Kemalizmin Enkazı: Seküler Radikalleşme

Kemalizmin Enkazı: Seküler Radikalleşme

Son günlerde toplum olarak canımızı çok yakan terör eylemlerinin faillerine ve örgütlerin yakalanan mensuplarına bakıldığında, karşımıza farklı kimliklerinden dolayı toplumun marjinlerine itilmiş değil aksine toplumsal merkeze yakın, büyük şehirlerde üniversite okurken radikalleşmiş profiller çıkmaktadır.
Paylaş:

Türkiye AK Parti döneminde büyük bir dönüşüm geçirirken, bu dönüşümle doğru orantılı meydan okumalarla ve krizlerle karşı karşıya kaldı. Dönüşüm sürecinde kendini yeniden üretmekten aciz Kemalist toplumsallık ve siyaset adeta metruk bir bina halini aldı. Bu süreçte yaşanan ve Yeni Türkiye siyaseti tarafından göğüslenen her bir meydan okuma ve kriz, günün sonunda metruk binanın taşıyıcı elemanlarına indirilen yıkıcı bir darbe oldu. 27 Nisan 2007’deki e-muhtıra süreci, 2013’teki Gezi Parkı Şiddet Eylemleri ve 17-25 Aralık darbe girişimi terk edilen Kemalist toplumsallık ve siyasetin ayağa kalkma girişimleri olarak değerlendirilebilir. Ne var ki her üç girişim taşıdığını iddia ettiği "sivil" unsurlara rağmen, toplumsal alanda iddiası ile orantılı bir karşılık bulamadı. Neticede kısa süreli tahribatlarına rağmen orta ve uzun vadede esas darbeyi kendi başlangıç noktalarına indirdiler.

27 Nisan sürecinden murat edilen siyasi maslahat gayet açık ve netti: Devlet aygıtını sevk, idare ve tayin noktasında somut ve temsil noktasında sembolik (törensel değil) bir öneme sahip Cumhurbaşkanlığı kurumunu Yeni Türkiye siyasetinin ve aktörlerinin etkisine karşı koruma altına almak. Bu zorba amaç kalp(sahte, aldatıcı) sivil bir zırh ile perdelenmiş, kitleler "Ne Şeriat Ne Darbe, Tam Bağımsız Türkiye" sloganı etrafında mobilize edilmişti. Sürecin içerisinde Türkiye’nin sivil cumhurbaşkanı seçme fırsatı geciktirilse bile akamete uğratılamadı. Burada kritik olan nokta sivil cumhurbaşkanı seçme fırsatını geciktiren etkenin kalp-sivil kitle protestoları değil zorba karakteri ayan beyan ortada olan bürokratik müdahaleler olmasıdır: Anayasa Mahkemesi’nin 367 kararı ve Genelkurmay’ın 27 Nisan e-muhtırası. Böylece Kemalist toplumsal hareketlilik umutları boşa çıktı ve sonuç vermedi.

Gezi Parkı Şiddet Eylemleri de benzer bir kalp-sivil motife sahipti. Yeni Türkiye hedefini zorbaca metotlarla durdurmaya çalışan süreç bu defa kent ve çevre duyarlılığı perdesinin arkasına saklandı. Meşhur ve meşum ifadede karşılığını apaçık bulduğu şekliyle mesele kesinlikle "üç beş ağaç meselesi" değildi. Tencere-tava gürültüsü bir müddet devam etse de, eylemlerin şiddet ve terör yüzü belirginleştikçe "Mustafa Kemal’in askerleri" sessiz sedasız ve mahcupça evlerine dönerek mezhepçi ve radikal sol çevreleri terk ettiler. Kent bostanları ekildi, mahalle forumları toplandı, boykot edilecek işletmeler listeleri yayınlandı, ekonomiyi durdurma planları yapıldı. Ancak ne Temmuz ayının ortasında ekilen bostanlar mahsul verdi, ne mahalle forumları sonuca ulaştı ne de boykot devam edebildi; hayat tarzı ve konfor sahte duyarlılıklara galip geldi ve Taksim gençliği, bar eğlencesinin ardından ıslak hamburger kuyruğuna girmeye devam etti. Neticede ne şiddet ne de kalp-sivil seferberlik amacına ulaşamadı.

PARALEL YAPI’YLA AYNI SAFTA
İRRASYONALİTE ETKİSİ

Mevcut radikalleşme ve irrasyonalite uçurumunda, Akil İnsanlar Heyeti’nde yer alan bazı aydınlar devlete "silah bırakma çağrısı" yapmakta, yıllar boyu Kemalist bürokrasinin sesi olmuş gazeteler Paralel Devlet Yapılanması’nın operasyonel araçlarına dönüşüp "gerilla" sözcülüğünden çekinmemekte, ülkenin en seçkinci kurumlarından birisi olan üniversite terör kampına dönüşüp hocaları "şiddetin özgürleştiriciliği" üzerine "akademik" yazılar yazmakta ve PKK liderlerinden Murat Karayılan dahi hendek siyasetinden nedamet getirmeye başlamışken, ana muhalefet partisinin lideri "Barikatları kuran arkadaşlar, kim yapıyorsa bilmiyoruz. Kaldırın onları" türü açıklamalar ile siyaset yapma çabasına devam etmektedir.

Gelinen noktada Kemalizm Türkiye’deki miadını tamamen doldurmuş ve kendini yeniden üretemeyecek noktaya gelmiştir. Yeni Türkiye vizyonu sivil bir anayasa ve başkanlık ajandasıyla kurumsallaşmasını tamamlamanın arifesinde bulunmaktadır. Eski Türkiye’nin köhne ve terkedilmiş binası yıkılıp, Yeni Türkiye inşa edilmek üzeredir. Eski binayı ayakta tutmak üzere yapılan yığınak, 27 Nisan e-muhtırası, Gezi Parkı Şiddet Eylemleri, 17-25 Aralık Girişimi vd., amacına ulaşamadığı gibi safraya dönüşerek yıkımı hızlandırmaktadır. Yıkılan Kemalizm ardında büyük bir radikalleşme enkazı bırakmaktadır. Kemalizm toplumsal olarak kendini yeniden üretme kabiliyetini yitirdikçe, daha da marjinalleşen ve radikalleşen kitleler yaratmaktadır.

AK Parti karşıtlığı adına teröre destek vermek şeklinde tezahür eden bu radikalleşme, ilerleyen süreçlerde daha da artıp tehlikeli boyutlara ulaşma riskini barındırmaktadır. Bu senaryo bazıları için olası gözükmeyebilir. Ancak radikalleşme eşiği bir kez dikey olarak aşıldığında, yatay düzlemde hat değiştirmek çok daha olasıdır. Son günlerde toplum olarak canımızı çok yakan terör eylemlerinin faillerine ve örgütlerin yakalanan mensuplarına bakıldığında, karşımıza farklı kimliklerinden dolayı toplumun marjinlerine itilmiş değil aksine toplumsal merkeze yakın, büyük şehirlerde üniversite okurken radikalleşmiş profiller çıkmaktadır.

YENİ ANAYASA FIRSATI

[Star Açık Görüş, 2 Nisan 2016].


Paylaş:
İLGİLİ YAYINLAR