Hakikat sonrası (post-truth) dönem, gerçekliğin toplumsal önemini yitirerek "ilgisiz" hale geldiği hem epistemik bir kriz hem de siyasal iletişim stratejisi olarak ele alınmaktadır. Bu süreçte nesnel gerçeklerin yerini duygusal eğilimler ve kişisel inançlar alırken kamusal alan ortak gerçeklik zeminini kaybederek "alternatif gerçeklikler" üzerinden kutuplaşmaktadır. Siyasal aktörler özellikle popülist liderler de rasyonel ikna yerine sadakati hedefleyen ve "alternatif olgular" aracılığıyla kitleleri mobilize eden bir iletişim düzeni inşa etmektedir.
Psikolojik açıdan bu düzen insanın "bilişsel cimri" (cognitive miser) ve "güdülenmiş taktik özne" (motivated tactician) olma özellikleriyle uyumlu bir ekosistemde işlemektedir. Bilgi bolluğu ve dikkat kıtlığının yaşandığı bu dönemde bireyler zihinsel enerjiyi korumak için sezgisel kestirmelere başvurmakta ve genellikle mevcut inançlarını korumaya yönelik "savunmacı" bir akıl yürütme sergilemektedir. Hakikat sonrası, insanların hiç düşünmediği bir durumdan ziyade bilişsel cimriliğin varsayılan, bilişsel aktivasyonun ise çoğu zaman savunmacı ve stratejik amaçlarla devreye girdiği bir kamusal biliş düzenini temsil etmektedir.
Bu yeni gerçeklik, klasik seçmen davranışı teorilerinin dayandığı "bilinçli ve tutarlı aktör" varsayımlarını yetersiz kılmaktadır. Geleneksel modeller seçmeni fazla rasyonel, fazla istikrarlı veya fazla bilinçli kurgulamaktadır. Bu nedenle dijital kamusal alandaki anlık duygusal tetiklenmeleri ve otomatik bilişsel süreçleri açıklamakta zorlanmaktadır. Bu bağlamda "vibe seçmen" kavramı, seçmenin sadece ne düşündüğüne değil hangi çevresel uyaranlarla nasıl ve ne zaman aktive olduğuna odaklanmaktadır. Böylece günümüz seçmen davranışını daha dinamik ve psikolojik temelli bir perspektifle açıklamaya yönelik analitik bir çerçeve kurmaktadır.

