Geceyarısı Ekspresi Hâlâ Çalışıyor Mu?

Geceyarısı Ekspresi Hâlâ Çalışıyor Mu?

Film endüstrisini elinde bulundurmanın şımarıklığını olabildiğince kullanan ABD, sorun yaşadığı ülkelere yönelik, "Geceyarısı Ekspresi" gibi operasyonlar yapıyor.
Paylaş:

Obama döneminde Türk-Amerikan ilişkilerinde başlayan kırılgan süreç devam ediyor. Donald Trump ve yardımcısı Mike Pence’in Türkiye’yi doğrudan hedef alan açıklamalarından sonra daha hassas bir sürece girildiğini söylemek mümkün. Benzer bir süreç elli yıl önce yaşanmıştı: 1968’de başkan seçilen Cumhuriyetçi Richard Nixon yönetimi, ülkede artan uyuşturucu kullanımıyla mücadele kapsamında bir fatura da Türkiye’ye kesmek istiyordu. Bu kapsamda pek çok açıklama ve görüşme yapılmış, diplomasi yoğun şekilde işletilmişti. Merkezinde haşhaşın yer aldığı bu kriz sürecine dair, Türkiye’de haşhaş kaçakçılığı yaparken yakalanarak hapse atılan bir Amerikalının yaşadıklarının (çarpıtılarak) anlatıldığı Geceyarısı Ekspresi filmi de süreç içinde Türkiye’ye kesilen faturaya dahil edilmişti. Batılıların zihnindeki Müslüman-Türk imajının kurgulanması üzerine inşa edilen film, Türk-Amerikan ilişkilerindeki ikinci büyük gerilimi oluşturan “Haşhaş ekimi” krizinden sonra 70’li yılların sonunda çekilmişti.

Johnson mektubu

Haşhaş krizinden Geceyarısı Ekspresi’ne

Alan Parker ve Oliver Stone imzası

“Hepiniz domuzsunuz”

Filmin son karesinde Hayes, bir Amerikalıyı konu edinen çoğu Hollywood filminde olduğu gibi, paçayı kurtarır ve hapisten kaçar. Bu sahnede, cezaevinin dış kapısından çıkarken duvara yerleştiriliş birkaç MHP afişi göze çarpar. Üç hilalin bulunduğu afişlerde MHP'nin “Kanunsuz devlet, dinsiz millet, MHP’siz hükümet olamaz” afişi kullanılmış. Fakat afişin alt tarafında yer alan “MHP’siz hükümet olamaz” kısmı kamera açılarında tam olarak yer almıyor ya da silik şekilde gösteriliyor. İzleyici üst taraftaki cümlelere, yani “Kanunsuz devlet, dinsiz millet” ifadelerine odaklanmaya zorlanmış. Film bu karelerle sona eriyor.

Post-kolonyalizmin propagandası

ABD tarafından Türkiye’ye karşı tedavüle sokulan dezenformasyonun, Yusuf Kaplan’ın ifadesiyle tam olarak “medyatik kolonyalizm” olduğunu ve aynı şekilde Martin Heidegger’in “kamera izleyiciye yöneltilmiş bir silahtır” yaklaşımını doğruladığını vurgulamak gerekir. Medyanın gücünün gücün medyasına dönüştüğüne iyi bir örnektir bu film. Türkiye’ye boyun eğdirilemediği için, küresel ölçekte Türkiye’nin imajına darbe vuracak bir propaganda yöntemi devreye sokulmuştur. O günlerde yeni gibi görünen bu yöntemin şimdilerde aynı mekanizma tarafından batı dışı toplumlara karşı kullanıldığını görmek ise alışıldık bir durum. Çünkü sinema, batı uygarlığının denetimindeki film endüstrisi tarafından, emperyalizmin yeni bir versiyonu olarak, batı dışı toplumlara karşı, zihinleri iğfal ve işgal eden bir propaganda aygıtı olarak kullanılmaktadır. Geceyarısı Ekspresi filmi bu anlamda somut örneklerden biridir. Bir Amerikalı veya batılı için Türkiye ve Müslüman-Türk, nihai kertede o filmde icat edilen profilden ibarettir. Dönemsel olarak bu algının değiştiğine dair izlenim oluşsa da, zor zamanlarda anında öne çıkan algı bu yöndedir.

Son tahlilde, Türk-Amerikan ilişkilerindeki krizin en azından belirli alanlarda bir süre daha devam edeceğini öngörmek zor değil. Bu yüzden önümüzdeki süreçte benzer filmlerle karşılaşmak sürpriz olmaz. Türkiye yeni Türkiye’nin kodlarına uygun şekilde erkenden harekete geçerek bu konuda gelecek algı operasyonlarına ve negatif propagandaya karşı koyacak bir süreç yönetimini şimdiden tasarlayabilir. Amerikan savaş filmlerinde yoğun şekilde işlenen “arkada adam bırakmama” miti, FETÖ tutuklusu Papaz Brunson için de işletilebilir. Bu bağlamda, hem arka planda sıcak tutulan Evanjelizm ve Siyonizmin ortak dini yaklaşımı hem de Trump ve Pence’in sert söylemleri Hollywood için motivasyon ve ilham kaynağı olabilir. Hollywood tarafından İkinci Dünya Savaşı sonrasında çekilen “Yahudi soykırımı” temalı filmler, önümüzdeki süreçte ne türden bir saldırıyla karşılaşabileceğimiz hususunda bol miktarda örnek sunmaktadır. Türkiye bir taraftan sahada ve masada müzakereyi ve mücadeleyi sürdürürken meselenin bu boyutunu da dikkate almalıdır.

[AA, 28 Ağustos 2018].


Paylaş:
İLGİLİ YAYINLAR