Süpermen IV ve Bir Süper Gücün Suriye Sorunu

Süpermen IV ve Bir Süper Gücün Suriye Sorunu

Amerika’nın dünyaya yaklaşımında yaşadığı kafa karışıklığı ve strateji belirlemede yaşadığı mütereddit durumu, aslında tam da Süpermen IV’te ünlü kahramanın yaşadığı kimlik krizini hatırlatıyor.
Paylaş:

Süpermen filmlerinin dördüncüsü olan Barış Arayışı Christopher Reeve’in başrolünü oynadığı serideki son filmdir. Süpermen serisindeki hem kurgu hem senaryo hem de efektler açısından en zayıfı kabul edilen 1987 yapımı bu filme popüler kültürde çok az referans verilir. Filme Süpermen’in yaşadığı kafa karışıklığı damgasını vurur. Süpermen, kimlik krizine benzer bir dönemden geçiş sürecindedir. Anne ve babası ölmüş, çocukluğunu geçirdiği ev yıkılmaya çalışılmakta ve Clark Kent olarak çalıştığı gazete el değiştirmektedir. Tüm bu iç sorunlar ve sıkıntılı dönemleri yaşarken bir yandan da Süpermen olarak dünyada yaşanan sorunlara ne kadar müdahil olması gerektiği konusunda kafa karışıklığı ile uğraşmaktadır.  Bu sırada bir çocuğun, Süpermen’in dünyadaki nükleer füzeleri yok etmesini istediği mektubunu okuyunca düşünceleri daha da karmaşıklaşır. Zor zamanlarında akıl danıştığı Kriptonlu büyükleri Süpermen’in dünyadaki sorunlara çok fazla müdahil olmasına karşı çıkmaktadır. Onlara göre dünyadaki bu sorunlar fazlasıyla karışık ve dünyalıların kendilerinin çözmesi gereken sorunlardır. Bu filmdeki Süpermen’in yaşadığı kimlik bunalımı birkaç teşvik edici ve sorumluluk hatırlatıcı konuşmayla son bulur. Her zamanki gibi biraz zorlu olsa da Süpermen kötüleri alt eder.

KARARSIZ VE EYLEMSİZ
AMAÇ SAKİNLEŞTİRMEK

Bir anda yükseltilen bu beklentinin sonucu da oldukça yıkıcı oldu. Zaman geçip bu ifadenin sadece sözlerde kalacağının ortaya çıkması, rejim için büyük bir rahatlamayı beraberinde getirdi. ABD’nin gözünün içine baka baka SCUD füzeleri ve varil bombaları kullanılarak Suriye halkı kontrol altına alınmaya çalışıldı. Konvansiyonel tüm imkanlarla sürdürülen bu kıyım yetmeyince rejim kademeli olarak kimyasal silahları devreye sokmaya başladı. Kamuoyu, bundan 10 sene kadar önce, olmayan kitle imha silahları için bir rejim devirmiş, bir ülke işgal etmiş ABD için ‘kimyasal silah kullanımının ne anlama geldiği’ sorusuna odaklandı . Başkan Obama bir kez daha sert bir açıklama yaparak böyle bir durumun ABD için ‘kırmızı çizgi’ olduğunu söyledi.

RETORİK BİR HAMLE

Bu durumun Suriye halkında yaşattığı hayal kırıklığı ve bunun radikal gruplar tarafından suistimal edilmesi, ortaya yeni bir bir problem çıkardı. Obama tarafından amatör takım olarak adlandırılan DAEŞ’in ciddi bir tehdide dönüşmesi, ABD’nin retorikte kalan Suriye politikasını da ortadan kaldırdı. Politika tamamen DAEŞ’e yöneldiği için Suriye konusunda da ortada görünür bir pozisyon kalmadı. Bu süreçte muhalifler büyük ölçüde yalnız bırakılırken Rusya da askeri operasyonlara bizatihi katılmaya başladı. Rusya muhalifleri hedef aldı, ABD yönetimi yine protesto etmekle yetindi. Ve gelinen son noktada ABD yönetimi, Suriye’de YPG’yi destekleyerek YPG’nin DAEŞ’i yenmesini umut eden bir pozisyon almış durumda.

Retoriğin stratejinin önüne geçtiği ve söylemin fiili durumu değiştireceği düşüncesi ortaya koca bir insani trajedi ve uluslararası güvenlik riski çıkardı. İçinde bulunduğumuz durum, önümüzdeki yedi sekiz ay içinde de büyük bir değişim beklemenin gerçekçi olmadığını ortaya koyuyor. Şayet bu şekilde iktidarını tamamlayacak olursa Obama yönetimi, herkese bir nebze Süpermen’in kararsızlığını hatırlatacak. Herkes yeniden ABD’nin bu hatayı nasıl yapabildiğini konuşacak. Obama yönetiminden isimlerin emeklilik yılları da bunu açıklama çabasıyla geçecek.

[Star Açık Görüş, 6 Mart 2016].


Paylaş:
İLGİLİ YAYINLAR