5 Soru: Tunus’ta Siyasete Yönelik Darbe Ne Anlama Geliyor?

5 Soru: Tunus’ta Siyasete Yönelik Darbe Ne Anlama Geliyor?

Tunus’ta ne yaşandı? Tunus’ta siyasete yönelik darbe süreci nasıl şekillenmiştir? Meclisin askıya alınması ve başbakanın görevden alınması ile birlikte neler yaşanmıştır? Ulusal ve uluslararası aktörlerin tepkileri nelerdir? Tunus’taki süreç bölgesel açıdan ne anlam ifade etmektedir?
Paylaş:

  1. Tunus’ta ne yaşandı?

  1. Tunus’ta siyasete yönelik darbe süreci nasıl şekillenmiştir?

Bunlara ek olarak geçtiğimiz Şubat’tan bu yana Tunus’ta Cumhurbaşkanı Said, Başbakan Meşişi ve Meclis Başkanı Gannuşi’nin yer aldığı devlet erkleri arasında bir çekişmenin yaşandığı biliniyor. Kabine değişikliğinin anayasal olmadığını savunan Cumhurbaşkanı Said ile Başbakan Meşişi arasında yaşanan anlaşmazlık kamuoyunda uzun tartışmalara neden olmuştur. Diğer taraftan Cumhurbaşkanı Said, Meclis tarafından onaylanan Anayasa Mahkemesi üyelerinin seçilmesine ilişkin yasa değişikliğini Anayasa’ya aykırı olduğu gerekçesiyle kabul etmemiştir. 2014 Anayasası’nda öngörülen Anayasa Mahkemesinin oluşturulmamış olması devlet erkleri arasındaki bu çekişmenin sona ermesinin önünde önemli bir engel oluşturmuştur.

  1. Meclisin askıya alınması ve başbakanın görevden alınması ile birlikte neler yaşanmıştır?

  1. Ulusal ve uluslararası aktörlerin tepkileri nelerdir?

Siyasete yönelik darbenin uluslararası boyutu dikkate alındığında Libya’da yaşanan krizin rolü öne çıkıyor. Buna ek olarak Fransa ve BAE’nin darbenin destekçisi olarak belirdiği de açıkça görülüyor. Cumhurbaşkanı Said her ne kadar Libya konusunda tarafsız bir tutum sergilediğini belirtse de darbeci Hafter’i destekleyen Fransa’dan bağımsız bir adım ortaya koyamamıştır. Ayrıca Said’in Gannuşi’nin Libya’da Ulusal Mutabakat Hükümetini (UMH) desteklemesinden ve Türkiye ile kurduğu yakın ilişkiden rahatsız olduğu bilinmektedir. Gannuşi’nin Katar ve Türkiye yanlısı tutumunu eleştiren Said, Tunus’ta “tek bir devlet, tek bir dış politika, tek bir devlet başkanı” olduğunu vurgulamıştır.

Esasen Tunus’ta görevden alınan hükümet, Fransa’nın uçak ve gemi satma teklifini reddetmiştir. Ayrıca BAE Veliaht Prensi Muhammed bin Zayed’in danışmanlarından olan Dhahi Khalfan’ın darbeden üç gün önce attığı şu tweet dikkat çekicidir: “İyi haber, yeni bir darbe geliyor.” Libya’da darbeci Hafter’in yenilgiye uğratılmasının ardından BAE ve Suudi Arabistan’ın desteklediği medya organlarının Tunus’ta darbeye giden süreçte Gannuşi’yi ve seçilmiş hükümeti hedef aldığı biliniyor. Gannuşi’nin geçtiğimiz yıl Mayıs’ta UMH Başbakanı Fayiz Serrac’ı arayarak Vatiyye Hava Üssü’nün Hafter’in denetiminden çıkmasını tebrik etmesi BAE ve Suudi Arabistan’ın Tunus’ta bir iç karışıklık ortamı oluşturmak için düğmeye basmasında itici bir güç olmuştur. Yaklaşık bir yıl önce Parlamentoda başlayan sivil itaatsizlik eylemine BAE ve Suudi Arabistan medyası destek vermiştir. Hükümeti ve Gannuşi’yi yolsuzlukla suçlayan dış destekli bu medya grupları pandemi ile birlikte artan ekonomik sorunların hükümetin yolsuzluğundan kaynakladığı algısını Tunus toplumunda yaymayı hedeflemiştir. Böylece Libya’da umduğunu bulamayan BAE ve Suudi Arabistan yönetimleri medya yoluyla Tunus’ta darbe için gerekli olan iç karışıklık ortamını oluşturmayı başarmıştır.

  1. Tunus’taki süreç bölgesel açıdan ne anlam ifade etmektedir?

Önümüzdeki süreçte üç senaryodan bahsedilebilir. Birinci senaryo karşılıklı gösterilerin çatışmaya dönüşmesi neticesinde gerçek bir askeri darbenin yaşanmasıdır. Böyle bir durum ise Bin Ali dönemine geri dönüş anlamına gelecektir. Bu senaryoda “eski rejim yanlısı” isimlerin kilit görevlere getirilmesi, meşru siyasetçilerin yargılanması ve bütünüyle siyasetin dışında bırakılması gibi ihtimaller söz konusu olacaktır. Özellikle Gannuşi, Nahda Partisi üyeleri ve ailelerine yönelik darbeyi savunan kesimin Bin Ali döneminde 1990’larda uygulanan baskı, işkence ve diğer sindirme yöntemlerinin yeniden devreye sokulması gündeme gelecektir. İkinci senaryoda çatışmaların derinleşerek bir iç savaşa dönüşmesi söz konusu olabilir. Bu ihtimal özellikle Tunus’ta Yasemin Devrimi’nin ardından etkili olan Ensar eş-Şeria gibi radikal selefi grupların “darbe yanlıları”na karşı şiddete dayalı bir mücadele başlatması durumunda gerçekleşebilir. Her ne kadar böyle bir ihtimal zayıf görünse de bu senaryoda Tunus’taki olayların Cezayir’de 1990’larda yaşanan iç savaşa benzer bir kitlesel şiddete dönüşmesi söz konusu olabilir. Üçüncü senaryoda ise çözüm için yeniden bir uzlaşmanın ortaya çıkarak yeniden seçimlere gidilmesi mümkün olabilir. Nitekim 2013’te sol ve seküler kimliği ile bilinen Belayid ve Brahmi gibi siyasetçilere düzenlenen suikastların ardından yaşanan siyasi krizden çıkılmasında Ulusal Diyalog Dörtlüsü olarak bilinen sivil toplum kuruluşlarının girişimi önemli bir başarı sağlamıştır. Benzer bir diyalog ortamının oluşması için sendikalar, seküler ve İslamcı farklı siyasi grupların harekete geçmesi durumunda bu krizden çıkılması söz konusu olabilir.

Paylaş:
İLGİLİ YAYINLAR