Eyalet Meclisi Seçimlerinin Ardından: Şansölye Merz ve Federal Hükûmeti Bekleyen Belirsizlikler

Eyalet Meclisi Seçimlerinin Ardından: Şansölye Merz ve Federal Hükûmeti Bekleyen Belirsizlikler

Almanya'daki mevcut siyasî kriz ve öngörülebilirlik sorunu, durumun yalnızca bir isme indirgenmesinden ziyade, genel olarak siyasete yönelik derinleşen bir inandırıcılık sorunuyla ilgilidir.
Paylaş:

6 Eylül 2026’da Almanya’nın doğusunda yer alan Saksonya-Anhalt eyaletinde önemli bir eyalet meclisi seçimi gerçekleşmiş ve sonuçlar görevdeki federal hükûmet için ciddi bir krizin habercisi olmuştu. AfD karşısında yaşanan bu tarihî başarısızlığın ardından yalnızca iki hafta sonra 20 Eylül’de Berlin ve Mecklenburg-Vorpommern eyaletlerinde de eyalet meclisi seçimleri gerçekleştirilmiştir. Bu iki eyaletteki seçimler de bilhassa Şansölye partisi CDU için başarısızlıkla sonuçlanırken, siyasî krizin federal düzeyde bir nevi kronikleşmesine de kapı aralamaktadır. Almanya Federal Cumhuriyeti tarihinde ilk kez yüzde 4,9 oy alarak bir eyalet meclisine girmeyi başaramayan CDU, Mecklenburg-Vorpommern’de tarihinin en başarısız sonucunu almaştır. Şüphesiz bu sonucun federal hükûmetin geleceğine yönelik de etkileri olacaktır. Diğer yandan Berlin’de eyalet başbakanlığını sürdürmekte olan CDU’nun buradaki seçimleri de Sol Parti karşısında ikinci sırada bitirerek bir mağlubiyet yaşaması, krizin daha da derinleşmesini sağlamaktadır. Dolayısıyla son iki haftada gerçekleşen toplam üç eyaletteki seçim sonuçları, eyaletlerdeki yeni koalisyon hükûmetlerinin kurulma süreçlerinde yaşanması beklenen zorluklardan ziyade, görevdeki Merz liderliğindeki federal hükûmetin geleceğine yönelik kritik bir eşik olarak değerlendirilebilir.

Berlin ve Mecklenburg-Vorpommern Eyalet Meclisi Seçim Sonuçları

6 Eylül’de Saksonya-Anhalt eyalet meclisi seçimlerini AfD birinci sırada bitirmesine rağmen mutlak çoğunluk için ihtiyaç duyulan sandalyelere ulaşamamıştı. Diğer partilerin de AfD ile koalisyon kurmayı kabul etmemeleri sebebiyle –BSW partisi de AfD ile iletişimin sürdürülmesine rağmen koalisyona şimdilik hâlâ karşı çıkmaktadır– eyalette nasıl bir süreç yaşanacağına dair belirsizlik sürmektedir. 20 Eylül’de benzer bir yüksek katılımla gerçekleşen Berlin ve Mecklenburg-Vorpommern eyalet meclis seçimlerinde ise federal hükûmet açısından daha karmaşık bir tablo ortaya çıkmıştır.

Berlin eyaletindeki seçimi geçici resmî sonuçlar doğrultusunda ilk kez Sol Parti yüzde 25,7’lik bir oy oranıyla birinci sırada tamamlarken, görevdeki CDU-SPD koalisyon ortakları ise ciddi oy kayıpları yaşamıştır. Berlin’de CDU yaklaşık 9,5 puan gerileyerek yüzde 18,8’lik bir oy oranına ulaşmış ve seçimi ikinci tamamlamış, SPD ise 6,3 puan kayıpla yalnızca yüzde 12,1’lik bir oran elde edebilmiştir. AfD Berlin’de –Saksonya-Anhalt’teki ivme sonrası beklentilerinin aksine– daha düşük bir yükselişle yüzde 16,3’e ulaşırken, Yeşiller ise yüzde 14,3’lük bir oy oranı elde etmiştir.

Mecklenburg-Vorpommern’deki eyalet meclisi seçim sonuçlarına bakıldığında ise iki kritik husus öne çıkmaktadır. Burada da AfD’nin belirgin bir yükseliş trendinin sürdüğü gözlense de SPD faktörünün Saksonya-Anhalt’e kıyasla daha belirleyici olduğu söylenebilir. AfD yüzde 38,2’lik bir oy oranına ulaşırken tıpkı Saksonya-Anhalt’teki gibi seçimleri birinci sırada tamamlamıştır. Her ne kadar parti yönetimi “seçmen tarafından iktidar olma görevini aldıklarını” ileri sürse de, bu eyalette de diğer partilerin tutumları sebebiyle AfD’nin dahil olduğu herhangi bir koalisyonun kurulması mümkün değildir – üstelik Berlin gibi bu eyalette de BSW’nin baraj altı kaldığı da dikkate alınmalıdır. Bir diğer husus ise Mecklenburg-Vorpommern eyaletinde SPD’nin, özellikle görevdeki SPD’li eyalet başbakanı Manuela Schwesig’in son aylarda kendisini merkeze yerleştirerek yürüttüğü seçim kampanyası ile yüzde 35,5’lik bir oy oranına ulaşabilmesidir. SPD her ne kadar seçimi ikinci sırada tamamlayabilmişse de kuvvetle muhtemel yeniden koalisyonu kurması beklenmektedir. SPD’nin, 2021'deki seçime kıyasla yaklaşık 4 puan kaybettiği ancak AfD’nin güncel yükseliş trendi karşısında görece bir başarısına işaret edilmektedir. Buna kıyasla CDU ise Mecklenburg-Vorpommern’de tarihinin en kötü sonucuna ulaşmıştır. Yüzde beşlik seçim barajını geçemeyen CDU, Almanya tarihinde ilk kez bir eyalet meclisi seçimlerinde meclise girmeyi başaramamış ve yüzde 4,9’luk oy oranıyla meclis dışı kalmıştır. Bu eyaletteki Sol Parti yüzde 6,5; Yeşiller de yüzde 5,7 alarak meclise girmeyi başarabilen diğer partilerdir.

Sandıkların kapanmasının ardında –eyalet meclisi seçimleri sonrasında genel olarak pek alışagelmiş bir durum olmasa da– Şansölye Friedrich Merz (CDU) kamuoyu karşısında bir açıklama yapmıştır. Merz seçim sonuçlarını bir “felaket” olarak değerlendirmiş, fakat görevinin başında olduğunu ve federal hükûmetle birlikte planlanan reformları hayata geçirmekte de kararlı olduğunun altını çizmiştir. Merz bu adımıyla tüm akşam boyunca kendisinin görevden ayrılıp ayrılmayacağı yönündeki spekülasyonlara yönelik olası tartışmaları önlemeyi hedeflemiştir. Her ne kadar bu hamlesiyle kısmen başarılı olsa da gecenin ilerleyen saatlerinde CDU’nun Mecklenburg-Vorpommern’de barajı aşamadığının netleşmesiyle birlikte gözler bir kez daha CDU’dan gelebilecek eleştirel seslere yönelmiştir. Seçim gecesi bir şekilde atlatılmış ve hatta sonraki gün de bazı CDU’lu isimler tarafından Şansölyeye destek açıklamalarında bulunulmuş olsa da, genel olarak geride bırakılan üç eyalet meclisi seçimlerindeki bu başarısızlara rağmen koalisyonun nasıl ve ne ölçüde sürdürülebileceği sorgulanmaktadır.

Şansölye Merz Ve Federal Hükûmeti Bundan Sonra Ne Bekliyor?

Şansölye Merz ve lideri olduğu partisi CDU’nun toplumsal desteği uzun bir süredir gerilemektedir. Merz’e yönelik göreve geldiği Mayıs 2025’ten itibaren özellikle seçim vaatlerini yerine getiremediği odağında eleştiriler yöneltilmektedir. Bu olumsuz intibaa ilaveten son aylardaki tartışmalı politika tercih ve söylemleriyle de yeniden gündemde öne çıkmıştır. Şansölyenin anketlerde gözlenen son derece düşük destek oranları, söz konusu eyaletlerdeki seçim kampanya süreçlerine de olumsuz yansımasına neden olmuştur. Bilhassa AfD’nin hem eyaletlerde hem de federal düzeyde yapılan güncel anketler doğrultusunda sürdürdüğü yükseliş trendi, Merz ve partisini baskı altına almayı sürdürmüş, partinin söylem ve somut hedeflerine dair çerçeveyi de daraltmıştır.

Merkezde yer aldığı ileri sürülen partilerin gerileme trendinin sürdüğü bu süreçte, AfD’nin daha fazla normalleştirilmesine ise merkez partilerinin tercih ettiği politika vaatlerinin de etkisinin olduğu söylenebilir. Böylelikle AfD vaatlerine yaklaşılması sonucunda en nihayetinde bu söylem ve hedeflerin olağanlaştırılmalarına katkı sunulmuştur. Uç söylem ve vaatlerin daha da normalleştirildiğine şahit olunurken, AfD yalnızca doğu eyaletlerinde değil, federal düzeyde gerçekleştirilen güncel anketlerde de birinci sıraya yerleşmiştir. Dolayısıyla AfD’nin seçmenler açısından tepkisel bir tercihten ziyade artık partinin bizzat politika vaatleri nedeniyle tercih edilmesi olasılığı da güçlenmiştir.

CDU’nun geride bırakılan kritik üç eyalet meclisi seçimlerindeki somut başarısızlığı artık yalnızca Merz ve eleştirilen liderliği ile sınırlandırılamamaktadır. İlerleyen günlerde hem Şansölyelik görevini yürüttüğü CDU/CSU-SPD koalisyonu hem de genel olarak partisi CDU içerisinde de yönetilmesi zor bir süreç ile karşı karşıya kalması muhtemeldir. Bu seçim sonuçları, önümüzdeki hafta ve aylarda yeni gelişmelerin yaşanmasına neden olacaktır. Örneğin koalisyonda bir Şansölye değişiminin veya erken seçim olasılıklarının gündeme getirilebileceğine işaret edilirken, Şansölye Merz’in en nihayetinde bir güvenoyu oylamasını dahi gündeme getirmek durumunda kalması olasılıklar dahilindedir. Yaşanan tüm olumsuz gelişmelere rağmen Merz’in geçtiğimiz günlerde belirttiği üzere, dört yıllığına seçildiğinin altını çizmesi ve görevi bırakmak gibi bir düşüncesinin olamaması, Şansölyenin ve hatta koalisyonun da somut alternatif seçeneklerinin olmayışını belirginleştirmektedir. Koalisyon içerisinde alternatif bir CDU’lu Şansölyenin belirlenebilmesinin zorluğu bir yana, bu olası yeni isimle birlikte koalisyonda bir ivmenin yakalanabilmesi ihtimali de mevcut denklemde zor ve riskli bir süreç olarak değerlendirilebilir. Özellikle AfD’nin erken seçim çağrısını da bundan sonraki süreçte daha da artırması beklenirken, anketlerde birinci sırada yer alan AfD karşısında başta CDU/CSU ve SPD’nin olası bir yeni seçimde daha da gerilemesi muhtemeldir.

Kamuoyunda Şansölye Merz’e yönelik göreve geldiği son 16 ayda genel itibarıyla pek olumlu bir yaklaşımdan bahsetmek güç olsa da, özellikle geride bırakılan haftalarda kendisine yönelik değerlendirmelerin giderek daha da eleştirel bir çizgiye evrildiği gözlenmektedir. Her ne kadar bu yaklaşım yeni bir trend olmasa da, özellikle yaz tatili sonrası Şansölyenin bilhassa iletişim konusundaki alışagelmiş ve genel olarak tüm toplumda şaşkınlığa neden olan söylemlerini sürdürmesi süreci daha da zorlaştırmıştır. Şansölyenin iç politika ile irtibatlı bu olumsuz intibaı dış politikadaki güncel risk ve gelişmelere işaret ederek bir nevi arka plana itme çabaları gözlenmektedir. Ancak bu yaklaşımın Alman kamuoyunda Merz’in arzuladığı karşılığı bulmadığı söylenebilir.

Federal Hükûmetin Geleceği

Saksonya-Anhalt eyaletinde AfD’nin neredeyse mutlak çoğunluğu elde edebilmiş olması, öncelikle Şansölye partisi CDU’ya bilhassa federal düzeyde ciddi bir zarar vermiştir. Toplumsal inandırıcılık ve merkez parti olma iddiasını neredeyse bilhassa bu söz konusu üç eyaletteki sonuçlarla birlikte yitirme aşamasına gelen CDU’yu, bundan sonraki süreçte daha kritik günler beklemektedir. Koalisyon ortağı SPD ile yoğun görüşmelerin akabinde varılan uzlaşıların önümüzdeki aylarda kapsamlı reformlara dönüştürülmesi hedefi, CDU’nun federal düzeydeki en önemli ve güncel vaatlerini oluşturmaktadır. Şansölye ve koalisyonun, gerekli görülen ve fakat yeterli toplumsal desteği eksik olan örneğin emeklilik reformunu hayata geçirip geçiremeyeceği belirsizdir. Koalisyon ortağı SPD’nin varılan uzlaşıları seçim sonuçlarının ardından yeniden revize etme isteği, CDU/CSU’nun muhtemel ve kısmî tavizlere yönelmesine neden olabilir. Bu yöndeki adımların ise riskli birer manevra olmaları muhtemeldir.

Gelinen aşamada özellikle önceki dönem Şansölye sosyal-demokrat Olaf Scholz’a (SPD) yönelik, Merz’in ana muhalefet lideri olduğu dönemde yönelttiği sert eleştiriler de hatırlanmaktadır. O dönem anketlerde Scholz’a yönelik toplumsal destek düşük seviyelerde seyrederken, ana muhalefet lideri Merz, Scholz’un ısrarla görevini bırakması çağrısında bulunmaktaydı. Bugün ise Şansölye Merz’in kendi popülaritesi ve parti içerisindeki desteğinin daha olumsuz bir seviyede olduğu unutulmamalıdır.

Almanya’daki mevcut siyasî kriz ve öngörülebilirlik sorunu, durumun yalnızca bir isme indirgenmesinden ziyade, genel olarak siyasete yönelik derinleşen bir inandırıcılık sorunuyla da ilgilidir. Ekonomideki sorunlara kalıcı çözümler ve önümüzdeki yıllara yönelik de somut bir perspektifin inandırıcı bir çerçevede ortaya konulamayışı, genel itibarıyla siyasî partilerin vaatlerini ve dönüşüm hedeflerini de etkilemektedir. Uç noktalarda yer alan ve uç vaatlerle toplumsal taleplere hitap eden alternatif siyasî partiler ise –muhtemeldir ki sorumluluk almamamın getirdiği konforun da etkisiyle– bu süreçte eyaletlerde veya federal düzeyde güncel oy oranlarını artırabilmişledir. Merkezde yer aldığı ileri süren CDU/CSU ve SPD gibi partilerin siyasî temsil ve seçmen mobilizasyon kabiliyetlerini yeniden tahkim etme çabaları ise giderek daha da zorlaşmaktadır. Son olarak Saksonya-Anhalt ve Mecklenburg-Vorpommern eyaletlerinde seçimleri birinci sırada tamamlamış olan AfD’ye artık bir eyalet hükûmetini kurma şansının tanınması gerektiği ve “yangın duvarı” olarak adlandırılan iş birliği yapmama ilkesinde de taviz verilmesini savunan çağrılar da gündeme gelmektedir. Gelinen aşamada, göreve gelmesi durumunda AfD’li bir eyalet hükûmetinin kısa bir süre içerisinde başarısızlık yaşayacağına işaret edenler söz konusudur. Toplum nezdinde böyle bir sürecin daha gerçekçi bir dönüşüme evrilebileceği beklentisi ise son derece riskli bir yaklaşım olarak değerlendirilmektedir. Merkezde yer alan partilerin böyle bir riski almak istemeyişi ve diğer Avrupa ülkelerindeki yükselen benzer partilerle AfD’nin kıyaslanamayacağı görüşü ise en öne çıkan karşıt görüşlerden biridir. Özellikle Fransa veya İtalya’daki benzer partilerin dahi geçmişte AfD’ye mesafe koymuş olması bu bağlamda dikkate değerdir.

Sonuç itibarıyla, yaklaşık 16 aydır görevde bulunan Şansölye Merz liderliğindeki CDU/CSU-SPD koalisyonunun önümüzdeki haftalarda geleceğine yönelik somut gelişmelerin yaşanması beklenebilir. Koalisyonda görüş ayrılıklarının belirginleşmesiyle birlikte Şansölyenin hem koalisyon hem de kendi partisi içerisinde sorgulanmasının yeni bir evreye taşınması muhtemeldir. Merz’in şimdilik görevini sürdürme kararlığına rağmen ilerleyen süreçte artan eleştirel sesler ve baskıların ardından Federal Meclis’ten güvenoyu talep etmesi de ihtimal dahilindedir. Ayrıca kamuoyunda birkaç haftadır bazı CDU’lu alternatif isimlerin yeni Şansölye adayı olarak gündeme getirildiği bilinmektedir. Fakat bu olası isimlerin, toplumsal bir dirençle karşılaşan kapsamlı reformları nasıl hayata geçirebileceklerine ilişkin somut bir söylem ve projeksiyonu yine mevcut değildir. Geride bırakılan eyalet meclisi seçim sonuçlarıyla birlikte daha da derinleşen Almanya’daki siyasî krizin ilerleyen günlerde daha karmaşık bir evreye ulaşması muhtemeldir.

Paylaş:
İLGİLİ YAYINLAR