Bu gerçekler başlıkta sorduğumuz sorunun cevabına dair işaretler veriyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın gezisi Almanya ve Türkiye’deki bazı aktörler arasında beklenen yakınlaşmayı getirirken, özellikle Almanya’daki bazı kesimlerin Türkiye’ye yakınlaşmaları sonucunu doğurmadı. Türkiye’deki AK Parti iktidarı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan konusunda önyargılara sahip olan bu kesimlerin bu iktidarın terörle mücadeledeki kararlılığı ve bağımsızlıkçı dış politika çizgisi devam ettiği sürece Türkiye’ye yakınlaşmaları da söz konusu olmayacaktır.
Almanya’daki Hristiyan Birlik Partileri ve Sosyal Demokratlardan oluşan “Büyük Koalisyonun” rasyonel gerekçelerle arzu ettiği bu ziyaret iki ülke hükümetlerini birbirine yakınlaştırdı. Zira benzer tehdit ve meydan okumalarla karşı karşıya olan, ekonomi ve Almanya’da yaşayan Türk diasporası üzerinden sıkı bağlara sahip olan Türkiye ve Almanya’nın birbirine yakınlaşması ve aralarındaki ilişkileri riske edecek tavırlardan uzak durması rasyonel olandır. Ancak buna rağmen Alman siyasetinden bazı isimlerin ziyaret sırasında Türkiyeli misafirlerine mesafeli durması medyadaki Türkiye karşıtı havanın baskısının ne kadar etkili olduğunun açık göstergesi oldu. Rasyonel tavır Türkiye ile yakınlaşmak gerektiğini söylüyordu, ancak medyada egemen olan Erdoğan ve AK Parti karşıtlığı onları mesafeli durmaya zorluyordu.
Müzmin Türkiye ve Erdoğan karşıtları
PKK’yı terör örgütü olarak görmediğini açık bir şekilde söyleyen Alman Federal Meclisi üyesi bir milletvekilinin bu örgütle mücadeleyi iç ve dış politikasının ana hedeflerinden biri haline getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan hakkında ne düşünmesi beklenir? Erdoğan’a karşı yıllardan beri yürütülen karalama kampanyasının en ileri saflarında yer alan Türkiye kökenli bu Bundestag üyesi, Cumhurbaşkanının Almanya ziyareti öncesinde de tirajı yüksek Alman gazetelerine röportaj verip bu ziyaretin Türk-Alman ilişkilerinde beklenen yakınlaşmayı getirmesine engel olmaya çalıştı.
Kendi Türkiye gündemlerini Alman iktidarına dayatmaya çalışan bu Türkiye kökenli siyasetçilerin yanında, onlardan ve medyanın Türkiye hakkındaki karalama kampanyalarından etkilenen bazı Alman siyasetçiler de Cumhurbaşkanının ziyareti sırasında eleştirel açıklamalar yaptılar. Ancak bu olumsuzluklara rağmen genel olarak her iki ülkenin liderleri Türkiye ile Almanya’nın birçok konuda işbirliği yapmasının gerekli olduğunun farkında olarak hareket ederek, sorunlardan çok işbirliği alanlarını öne çıkaran bir yaklaşım içerisinde oldular.
Uluslararası ve bölgesel konjonktür işbirliğini zorunlu kılıyor
İşbirliği yapmaları durumunda hem Almanya hem de Türkiye’nin fayda sağlayacağı bir başka alan ekonomidir. ABD’nin Trump’la birlikte korumacı bir ekonomik politikaya yöneldiği ve gerek Almanya’yı gerekse Türkiye’yi ekonomik yaptırımlarla cezalandırmaya çalıştığı bir dönemde bir ticaret devleti olan Almanya’nın, Amerikan pazarında yaşayacağı kayıpları telafi etmek için kendisine yeni ticaret ortakları aramaktan başka çaresi yok. Aynı durum Türkiye için de geçerlidir. Ekonomik büyümesini sürdürmek için dışarıdan ihtiyaç duyduğu sermayeyi temin etmekte zorlanan ve ABD ile yaşadığı krizler sonucu bu ülke yönetiminin ekonomik saldırılarına maruz kalan Türkiye’nin de en önemli ekonomik ortakları arasında yer alan Almanya ile mevcut ekonomik ilişkilerini koruması ve geliştirmesi son derece önemlidir.
İşte bu rasyonel gerekçelerden hareketle Türkiye ilk adımı atarak Almanya ve diğer Avrupa Birliği ülkeleriyle ilişkilerini normalleştirme ve geliştirme yolunda ilerlemeye çalışıyor. Yukarıda ifade edildiği gibi Alman hükümeti de bu konuda gerekli adımları atmaya hazır görünüyor. Ancak Berlin’deki hükümetin kendi ülkesindeki, Türkiye politikasını rasyonel düzlemden saptırmaya çalışan lobilere karşı sağlam durması iki ülke ilişkilerinin gelişmesi açısından oldukça önem arz ediyor.
İlişkiler karşılıklı saygı temelinde gelişebilir
Enerji konusu da Türkiye ile Almanya arasında işbirliğini gerekli kılan alanlardan birini oluşturuyor. Her iki ülkenin de doğalgaz ithalatı konusunda Rusya’ya ciddi bir bağımlılığı söz konusu ve bu bağımlılığı azaltma konusunda gündeme gelen ülkelerden biri olan İran, Amerikan Başkanı Trump’ın yeni yaptırımları nedeniyle ortak sorun alanlarından biri haline geldi. Almanya’nın Rusya’dan Baltık Denizi rotasıyla doğalgaz almak için inşa etmeye çalıştığı Kuzey Akım-2’ye şiddetle karşı çıkan ABD, İran gazının da Türkiye üzerinden Avrupa’ya ulaştırılmasına karşı çıkıyor. Washington’un Rusya ve İran konusundaki bu keyfi tavrını kendi çıkarları için tehdit olarak gören Almanya ve Türkiye’nin bu baskı ve yaptırımlarına karşı ortak hareket etmesi her iki ülkenin çıkarları açısından en doğrusu olacaktır.
Türk-Alman ilişkilerinin her iki ülkenin çıkarları doğrultusunda geliştirilebilmesi için Alman hükümetinin Türkiye’nin AB üyeliği konusundaki negatif tutumundan vazgeçmesi, Türkiye’nin içişlerine müdahale anlamına gelen söylemlerine son vermesi ve Türkiye’yi gerek ekonomik gerekse siyasi ve güvenlik alanlarında önemli bir ortak olarak kabul ederek Ankara ile karşılıklı egemenliğe saygı temelli bir ilişki geliştirmeye hazır olması gerekiyor.
[AA, 1 Ekim 2018]

