Son yıllarda sadece Ortadoğu’da değil belki de dünyada, kaderleri birbiriyle Irak ve Suriye kadar iç içe girmiş iki ülke yoktur. Farklı arka plan, demografi ve ekopolitiğe sahip olsalar da iki ülkenin geleceği aynı anda ve neredeyse aynı aktörler tarafından şekillendiriliyor. Daha da geriye gidersek her şey iki ülkede meydana gelen gelişmelerin birbirini etkilemesiyle başladı. Tabiri caizse Irak ve Suriye aynı fay hattının üzerinde yer alıyor. Birisindeki hareketlenme diğerinde depreme sebep oluyor. Mevcut çabalar iki ülke arasındaki sınırları fiilen ve İran’ın hesabına ortadan kaldırma üzerine kurulmuş; DEAŞ’ın çabalarını andırırcasına.
Suriye ve Irak arasında işgal yıllarına uzanan bu iç içe girmişlik, son beş senede daha da arttı. Irak’ın işgal yıllarında Esed, Irak’a giren yabancı savaşçıların seyahat şirketiydi. ABD işgalinin kağıt üstünde bitip fiili İran işgalinin başlamasıyla birlikte Maliki’nin mezhepçi otoriteryanizmi zirve yaptı. Maliki’nin mezhepçi politikalarından en çok Esed’in Irak’a taşıdığı yabancı savaşçıların da içerisinde olduğu El-Bağdadi şurekası istifade etti. Maliki’nin Irak’taki Sünnilere ve kendisi gibi düşünmeyen Şiilere reva gördüğü zulmü, Esed de artırarak ve sınıf atlatarak kendi halkına uygulamaya başladı. Esed’in Irak’a taşıdığı yabancı savaşçılar Maliki’nin zulmü sebebiyle güçlenip, çatışmaların başladığı Suriye’ye geçtiler. Maliki ve Esed el ele DEAŞ canavarının alt yapısını kurmuş ve bir bomba gibi Irak ve Suriye’de onuru için mücadele eden halkın kucağına bırakmış oldu. İlginçtir ki (aslında arka planını düşününce çok da ilginç değil) DEAŞ canavarından en fazla istifade eden de Suriye’de Esed ve Irak’ta Maliki’nin tetiklediği mezhepçi intikamcılık oldu. Esed DEAŞ’ı gösterip kendi savaş suçlarının üstünü örttü. Irak’taki mezhepçi intikamcılık ise DEAŞ’ı gösterip Irak’ta Sünnisizleştirme politikasına start verdi. Tabii bu hengamede Maliki de iktidara geri dönmenin planlarını yapar hale geldi.
Çatışmalar başlayınca Iraklı Şii milisler soluğu Suriye’de aldı. Irak “Hizbullah”ı, Asaib Ehl’el-Hak ve Liva Ebu el-Fadl el-Abbas gibi Iraklı Şii gruplar Suriyelilere karşı Suriye’de savaşmaya başladı. İran’ın organize ettiği yabancı terörist savaşçılarla birlikte Suriye’deki mezhepçi intikamcılığın ateşleyicisi oldular. Irak’ın mezhepçi merkezi ordusu, DEAŞ’ın ülkenin üçte birini işgal etmesine engel olamayınca mezkur milislerin bir kısmı Irak’a döndü ve Sünnisizleştirme politikalarının parçası oldular. Şimdilerde Musul gibi Tel Afer gibi kentlerde, Bağdat’ta yaptıklarına benzer bir demografik mühendislik çabasındalar. Irak’taki amaçlarına ulaşınca Suriye’ye geçeceklerini beyan ediyorlar.
HALEP’İN HESABI TEL AFER’DE
ABD ise Fırat Kalkanı’yla bozulan Kuzey Suriye’deki PKK kuşağı planının hesabını Musul’da, Başika’da görmeye çalışıyor. Türkiye’yle Musul üzerinden hesaplaşıyor. Irak’tan Suriye’ye gelen DEAŞ, Suriye devrimini alt üst etmişti. Şimdi de Musul’dan, Tel Afer’den kaçacak DEAŞ’lılar Suriye’ye yönlendirilecek. Niyet yine DEAŞ’la mücadele kılıfıyla Esed’e hayat öpücüğü vermek ve Fırat Kalkanı, büyük Halep gibi operasyonları baltalamak. DEAŞ’ın külfeti yine muhaliflere yüklenecek. Suriye’deki Esed varlığıyla birlikte İran’ın komutasındaki Şii milisler de meşruiyet devşirecek.
SURİYE-IRAK ARASINDA PKK KUŞAĞI
DEAŞ, buldozerlerle Irak-Suriye sınırını kaldırdığını ilan ettiğinde hayli alay edilmişti. Şimdi ise iki ülke arasındaki sınır İran tarafından fiilen kaldırılıyor. Arzu edilen mühendislikle, Tahran’dan kalkan bir İranlı yabancı terörist savaşçı Lübnan’a kadar rahatça gidebilecek. Aynı şekilde Kuzey Irak ve Suriye’deki PKK varlığı arasındaki geçişkenlik de formelleştirilecek. PKK, artan İran nüfuzu ve hayat üflenen Esed rejimi eliyle Türkiye ile Ortadoğu arasındaki bağ koparılacak. Bu planlamada İran’ın çıkarı aşikar da ABD neden bölgede İran’ın hayallerini gerçekleştirmesinde aracı oluyor? O da başka bir yazı konusu olsun.
[Akşam, 31 Ekim 2016].

