır?

13 Haziran 2025 gece saat 02.00-03.00 arasında başlayan İsrail’in çok aşamalı hedefli hava saldırıları İran’ın askeri (kara-deniz-hava/uzay) ve nükleer komuta yapısını büyük ölçüde hedef almıştır. Saldırıda İran Genelkurmay Başkanı Muhammed Bakıri, Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) Genel Komutanı Hüseyin Selami, DMO Havacılık ve Uzay Kuvvetleri Komutanı Emir Ali Hacızade ve Hatemül Enbiya Komutanı (DMO müşterek kuvvetler komutanı) Gulam Ali Reşid ile birlikte çok sayıda nükleer bilimci ve nükleer yetkili öldürülmüştür. Buna ek olarak İran’ın nükleer tesisleri (Fordo ve Natanz), kritik askeri tesislerini koruyan batı bölgesindeki hava savunma sistemleri ve askeri yerleşkeler de saldırılarda hedef alınmıştır. Saldırılarda Tahran’da bulunan DMO komutanlarının yaşadığı konutlar ve DMO ana karargahları kuvvetle muhtemel alçak irtifalarda manevra yapabilen akıllı ve güdümlü mühimmatlarla vurulmuştur. Alçak irtifada manevra yapabilen bu mühimmatlar saldırıların içeriden yardımcı unsurlarla iş birliğinde (hedef tespit-doğrulama) gerçekleştirildiği çıkarımına neden olmaktadır. Bu saldırılar 12 Nisan’da Umman’da başlatılan ABD-İran nükleer müzakerelerinin iki ay geçmesinin sonrasında gerçekleşmiştir. Müzakerelerde dördüncü tur itibarıyla anlaşmazlıklar başlamış ve ilk olarak Bender Abbas Limanı patlaması gündeme gelmiştir. Söz konusu patlama müzakereleri askıya almış ve ardından beşinci tura geçilmiştir. Bu anlaşmazlıklar İran’ın nükleer program kapsamında elde ettiği zenginleştirilmiş uranyum (yüzde 60) ve buna yönelik faaliyetler temelinde gelişmiştir.

Öte yandan 12 Haziran itibarıyla ABD Başkanı Donald Trump’ın İran devrim rehberine gönderdiği anlaşma çağrısı ve tehdit mektubundaki süre de dolmuştur. Bu mektupta Trump, İran ile anlaşma yapılmazsa askeri seçeneklere başvurulacağını belirterek tehdit beyanında bulunmuştur. Nitekim bu sürenin dolmasına bağlı olarak İsrail’in dahil olduğu ilk aşamada Düşman Hava Savunma Sistemlerinin İmhası Harekatı (DEAD) başlatılmıştır. Bir diğer ifadeyle ABD müzakereler tıkandıkça İsrail üzerinden İran’ı dengelemiştir. Bu doğrultuda Nisan ve Ekim 2024’te İsrail’in gerçekleştirdiği Düşman Hava Savunma Sistemlerinin Bastırılması Harekatı’nın (SEAD) devamı olarak söz konusu bu saldırı dizini gerçekleştirilmiştir. Nisan ve Ekim 2024 hava saldırılarında İran’ın nükleer ve kritik askeri tesislerini koruyan hava savunma şemsiyesi büyük ölçüde sakatlanmıştır.

19 Nisan 2024 tarihli hava saldırısında İsfahan’da bulunan 8. Şikari Ana Jet Üssü’ndeki S-300 hava savunma sistemleri ünitelerinin kamikaze İHA’larla hedef alındığı açık kaynaklara yansımış ve uydu görüntüleri de bu durumu teyit etmiştir. Benzer şekilde 26 Ekim 2024’te gerçekleştirilen hava saldırısında Tahran ve çevresindeki Hawk, S-300 ve S-300PMU-2 hava savunma sistemleri, radar, ateş kontrol üniteleri ve bataryalarının bazıları vurulmuştur. Açık kaynak bulguları ve uydu görüntüleri de bunları teyit etmiştir. Nihayetinde 2024’ten bu yana hava savunma şemsiyesi görece devre dışı bırakılan İran, nükleer müzakerelerin tıkanmasına bağlı olarak kapsamlı ve hedefli şekilde vurulmuştur. Esasında İran’ın nükleer müzakerelere yönelmesinde bu saldırılarla hava savunma şemsiyesinin etkisiz kalması da önemli bir yerde durmaktadır. Bu saldırıların maksatlarında İran’ın askeri komuta ve nükleer komuta hiyerarşisini ortadan kaldırmak hedeflenmiş, bununla birlikte yüksek seviyeli karar alıcılar öldürülmüştür. Saldırılarda hedef alınan komutanların İsrail’e düzenlenen “Sadık Vaat 1 ve 2” balistik füze, seyir füzesi ve kamikaze İHA operasyonlarından sorumlu yüksek seviyeli karar alıcı komutanlar olması bu saldırıdaki öne çıkan motivasyonlardan biridir.

Yaklaşık olarak gece 02.00-03.00 arasında başlayan 6-7 aşamalı ve açık kaynak bulgularına göre Irak-İran sınırı (Tikrit/Selahaddin) üzerinden F-15, F-16 ve F-35 savaş uçaklarının kullanıldığı saldırıda ilk aşamada İran’ın batı bölgesindeki hava savunma sistemleri ve radarları etkisizleştirilmiştir. Ardından başkent Tahran’daki askeri-nükleer komuta kademesinin yaşadığı muhitler (Mahallati, Ferahzadi, Kamraniye, Sadabad, Nobunyad, Şehrak-i Çamran) güdümlü alçak irtifada mühimmatlar (Seyir füzeleri, hava-kara füzeleri, akıllı mühimmatlar, radara görünmez teknolojiler) kullanılarak vurulmuştur. Yine beraberinde Kirmanşah, Tahran, Tebriz, Ahvaz, Huzistan, Loristan, İlam, Hemedan ve Şiraz olmak üzere “Sadık Vaat” operasyonları sırasında da kullanılan askeri karargahlar, hava savunma sistemleri, balistik füze ve kamikaze İHA üsleri hedefler arasında yer almıştır. Saldırılar sırasında füze ve kamikaze İHA üslerini vurmak İran’ın misilleme kabiliyetlerini sınırlandırma maksatlarına işaret etmektedir. Saldırılarda İsfahan’daki Natanz uranyum zenginleştirme nükleer tesisine birden fazla sığınak delici bomba atıldığı değerlendirilmektedir. Yine Kum’da muhtelif askeri ve nükleer hedeflerin vurulduğu da rapor edilmiştir.

 


Hasan Kalyoncu Üniversitesi, SETA
 

Saldırılar askeri perspektiften ne anlama gelir?

İsrail’in 13 Haziran 2025’in erken saatlerinde başlattığı saldırıların hava kuvvetleri ve istihbarat örgütü tarafından icra edildiği duyuruldu. Bu noktada bu iki unsur üzerinden bir askeri değerlendirme yapmak faydalı olabilir.

İsrail’in kendi ülkesinden kaldırdığı uçakların Tahran, Tebriz veya nükleer tesislerin bulunduğu diğer şehirlerde tespit edilen hedefleri vurabilmesi için menzil ve mühimmat yükü sorununu aşması gerekmekte. Tahran’daki mühimmat deposu veya nükleer tesislerin vurulmasında ağır mühimmat yükü tercih edilmek zorunda. Nitekim basına yansıyan infilaklar irdelendiğinde büyük kalibreli hava-yer mühimmatının kullanıldığı görülüyor. O halde uçakların İsrail’den havalanması, intikali ve üslerine geri dönüşünün gizlilik içinde mümkün olması beklenmeli. Ayrıca üsse geri dönüş esnasında yakıt ikmalinin yapılması şart. Bu durumda İsrail uçaklarının yere dokunmadan görevi başarıp İsrail’e dönmesi mümkün görünmüyor.

Tanker uçakların ikmalinin coğrafyadaki diğer ülkeler tarafından tespit edilmesi ise gizliliğe gölge düşürebilecek bir durum. Burada sorulması gereken husus ise İsrail’in hangi ülkelerin hava sahasını kullandığı, nerede uçaklarına ikmal yaptığı ve hava hareketliliğinin en az tabur seviyesinde bir hava unsurunun kullanılmış olması nedeniyle neden İranlılar tarafından tespit edilemediği şeklinde sıralanabilir. F-35’ler kullanılmış olsa dahi uçakların gürültüsünün hudut hattındaki askeri konuşlanması bu denli güçlü olan bir ülkenin birimleri tarafından tespit edilip raporlanması beklenmeli.

İkinci husus istihbaratla ilgili boyuttur. Hangi İranlı yetkilinin hangi konutun hangi odasında yaşadığı, nükleer tesislerin konumu yanında vurulması gereken değerli alanlarının tespit edilmesi gibi hususlar güçlü bir istihbarat çalışmasında multidisipliner bir çabayı gerektirir. Ancak sorgulanması gereken konu olağan görünen bu faaliyetlerin İran içinde kolayca başarılmasıyla ilgili. İran’ın en büyük zafiyetinin istihbarata karşı koyma olduğunu ifade etmek gerekir. Halkın beklentisiyle ters düşen toplumsal uyumu zayıf olan bir İran için aslında bu durum normal görünüyor.

İstihbaratın uzantısı olan bir diğer faaliyet ise sabotajların başarıyla icra edilmiş olması. Kimi zaman hedefe önceden yerleştirilen mühimmat, kimi zaman drone gibi araçlar sabotajlarda kullanılabiliyor. Bu nedenle İran’ın “bağırsak” temizliği yapmadan İsrail ile restleşmesi pek mantıklı görünmüyor.

Askeri açıdan çıkarılması gereken sonuçlar incelendiğinde İsrail’in İran derinliklerinde muhtemelen bir başka ülkenin desteğiyle askeri harekat düzenlemiş olması öncelikle dikkate alınmalıdır. Menzil ve üsse geri dönüş gibi gereklilikler bölgedeki bir havalimanının sıçrama tahtası olarak kullanıldığını işaret etmektedir. Muhtemelen İsrail’in müteakip safhalarda aynı şekilde hava, füze ve sabotaj yöntemlerini kullanarak İran kapasitesini “sıfırlama”ya çalışabileceği ifade edilebilir.

İran’ın sert siyasi söylemlerle İsrail’e mukabelede bulunabileceğini açıklaması nedeniyle mevcut kabiliyetlerinin ayrıca incelenmesi faydalı olabilir. İran içerisindeki unsurların savunma odaklı bir görünümü tercih edebileceği değerlendirilebilir. İran’ın İsrail’e yönelik araçları ise hipersonik füze ve serseri/loitering droneları, roketleri, ABD üslerine vekil unsurlarıyla saldırılar, Husiler eliyle Kızıldeniz’de caydırıcı müdahaleler, Hizbullah ve Iraklı Şii gruplarla fedai saldırıları, Devrim Muhafızları Ordusuyla kısıtlı bölgesel saldırılar ve Körfez’de deniz trafiğini kesme şeklinde listelenebilir. Körfez senaryosunun ise küresel istikrar için en tehlikeli tercih olabileceği ifade edilebilir. Öte yandan İran; Çin ve Rusya’dan yardım alma çabasını artırabilir. Ayrıca İran’ın mevcut nükleer kabiliyetini geliştirmiş olması halinde İsrail’e karşı kullanabilmesinin de imkansız olmadığının altı çizilmelidir.

 


Necmettin Erbakan Üniversitesi
 

Saldırıların İsrail açısından gerekliliği konusunda neler söylenebilir?

İsrailli yetkililer 13 Haziran gecesi İran’a yönelik saldırıların sınırlı bir askeri operasyon olmayacağını ve uzun süreli planlanmış bir savaş hedefi olduğunun altını çiziyorlar. Bu oldukça önemli. Bu noktada İsrailliler, İran’ın stratejik askeri kapasitesini zayıflatmayı, Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) merkezli elitleri ve kurumları çökertmeyi ve mevcut siyasi sistemi felç etmeyi hedefledikleri görülüyor. Yetkililerin açıklamaları da bu operasyona uzun süredir hazırlık yaptıkları yönünde. İsraillilerin şu an itibarıyla kıdemli İran yetkililerini, üst düzey nükleer bilim adamlarını ve ayrıca kritik askeri tesisleri hedef aldıkları anlaşılıyor.

Diğer bir tartışma noktası İsrail’in temel stratejik hedefinin ne olacağıdır? Netanyahu’nun son yıllarda Rıza Pehlevi ile bir ilişki geliştirdiği açık. Pehlevi aynı zamanda Trump’ın politik çevresine de erişimi olan birisi. İran’da devlet kapasitesinin yetersiz kalması ve toplumsal rahatsızlığın sistem karşıtı bir ivme kazanması politik bir değişim sürecine kapı aralayabilir. Netanyahu ekibinin nihai hedefinin bu boşluğu doldurarak İran’da kendilerine müzahir yeni bir politik gerçeklik meydana getirmek olduğu söylenebilir. İsrailliler şu an için saldırılarını DMO’nun mobilize olduğu alanlara yöneltiyor ve enerji altyapısına odaklanmıyor. Bu daha önce yapılan analizlerden farklı bir gelişme. İsrail’in olası hedeflerinin İran’ın sadece askeri kapasitesini sınırlamaya dönük olmayacağı, bunun yanında politik hedeflerine de ulaşmaya çabalayacağı söylenebilir.

ABD’de İsrail’e yönelik artan eleştirilerin ise bu süreçte dineceği açık. Özellikle Trump ekibi içerisinde oluştuğu söylenen izolasyoncular-neocon ayrışması da anlamını kaybetti. İsrail’in iç siyaseti ise bir dizi krizin ardından yeniden istikrara kavuştu. Bu ise Netanyahu hükümetinin İran’a yönelik saldırılarda kendisine siyasi kapital sağlamasına da imkan tanıyor. İsrail’in kurucu sağcı başbakanı Menahem Begin’in Irak’ın nükleer tesislerine yaptığı Osirak operasyonunu andırır şekilde Netanyahu, İran’a benzer bir saldırı yaparak İsrail sağındaki konumunu güçlendirdi. İsrail’in iki hafta süreceğini belirttiği saldırıların sonucunda İran’ın İsrail’e vereceği yanıtlar da elbette önemli. Bu yanıtlar İsrail’in altyapısına zarar verici bir boyuta ulaşırsa Tel Aviv o aşamada ABD gibi müttefik olduğu aktörlerin doğrudan devreye girmesini isteyecektir.

 


Sakarya Üniversitesi, SETA
 

Saldırıların İran’a etkisi nedir ve İran’ın olası karşılığı ne olacaktır?

İran, saldırılar sonucunda Genelkurmay Başkanı Bakıri, Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) Komutanı Selami, uzun yıllar kritik görevlerde bulunmuş olan dini liderin danışmanı Ali Şemhani gibi isimlerin yanı sıra önemli nükleer fizikçi ve bilim insanlarını kaybetti. Elbette devlette devamlılık esastır ve yerlerine yeni atamalar yapılmıştır fakat kurumsal süreklilik ve kurumsal hafıza gibi konular savaş gibi kritik zamanlarda büyük önem taşımaktadır. Kasım Süleymani gibi bir aktörün yokluğunun İran’ın bölgesel siyasetine etki etmediğini kimse söyleyemez. Dolayısıyla aktörler oldukça önemlidir. Özellikle İran gibi elit üretimi konusunda sorun yaşayan ve İslam Devrimi elitlerini yeni bir elit grubuyla yenileyemeyen yapılarda, karar alma mekanizmasının küçük bir azınlıkta toplandığı durumlarda aktör kayıplarının etkisi katlanarak artmaktadır.

Bunun dışında İran’ın DMO Karargahı dahil olmak üzere askeri tesisleri, nükleer tesisleri ve sivil yerleşim yerleri hedef alındı. Askeri tesislere yönelik saldırılar İran’ın İsrail’e askeri karşılık verme kapasitesini engellemeye yönelikti. Ayrıca İsrail’in İran içinde birçok operasyon gerçekleştirdiği ve bunların arasında SİHA üsleri kurmak gibi faaliyetlerin de bulunduğu bildiriliyor. Dolayısıyla İran’ın askeri, istihbarat, altyapı ve siyasi yönetim kapasitesindeki kayıplar dikkat çekmektedir.

Bütün bunlara rağmen İran’ın bir günlük saldırıyla tüm kapasitesinin felce uğratılacağını düşünmek yanlış olacaktır. İran uzun yıllardır İsrail ile olası bir savaşa hazırlanmakta ve bu doğrultuda SİHA ve balistik füze teknolojilerine ciddi yatırımlar yapmaktadır. Ayrıca İran bölgedeki farklı ülkelerde iş birliği içinde olduğu aktörler aracılığıyla İsrail’e zarar verme gücüne de sahiptir. Savaşın bölgesel bir niteliğe dönüşüp dönüşmeyeceği önümüzdeki günlerde netlik kazanacaktır. İran’ın ilk günkü kayıplarından hareketle savaşın sonucunu öngörmek doğru değildir. İran-Irak Savaşı’nda İran ilk iki yıl işgal altında kalmasına rağmen sonraki altı yılda savaşı Irak topraklarına taşımayı başarmıştı.

Elbette İran halkının yaşadığı panik ve güven duygusundaki zedelenme, tamiri uzun süre alacak hasarlardır. İran’ın daha önce Heft-e Tir saldırısında benzer boyutta elit kayıpları yaşadığı bilinmektedir. Yönetim ve askeri komuta kademelerinde meydana gelen şok kayıplar İran müesses nizamının halkın gözündeki imajını da zedelemektedir. İran’ın son yıllarda bölgesel düzeyde yaşadığı kayıplarla birlikte değerlendirildiğinde bu kayıp trendinin kısa sürede tersine çevrilmesi olasılığı zordur.

Sonuç olarak İran çok zor bir dönemece girmiş bulunmaktadır. Bölgesel güçlerle diyaloğu güçlendirmek ve İsrail saldırganlığına karşı güvenilir bir bölgesel hat oluşturmak İran’ın askeri cevabıyla birlikte başvuracağı ilk tercihi olacaktır. İsrail’e maliyet oluşturacak çeşitli diplomatik ve hukuki mekanizmaların devreye sokulması (etkisi tartışmalı olsa bile) İran’ın başvuracağı yöntemler arasında olacaktır. İran’ın komşularıyla iletişim dilini ve pozisyonunu iş birliği ve dayanışma temeli üzerine kurması gerekmektedir. Ancak bu şekilde İran’ın kayıpları azaltılabilir.

Diğer taraftan İran’ın nükleer doktrininde radikal değişikliklere gitme ihtimali de bulunmaktadır. Nükleer tesislere yapılan saldırıların İran’ın nükleer programını tamamen ortadan kaldırmayacağı açıktır. Teknik bilgi, beceri aktarımı ve yedeklemeler İran’ın hazırladığı senaryolar arasında yer almaktadır. Bu nedenle NPT’den çıkmak ve nükleer silah karşıtı fetvayı iptal etmek gibi hamleler İran’dan beklenebilir.

 


 

Saldırıların nükleer müzakerelere etkisi ne olur?

2002’de İran’ın gizli nükleer tesislerinin ortaya çıkması Batı’nın Tahran’ın niyetinden şüphelenmesine ve başta yaptırımlar olmak üzere önlemler almasına neden olmuştur.[1] Batı’nın uyguladığı yoğun yaptırımlar iki taraf arasında müzakere sürecini doğurmuştur. Nitekim İran’a en fazla yaptırımın uygulandığı dönem 2005-2013 arasına tekabül eden Ahmedinejad dönemi olurken hemen ardından 2013-2015 arasında ise yoğun müzakereler gerçekleştirilmiştir. Benzer şekilde bölgesel konjonktürle birlikte 2018-2024 arası Tahran’a baskıların arttığı bir dönem olurken 2025 ise müzakerelerin tekrar başlatıldığı yıl olmuştur.

Ancak müzakerelerde doğrudan taraf olmadığı halde en az taraf olan ülkeler kadar etkin bir aktör söz konusudur: İsrail. Nitekim İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu 2018’deki bir sunumunda İran’dan 55 bin sayfalık belge ve 55 bin dosyayı 183 kaset şeklinde kaçırdığını, bu belgelerde Tahran’ın nükleer programıyla ilgili gizli bilgilerin bulunduğunu iddia etmiştir. Netanyahu bu sunumunda AMAD adında bir gizli projeden bahsetmiş ve proje kapsamında Tahran’ın nükleer silah geliştirme yolunda olduğunu öne sürmüştür.[2] Bu sunumdan kısa süre sonra ABD, İran’ın Batı’yla imzaladığı Kapsamlı Ortak Eylem Planı (KOEP) olarak bilinen nükleer anlaşmadan çekilmiştir.[3]

İsrail, İran nükleer programını kendisi için varoluşsal bir tehlike olarak görmektedir. Bu nedenle İran nükleer programının tamamen etkisiz hale getirilmesini amaçlamaktadır. İsrail bu tutumunu İran’ın benimsediği dış politika yaklaşımına bağlamaktadır. İran ise İsrail’e yönelik dış politika argümanlarını devrimin ilk yıllarına dayandırmaktadır. Nitekim son dönemlerde sıkça tartışılan “İsrail yeryüzünden silinmeli” ifadesi ilk olarak İran devrim lideri Humeyni’nin 8 Eylül 1982’deki bir konuşmasına atıfta bulunmaktadır. Humeyni şu ifadeleri kullanmıştır: “İsrail yeryüzünden silinmeli, Kudüs Müslümanların ve onların ilk kıblesidir.”[4] İran benzer şekilde Devrim Muhafızları Ordusunun (DMO) dış operasyonlardan sorumlu biriminin adını “Kudüs Gücü” koymuş ve geliştirdiği füzelerine Yahudi mitolojisinde sembolik öneme sahip “Heyber Şiken” gibi isimler vermiştir. Bununla da yetinmeyip denediği yeni füzelerin nihai menzilini İsrail olarak belirlemiş ve bu füzelerin üzerine zaman zaman İbranice “İsrail yeryüzünden silinmeli” ifadesini yazmıştır.[5]

Durum böyleyken Tel Aviv, Tahran’la yapılacak herhangi bir müzakerenin İran topraklarında uranyum zenginleştirme yapılmamasını ve İran’ın nükleer kabiliyetinin ortadan kaldırılmasını kapsaması gerektiğini savunmaktadır. Zira bunun dışında herhangi bir anlaşma yapılsa dahi bu durum İsrail açısından İran nükleer tehdidinin devam edeceği anlamına gelecektir. İsrail açısından bakıldığında İran nükleer kabiliyete sahip olduğu müddetçe uranyum zenginleştirme oranı fark etmeksizin İsrail’e yönelik nükleer tehdit son bulmayacaktır. Zira barışçıl olarak nitelendirilen %5’in altında uranyum zenginleştirilmesinin ileride yüzde 90'a çıkarılmayacağının herhangi bir garantisi yoktur. Kaldı ki mevcut durumda İran %60 oranında zenginleştirme yapmaktadır. Diğer taraftan İran uranyum zenginleştirmeyi kırmızı çizgisi olarak ifade etmektedir. Bu iki karşıt tutum önceki dönemlerde olduğu gibi mevcut durumda da müzakereleri etkisiz hale getirmiştir. Ek olarak 13 Haziran saldırıları tarafların mevcut tutumları devam ettiği sürece müzakerelerin etkin bir sonucunun olmayacağını göstermiştir.

 

[1] “Information on Two Top Secret Nuclear Sites of Iranian Regime (Natanz & Arak)”, Iran Watch, 1 Aralık 2002, https://www.iranwatch.org/library/ncri-info-2-top-secret-nuclear-sites-12-02, (Erişim tarihi: 13 Haziran 2025).

[2] “Netanyahu: Hezaran Sayfa İtilaat-i Sırrı ez Bername-yi Hastai İran be Dast Avordayim”, BBC Farsça, 30 Nisan 2018, https://www.bbc.com/persian/iran-43955701, (Erişim tarihi: 13 Haziran 2025).

[3] “President Donald J. Trump is Ending United States Participation in an Unacceptable Iran Deal”, The White House, 8 Mayıs 2018, https://trumpwhitehouse.archives.gov/briefings-statements/president-donald-j-trump-ending-united-states-participation-unacceptable-iran-deal, (Erişim tarihi: 13 Haziran 2025).

[4] “Sahife-yi İmam Humeyni”, Cilt: 16, s. 490, https://farsi.rouhollah.ir/library/sahifeh-imam-khomeini/vol/16/page/490, (Erişim tarihi: 13 Haziran 2025).

[5] “Peyam-i Muşek-i Sepah be Zaban-i Ibri Muhabere Şod”, Mashregh News, 9 Mart 2016, mshrgh.ir/545762, (Erişim tarihi: 13 Haziran 2025).

 


SETA
 

Saldırıların bölgeye nasıl bir etkisi olur?

İsrail, Washington ile Tahran arasında nükleer müzakerelerin devam ettiği bir dönemde İran’a yönelik kapsamlı bir saldırı başlattı. 13 Haziran’ın gece saatlerinde düzenlenen saldırılarda başkent Tahran, Kirmanşah, Doğu Azerbaycan (Tebriz), Kum, Loristan ve Hemedan eyaletlerindeki askeri komuta kontrol merkezleri, kritik nükleer tesisler ve balistik füze merkezleri vuruldu. Askeri operasyona İran içindeki Mossad hücreleri de dahil oldu ve bu birimler FPV tipi İHA’larla saldırılar gerçekleştirdi. Sahadan gelen bilgilere göre saldırılarda Genelkurmay Başkanı Muhammed Bakıri ve Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) Komutanı Hüseyin Selami dahil çok sayıda üst düzey İranlı komutan ve nükleer bilim adamı öldürülürken Natanz nükleer tesisinin hasar aldığı rapor ediliyor.

İran dini lideri Ali Hamaney, İsrail’in saldırılarında bazı komutan ve bilim insanlarının hayatını kaybettiğini belirterek İsrail’e “sert karşılık” vereceklerini açıkladı. İsrail Ordu Sözcüsü Effie Defrin ise İsrail ordusunun İran’a yönelik hava saldırılarını sürdürdüğünü kaydederek “Uzun sürecek bir operasyona hazırlanmamız gerekiyor” ifadesini kullandı. İlgili retorik ve hareket tarzları bize iki ülke arsındaki çatışmanın devam edeceğini ve Tahran’ın muhtemelen büyük bir askeri karşılığa hazırlandığını gösteriyor. Karşılıklı çatışma dinamiğinin elbette bölgesel yansımaları olacaktır. Ortadoğu jeopolitiğinde önemli sonuçlar üretecek bir çatışma döngüsünün içerisindeyiz.

Burada elbette İran’ın yanıt verme kapasitesi ve iradesi belirleyici olacaktır. İsrail’in halihazırda niyetini ve eylemini ortaya koyduğu bir sürecin içerisindeyiz. Netanyahu’nun savaş kabinesi tam ölçekli savaşları da göze alacak şekilde saldırgan bir hareket tarzını benimsemiş durumda. İran beklenmedik ölçekte bir darbe alırken İsrail’e balistik füzelerle yanıt vermesi ve bu karşı saldırının oluşturacağı hasar önem arz etmekte. İran’ın etkisindeki direniş ekseni bileşenlerinin halen Irak, Lübnan ve Yemen’de –güçleri azalmış olmakla birlikte– asimetrik kapasiteye sahip unsurlar olarak gerektiğinde vekalet savaşlarının içerisine girebilme olasılığı mevcut. İran’ın daha fazla hedef alınması ve zor duruma düşürülmesiyle bu gruplar da hareketlenebilir. Yine askeri olarak zor durumda kalan İran’ın Körfez’i kapatmak gibi adımlar atması –düşük ihtimal de olsa– dikkate alınması gereken bir husustur. Bu ise çatışmanın seyrine göre ABD’nin İsrail’e daha güçlü destek vermesi sonrasında uygulanabilecek bir hamledir. Bu durum elbette enerji jeopolitiğini ve küresel arz güvenliğini tehdit edecek bir gelişme olur.

İran bu saldırılara askeri olarak anlamlı bir yanıt veremezse Irak, Lübnan gibi bölgelerdeki nüfuzunu daha da kaybedeceği bir denklemin oluşması çok olası görünüyor. Hatta bu anlamdaki ağır yenilgi görüntüsü İran’ın içinde mevcut rejimin varlığını tehlikeye atacak bir süreci dahi tetikleyebilir. Bölgede İran’ın çekilmesiyle oluşacak güç boşluğunun ise Türkiye-İsrail rekabetiyle bu iki ülke tarafından doldurulacağını öngörebiliriz. Ayrıca İsrail’in aşırı öz güvenle daha da saldırganlaşması beklenebilir.

İkinci senaryo ise İran’ın İsrail’e caydırıcı şekilde zarar verebilmesi. Böylesi bir askeri gelişme çatışmanın gidişatı ve elbette farklı bölgesel etkilerin ortaya çıkmasında belirleyici olacak. Eğer İran, İsrail’e yönelik etkili karşı saldırılar gerçekleştirebilirse yeniden karşılıklı bir dengenin tesis edilmesi de mümkün olabilir. İki tarafın da görece yıprandığı ancak yenilmediği bir dengenin bölgesel etkileri ise daha sınırlı olacaktır. Bu durumda İsrail hükümeti daha fazla dış etkiye açık hale gelecektir ve bu bağlamda Trump tarafından bölgesel anlaşmalara zorlanabilir, Gazze konusunda kalıcı ateşkesi kabul etmek durumunda kalabilir.

 


Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi, SETA
 

Saldırılar teopolitik karşıtlığın bir sonucu mudur?

İran’ın nükleer kapasitesini geliştirmeye yönelik faaliyetleri uzun yıllardır ABD ve İsrail tarafından bir tehdit olarak algılanmaktaydı. Özellikle ABD Başkanı Trump’ın İran’a yönelik sert ifadeleri ve Tahran yönetiminin nükleer güç haline gelmesinin engellenmesi için her türlü adımın atılması yönündeki net mesajları Tel Aviv yönetimini de Tahran’a karşı adımlar atma noktasında ciddi biçimde cesaretlendirdi. Tahran-Tel Aviv arasındaki gerilimin güvenlik ve politik gerekçelerinin yanı sıra teopolitik bağlamda da çatışmayı derinleştiren bir zemin söz konusudur.

Siyonist yönetimin kutsal metinlere atıfla hayata geçirmeye çalıştığı düzen tasavvuru son yıllarda Başbakan Netanyahu’nun öncülüğünde daha da hızlandı. Özellikle Gazze’de yürütülen din referanslı soykırım ve bölgedeki agresif yayılmacılık teopolitik saldırganlığın en somut göstergesidir. İran açısından bakıldığında ise Şii siyasal düzen tasavvuru kapsamında Kudüs merkezli bir anlatının mevcudiyeti Tahran-Tel Aviv hattındaki gerilimin ana sütununu oluşturmaktadır. Kayıp İmam’ın ortaya çıkışıyla dünya üzerinde bir hakimiyet kurma beklentisindeki İran rejimi ile Nil ve Fırat arasındaki toprakları ilahi bir hediye şeklinde nitelendirerek egemenlik iddiasında bulunan Siyonist yönetim fiziki çatışmadan uzak bir stratejiyi yıllarca devam ettirdi.

Taraflar arasındaki örtülü centilmenlik anlaşması kapsamında benimsenen söylem düzeyindeki savaşı, işgal devletinin Aksa Tufanı sonrası yaşadığı travma nedeniyle fiili çatışmaya dönüştürme ihtiyacı dini argümanların daha fazla dolaşıma sokulmasını beraberinde getirdi. Geçtiğimiz aylarda Netanyahu’nun İran halkına yönelik verdiği mesajlar dikkate alındığında Siyonist yönetim için ana tehdidin İran’ın devlet ve toplum yapısından ziyade Şii siyasal tasavvuru benimseyen rejim olduğu görülmektedir. Bu bağlamda Gazze’deki soykırımdan ötürü tezahür eden olumsuz imajı ortadan kaldırmak ve Batı’daki hükümetlerin desteğini yeniden kazanabilmek için Netanyahu tarafından İran’a yönelik saldırılar ana çıkış yolu şeklinde değerlendirilmektedir. Bununla birlikte bu saldırının reel politik düzlemdeki bir düşmanı zayıflatmak kadar teopolitik düşmanın etki alanını tamamen sonlandırma amacı söz konusudur.

İşgal devleti tarafından İran’a yönelik başlatılan operasyonun adı da bu teopolitik gönderme bakımından hayli önemlidir. “Yükselen Aslan” şeklindeki tesmiyeyle Netanyahu, Tevrat referansıyla saldırıya yeni bir meşruiyet çerçevesi oluşturmaya çalışmaktadır. Batı Duvarı’nı (Ağlama Duvarı) dünkü (Perşembe) ziyareti esnasında duvar üzerine yazdığı not saldırıya dair önemli mesajlar içermektedir. Tevrat’taki İbrani halkının “büyük bir aslan gibi yükseleceği” mealindeki bölüme atıf yaparak Tel Aviv’in yeni saldırılarının zemini dini argümanlarla hazırlanmıştır. Gelinen nokta itibarıyla İran rejimine tarihinin en büyük travmasını yaşatan bu saldırılar iki teolojik düşmanın oldukça net bir şekilde karşı karşıya gelmesini beraberinde getirmiştir.

Bundan sonraki süreç İran tarafının atacağı adımlar üzerinden şekillenecektir. Şii siyasal düzen tasavvurunu diri tutmak adına Siyonist yönetime karşı caydırıcı bir cevap vermek ya da modern ulus devlet koduna dönerek dini iddialarından vazgeçme seçeneği Tahran yönetiminin önünde durmaktadır. İlk seçenek bölgedeki teopolitik gerilimi derinleştirecek, ikincisi ise işgal devletinin tek taraflı dini yayılmacılığına yeni bir motivasyon kaynağı sağlayacaktır.

 

#5 Mart 1970 Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması (NPT)#Düşman Hava Savunma Sistemlerinin Bastırılması Harekatı (SEAD)#Düşman Hava Savunma Sistemlerinin İmhası Harekatı (DEAD)#Sadık Vaat Operasyonu 2#Sadık Vaat Operasyonu 1#Kapsamlı Ortak Eylem Planı (KOEP)#İran Nükleer Planı#AMAD Projesi#İran Nükleer Doktrini# SETA#SETA Çalışmaları#SETA Uzmanları Cevaplıyor#İsrail#İran#ABD#Çin Halk Cumhuriyeti#Rusya#Irak#Lübnan#Yemen#Umman#Türkiye#Ortadoğu#Tahran#Natanz#Tebriz#İlam#Kirmanşah#Bender Abbas#İsfahan#Kum#Ahvaz#Huzistan#Loristan#Hemedan#Şiraz#Selahaddin#Tikrit#Doğu Azerbaycan#Kudüs#Körfez#Mahallati#Ferahzadi#Kamraniye#Sadabad#Nobunyad#Şehrak-i Çamran#Muhammed Bakıri#Hüseyin Selami#Gulam Ali Reşid#Muhammed Mehdi Tahrançi#Freydun Abbasi#Emir Ali Hacızade#Donald Trump#Ali Hamaney#Ali Şemhani#Kasım Süleymani#Binyamin Netanyahu#Rıza Pehlevi#İmam Humeyni#Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) Komutanı#Hatemül Enbiya Karargahı Komutanı#DMO Havacılık ve Uzay Kuvvetleri Komutanı#DMO Müşterek Kuvvetler Komutanı#ABD Başkanı#İsrail Başbakanı#İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO)#İran Genelkurmay Başkanlığı#Hatemül Enbiya Karargahı#İran Kızılayı#Mossad#DMO Kudüs Gücü Özel Kuvvetleri#BBC Farsça#Beyaz Saray#Trump White House Archives#Mashregh News#Sahife-yi İmam Humeyni#S-300 Hava Savunma Sistemi#PL-15E Aktif Radar Güdümlü Uzun Menzilli Hava-Hava Füzesi#Hawk Aktif Radar Güdümlü Orta Menzilli Yüzey-Hava Füzesi#Hava Savuma Şemsiyesi#Kamikaze İHA#İnsansız Hava Aracı (İHA)#FPV İHA#Hipersonik Füze Sistemleri#MK-84 Sığınak Delici Bomba#Loitering Drone#Uranyum Zenginleştirme Programı#Asimetrik Kapasite#Stratejik Denge#Kurumsal Hafıza#İstihbarata Karşı Koyma (İKK)#Vekalet Savaşları#Teopolitik Karşıtlık#13 Haziran 2025 İsrail-İran Savaşı
Paylaş:
İLGİLİ YAYINLAR