Batı’da geliştirilip bölgeye adapte edilmeye çalışılan bir kavram olan “Arap Baharı”, Batılı ülkelerin Arap dünyasına demokrasi ihraç etme (demokrasi promosyonu) ve yaygınlaştırma projesini isimlendirmek, fakat gerçekte Batılı ülkelerin Arap dünyasını kontrol etmede kullandıkları aracı nitelendirmek için seçtikleri bir kavram olduArap kışı
Yaygın bir şekilde Arap Baharı olarak adlandırılan Arap dünyasının demokratikleşme süreci, 17 Aralık 2010 tarihinde Tunuslu genç mühendis olan (fakat işsizlikten dolayı seyyar satıcılık yapmak zorunda kalan ve meyve-sebze satan) Muhammed Buazizi’nin bedenini ateşe vererek intihar etmesiyle başlamıştı. Buazizi’nin 4 Ocak 2011’de vefat etmesi üzerine Tunus halkı kitlesel gösterilere başlamış ve 14 Ocak’ta tamamlanan Yasemin Devrimi ile Zeynel Abidin Bin Ali’nin 23 yıllık despotik rejimini yıkmıştı.
Tunus’ta yaşanan gelişmeler domino etkisi göstererek diğer Arap ülkelerindeki ayaklanmaları tetiklemiş ve kısa süre içinde tüm Arap dünyasında dev bir gösteri dalgası oluşmuştu. Tunus’tan sonra Mısır, Libya, Yemen, Suriye ve Bahreyn’e sıçrayan gösteri dalgası Mısır ve Libya’da başarılı rejim geçişleriyle sonuçlanırken Yemen ve Suriye’de devlet otoritesinin çökmesiyle neticelendi. Bu geniş kapsamlı protestoların dışında Suudi Arabistan, Cezayir, Ürdün, Irak, Lübnan, Fas, Umman ve Moritanya’da da küçük çaplı gösteriler, halk ayaklanmaları ve silahlı çatışmalar oldu.
2011 ve 2012 yıllarındaki ilk dalgadan sonra da Arap isyanları ve protestoları farklı ülkelerde devam etti. Son bir yılda gerçekleşen protestoların sonucunda Irak, Lübnan, Cezayir ve Sudan’da hükümet değişiklikleri oldu. Ayrıca Mısır’da da gerçekleşen kitlesel protesto gösterileri despotik Sisi rejimini sarstı, fakat yıkamadı. Gözlemciler bu yeni protesto dalgasını, aslında bitmeyen Arap Baharının ikinci versiyonu olarak nitelendiriyor. Sorunların devam etmesi nedeniyle, herhangi bir Arap ülkesinde her an kitlesel bir protesto dalgası beklenebilecek durumdadır.
Arap halklarının talepleri
Arap halklarının ilk ve en önemli talebi ekonomik özgürlüklerin sağlamasıydı. Yani fakirlikten ve işsizlikten kurtulmaktı. Kötü yaşam şartları, Arap isyanlarının derinde yatan en önemli sebebi olarak nitelendirilebilir. Örneğin isyan ateşini yakan Buazizi de mühendislik okuduğu halde mesleğini icra edememiş, seyyar satıcılık yapmak zorunda kalmıştı. Devlet buna da müsaade etmemiş, üstüne bir de zabıtanın kendisine hakaret etmesi ve tokat atması eklenince, Buazizi dayanamayıp intihar etmişti.
Olumlu veya olumsuz etkileriyle Orta Doğu bölgesinde ve Arap tarihinde önemli bir kırılmaya yol açan ve bir milat olarak kabul edilen Arap Baharı, bazı Arap ülkelerinde yaşanan adaletsizlikleri ve haksızlıkları en azından belirli bir süre için ortadan kaldırdı. Arap isyanları ve devrimleri Arap halklarında ciddi bir siyasi bilinçlenmeye yol açtı.
İkinci talep kategorisi siyasi haklardır. Siyasi hakların en başında siyasal katılım hakkı gelmektedir. Arap halkları artık nasıl yönetileceklerine karar vermeyi ve kendi kaderlerini belirleme hakkını kullanmayı bir onur meselesi olarak görmektedir. Hükümetlerin kendilerini dikkate almasını talep etmekteler.
Üçüncü grup talep de toplumsal ve kültürel haklardır. Tunus gibi pek çok Arap ülkesinde halkına yabancı rejimler iktidardaydı. Halklarda bir kültürel güvenlik endişesi hâkimdi. Medeniyetini ve kültürel değerlerini kaybetmekle karşı karşıya kaldıklarını hissettikleri için, ülkelerinin rejimlerine tepki vermeye başladılar. İsyan dalgasından en çok etkilenen Tunus, Mısır, Yemen, Libya ve Suriye gibi ülkelerin “modernist cumhuriyet rejimleri” olması da bundandır. Dolayısıyla geleneksel monarşiler isyanlardan daha az etkilendiler.
Bölge ülkelerinin Arap Baharına bakışı
Kapsamlı gelişmelere ve değişime rağmen, Arap ülkelerinde 2011’deki isyanların fitilini ateşleyen sorunlar hâlâ büyük oranda ortada duruyor, hatta bazı ülkelerde daha da derinleşmiş durumda. Bilinçlenen Arap halkları, 2011-2013 döneminde yarım bıraktıkları süreci bir gün tamamlamaya kararlılar; sadece zamanlama konusunda daha dikkatli davranıyorlar.
Öte yandan İran ilk zamanlarda Arap Baharını gecikmeli bir devrim ihracı gibi algılayıp olumlu karşıladı. Ancak olayların Suriye’ye taşınmasıyla mezhepçi bir tavır takındı. Diğer bir deyişle, her ülkede Şiilerin lehine süreçlere dahil oldu. Örneğin, uzun süredir birlikte hareket ettiği Esed rejiminin devamı için bütün imkanlarını seferber etmekten çekinmedi. Hem ordu birlikleri hem İran’dan gönderilen milisler hem de Lübnan gibi ülkelerdeki vekil aktörlerinin müdahalesi sonucunda, yüz binlerce Suriyeli masumun hayatını kaybetmesiyle neticelenen iç savaşın sorumlularından biri de İran oldu. Benzer şekilde İran, Yemen’deki iç savaşa da doğrudan müdahil oldu ve Husilerin seçilmiş hükümete isyan etmelerini destekledi.
Küresel aktörlerin Arap Baharına tepkisi
Mısır’da Sisi’nin askeri darbesini gerçekleştirmesine imkân sağlayan Batılı devletler, Sisi rejimine uluslararası platformlarda da her türlü desteği verdiler. Yine küresel aktörlerin müdahalesiyle Libya kısa sürede siyasi istikrarsızlık ve kaosa sürüklendi. ABD, Fransa ve Rusya Birleşmiş Milletler'in meşru hükümet olarak kabul ettiği Ulusal Mutabakat Hükümeti'ne karşı, Libya’nın doğusunu elinde tutan ve illegal bir aktör olan General Hafter’i destekliyor. Küresel aktörler bölge genelinde daha çok seküler ve otoriter kesimlere destek vermeye çalışıyorlar. Kısacası, Batılı devletler kendilerine bağımlı rejimleri sahiplenmeye devam ediyorlar.
Sonuç
Kapsamlı gelişmelere ve değişime rağmen, Arap ülkelerinde 2011’deki isyanların fitilini ateşleyen sorunlar hâlâ büyük oranda ortada duruyor, hatta bazı ülkelerde daha da derinleşmiş durumda. Bilinçlenen Arap halkları, 2011-2013 döneminde yarım bıraktıkları süreci bir gün tamamlamaya kararlılar; sadece zamanlama konusunda daha dikkatli davranıyorlar. Son haftalarda farklı ülkelerde gerçekleşen protestolar ise bu sürecin örnekleri ve habercileridir.
[AA, 23 Aralık 2019]

