Son zamanlarda sık sık gündeme gelen istikşafi görüşmeler, diplomasi terminolojisinde, en az iki ülke arasındaki siyasi, ekonomik veyahut diğer alanlardaki sorunlara kalıcı çözümler bulunması ya da en azından sorunların daha fazla büyümemesi adına yürütülen görüşmeleri ifade etmek için kullanılır. Bu görüşmelerdeki temel prensip, taraflar arasındaki sorunun ya da sorunlar dizisinin sahada değil, masada diplomatik yollardan çözülmesidir. Bunun için tarafların aktif şekilde yer aldıkları çeşitli diyalog mekanizmaları oluşturulur ve genelde dışişleri bakanlarının önderlik ettiği teknik heyetler belirli aralıklarla bir araya gelerek yüz yüze görüşmeler yapar ve sorunların nasıl çözülebileceğini istişare ederler. Böylece sorunların zaman içinde diyalog yoluyla çözüme kavuşacağı umulur.
Türkiye ile Yunanistan arasındaki istikşafi görüşmeler
Türkiye ile Yunanistan arasındaki istikşafi görüşmelerEge sorunlarıDoğu AkdenizTürk-Yunan ilişkilerindeki derin sorunların başında hiç şüphesiz Ege denizindeki sorunlar zinciri geliyor. Bu sorunların ilki, her iki tarafın karasularını ve kıta sahanlığını kapsayan deniz yetki alanlarının sınırlandırılmasıyla ilgili. Bu bağlamda Türkiye ve Yunanistan arasındaki deniz sınırı, bugüne kadar bir anlaşmayla belirlenmediği için, iki ülkenin karasularının Ege’deki genişliği 6 deniz mili olarak kabul ediliyor.NATO
Bunların yanı sıra, Türk ve Yunan heyetleri arasında gerçekleştirilen istikşafi görüşmelerin gündemi genelde gizli tutulsa da, masada hangi konuların konuşulduğunu tahmin etmek çoğu zaman zor olmasa gerek. Zira iki ülke çok uzun zamandan beri, Adalar denizi olarak da bilinen Ege’de Yunanistan’ın deniz ve hava alanlarını tek taraflı genişletmek istemesinden ötürü sık sık karşı karşıya geliyor. İki ülke aynı şekilde, özellikle 2010’lu yılların ikinci yarısı itibariyle, Doğu Akdeniz’de de benzer sorunlardan ötürü sık sık karşı karşıya gelmeye başladı. Haliyle 25 Ocak 2021 tarihinde İstanbul’da bir araya gelecek Türk ve Yunan heyetlerinin gündeminde bu konu başlıklarının yer alması bekleniyor.
İkili ilişkilerde derin sorunlar
Ege’de Türkiye ve Yunanistan’ı sık sık karşı karşıya getiren bir diğer sorun, 1923 Lozan ve 1947 Paris anlaşmalarıyla doğu Ege adalarının silahsızlandırılmış statüsünün ihlaliyle ilgili. Bu anlaşmalar kapsamında Yunanistan ilgili adaları silahsızlandırmayı taahhüt etmişse de, son yıllarda adaları silahlandırarak açıkça mütecaviz bir politika izlemeye başladı. Öyle ki sadece 2020’nin Eylül ayında Yunan hükümeti, bahsi geçen anlaşmalara aykırı şekilde, Meis adasına askeri unsur konuşlandırdı, Sakız adasında askeri tatbikatlar düzenledi, Limni adasında atış eğitimleri icra etti ve aralarında Rodos’un da bulunduğu bazı adaların etrafında hava tatbikatları gerçekleştirdi. [1] Türkiye ise Yunanistan’ın bu mütecaviz politikasına mütekabiliyet ilkesince cevap vermek için bölgeye askeri unsurlarını yönlendirerek caydırıcılık teşkil etmeye çalışıyor.
Doğu Akdeniz özelinde Türk-Yunan ilişkilerinde yıllardan beri çözüm bekleyen bir diğer sorun ise Kıbrıs meselesi. Halihazırda İngiltere ile birlikte garantör ülke oldukları için ada üzerinde belirli sorumluluklara sahip olan Türkiye ve Yunanistan, mevcut durum itibariyle Kıbrıs meselesinin çözümü konusunda taban tabana zıt görüşlere sahipler.
Doğu Akdeniz’de GKRY-Yunanistan işbirliği sorunları derinleştiriyor
Doğu Akdeniz özelinde Türk-Yunan ilişkilerinde yıllardan beri çözüm bekleyen bir diğer sorun ise Kıbrıs meselesi. Halihazırda İngiltere ile birlikte garantör ülke oldukları için ada üzerinde belirli sorumluluklara sahip olan Türkiye ve Yunanistan, mevcut durum itibariyle Kıbrıs meselesinin çözümü konusunda taban tabana zıt görüşlere sahipler. Bu bağlamda Türkiye, en son 2017 yılında Crans Montana’da yürütülen fakat Rum tarafının taviz vermeyen tutumundan ötürü çıkmaza giren federasyon modeline artık destek vermiyor. Bunun yerine Türkiye, federasyon yerine, artık iki devletli çözüm gibi yeni çözüm modelleri arayışını destekliyor. Burada, Türkiye’nin açık yüreklilikle destek verdiği ve Kıbrıslı Türklerin onayladığı 2004 yılındaki Annan Planı’nın Rumlar tarafından reddedilmesiyle Rum yönetiminin adadaki apaçık bölünmüşlüğe rağmen son yıllarda Doğu Akdeniz’deki hidrokarbon kaynaklarından tek başına istifade etmeye çalışması birlikte değerlendirilirse, Türkiye’nin bu pozisyon değişikliğinde ne kadar haklı olduğu daha iyi anlaşılabilir. Bunların tam tersine, Kıbrıs adasındaki Rumların siyasi hamisi konumundaki Yunanistan ise federasyon modelinde hâlâ ısrar ediyor ve alternatif bir modele karşı çıkıyor. Dolayısıyla 25 Ocak’taki görüşmelerde Kıbrıs meselesi gündeme gelse bile, tarafların konuya dair bir fikir birliğine varması pek mümkün görünmüyor.
Bunların dışında, Yunanistan ve Doğu Akdeniz’deki siyasi işbirlikçisi GKRY, Türkiye ile var olan sorunlarını bahane ederek uzun zamandan beri Türkiye’nin AB üyelik sürecini de engelliyor. Öyle ki “üye dayanışması” adı altında iki ülke, uzun zamandır AB kurumları nezdinde yoğun bir kampanya yürütüyor ve Türkiye aleyhinde kararlar aldırmaya çalışıyor. Nitekim birliğin yasama organlarından Parlamento’nun sık sık Türkiye’ye yaptırım çağrıları yapması ve AB Dış İlişkiler Konseyi’nin Doğu Akdeniz’deki faaliyetlerinden ötürü Türkiye aleyhinde bazı yaptırım kararları alması, bu ortak çabanın birer sonucu olarak görülebilir. Öte yandan ikili ilişkilerde devam eden bu sorunun aşılması, doğrudan Kıbrıs meselesinin çözümüne bağlı.
Sonuç olarak, Türkiye ve Yunanistan arasında Ege ve Doğu Akdeniz’de uzun zamandan beri devam sorunlara gerçekçi çözümler bulunması ve her iki bölgede kalıcı barışın inşa edilebilmesi için, Yunanistan’ın sadece kendi çıkarlarını önceleyen haksız tutumundan vazgeçmesi gerekiyor. Aksi takdirde, iki taraf birbiriyle ne kadar sık görüşürse görüşsün, bu görüşmeler ikili ilişkilerdeki mevcut sorunlara kalıcı çözümler getirmekten ziyade, bu sorunların daha fazla büyümesini engellemekten öteye geçemeyecektir.
[AA, 22 Ocak 2020]

