İRAN'DA SİYASAL KARGAŞA Şimdi İran karıştı. Sokaklar birden göstericilerle doldu. Tabii hemen herkesin aklında toplumsal faktörler var. Yani İran toplumunun rejimle sorunlu olduğu iddiası hemen merkeze alınıp oradan açıklamalar yapılacaktır. Ama bunlara inanmak en azından benim için çok mümkün değil. Tabii ki bu olaylar toplumsal zeminde gerçekleşiyor. Buna itirazım yok. Özellikle toplumsallaştırılıyor. Fakat İran'daki rejim yeni değil. Bazı kitlelerin rejimle sorunu da yeni değil. İran ilk kez ekonomik sorunlarla karşılaşmıyor. Nükleer müzakerelerin devam ettiği sıralarda çok daha ağır ekonomik şartlar vardı. Fakat ayaklanmaya değil toplumsal birlikteliğe neden oluyordu. Esasına bakarsanız İran için işler daha yeni yoluna girmişti denilebilir. Özellikle dış politika ve güvenlik alanında son beş yıl içerisinde hayal dahi edemeyeceği kazanımlara imza atıldı. Halbuki devrimler, işler kötü giderken düzelme evresine girdiğinde değil işler iyi giderken yaşanan krizlerde doğar. Mesela Fransız ihtilali on yıllarca süren bir büyümenin ardından gelen krizle ortaya çıkmıştır. Halbuki İran için işler ilk defa yoluna girmişti. Kronik krizlerden göreli güvenlik dönemine giriliyordu. Yani toplumsal bir devrim için gerekli şartların tersine bir süreç vardı. Fakat aynı süreç devrim için değilse bile iktidar değişimi için ateşleyici olabilir. Dış politikadaki başarı ve rahatlama içeride doygunluk ve yeni arayışlar doğurabilir. Bu haliyle İran'daki olaylar toplumsal değil siyasaldır. Yani hükumet değişebilir ama rejim değişmez. Mesela demokratik ülkelerde büyük savaşları kazanan liderler kahraman ilan edilir ama çoğunlukla seçim kaybeder. En iyi örnek İkinci Dünya Savaşı sonrası Churchill'dir. Şimdi İran'da yaşanan da olsa olsa buna benzer bir durumdur. Dış müdahale ancak böylesi bir siyasal tabana rast gelirse, iktidar değişebilir. Eğer o taban da yoksa, Gezi gibi başarısızlığa uğrar. Dış müdahale tek başına yetmeyebilir.
[Takvim, 3 Ocak 2017]
