Almanya Şansölyesi Friedrich Merz’i (CDU) önümüzdeki sonbahar aylarıyla birlikte hem liderliğini sürdürdüğü koalisyon hükûmetinde hem de kendi partisi CDU’da zorlu günler beklemektedir. Federal Meclis’in Temmuz’da yaz tatiline girmesinin öncesinde zaman zaman tartışma ve görüş ayrılıklarıyla gündeme gelen federal hükûmetin, Eylül ayı ile birlikte yeni sınmalarla karşı karşıya gelmesi kuvvetle muhtemeldir.
Göreve geldiği Mayıs 2025 itibarıyla önemli reformları hayata geçireceği vaatlerinde bulunan Şansölye Merz, bu yöndeki sözlerini görevde bulunduğu yaklaşık bir yılı aşkın süre zarfında tam anlamıyla hayata geçirememiş ve eleştirilere muhatap olmuştur. Merz ayrıca, seçim vaatlerine rağmen, federal düzeyde SPD ile koalisyon kurabilmek için birçok taviz vermekle eleştirilmiştir. Güncel anketlerde ise hem partisinin hem de kendi kişisel popülaritesinin önemli ölçüde gerilemesi, Şansölye’yi ve CDU/CSU-SPD koalisyonunu gelecek aylarda daha kırılgan bir sürece taşımaktadır.
Geride bırakılan yaz aylarında hem parti içerisinde yaşanan yeni bazı olumsuzluklarla gündemde yer bulan Merz, bilhassa iletişim konusundaki devam eden eksiklikleri ile de yeniden eleştirilen hedefi olmayı sürdürmüştür. Örneğin Temmuz’da federal hükûmette yer alan bazı CDU’lu bakanların değiştirilmesini gündeme getiren Şansölye, görevden alınacağı kamuoyuna yansıyan Federal Ulaştırma Bakanı Patrick Schnieder (CDU) yerine yeni bir bakanın bulanamamış olması ise kamuoyunda ciddi bir şaşkınlığa neden olmuştur. Bu süreçte görevden alınan ilgili bakanın ve seçim bölgesindeki çevresinin dahi Merz’e yönelik eleştirileri dikkat çekmiştir. Ayrıca Merz’in yeni Federal Sağlık Bakanı olarak belirlediği ismin, henüz bir yıl önce kendi alanı olmaması sebebiyle olası bir sağlık bakanlığı görevinde başarılı olamayacağı yönündeki açıklamaları, hem Şansölye Merz hem de CDU/CSU çevrelerinin inandırıcılığını daha da olumsuz etkilemiştir. Yine benzer bir tutarsızlık intibaı ve inandırıcılık sorunu, bakan değişimlerini de esasen tetikleyen, CDU/CSU’nun Federal Meclis Grup Başkanı Jens Spahn’ın spesifik bir olay sonrası partisinin ilke ve kendi pozisyonlarıyla da çelişmesi sebebiyle görevden ayrılması sürecinde yaşanmıştır. Esasen Spahn’ın görevden ayrılması, Şansölye Merz ve parti dengeleri açısından kendisi lehine ve ileriye dönük –Spahn’ın parti içerisinde bir rekabet ihtimalini oluşturabilmesi sebebiyle– kısmen avantajlı olduğu düşünülebilir. Ancak Merz’in söz konusu süreci tam anlamıyla yönetemeyişi bu aşamada da kendisine yönelik bir güç tahkimi olarak yansıyamamıştır.
Merz’in İletişim Stratejisine Yönelik Eleştiriler
Şansölye Merz’in iletişim stratejisine yönelik süregelen eleştiriler, özellikle kendisinin Temmuz sonu yaz tatiline ayrılmasıyla birlikte daha da yoğunlaşmıştır. Her ne kadar genel olarak Temmuz ve Ağustos aylarında Alman siyasetinde daha sakin bir gündem söz konusu olsa da, bu yıl yaz döneminde oldukça kritik gelişmelerin yaşandığı söylenebilir. Buna rağmen Merz’in sessizliğini sürdürmesi, kamuoyunda ve medyada ciddi eleştirilere neden olmuştur. Medyada Şansölye’nin nerede olduğunu sorgulayan yazılar yayımlanırken, örneğin Almanya’da aşırı seviyelere ulaşan sıcaklıkların toplumsal hayatta zorluklara yol açması veya nehirlerdeki su seviyesinin gerilemesiyle önemli ulaşım hatlarında ekonomik risklerin oluşması dahi Şansölye’yi tatildeyken bir açıklamada bulunmaya itmemiştir. Ayrıca hükûmetin hedeflediği reformlara ilişkin tartışmaların yaz aylarında da sürmesine, Almanya’da orman yangınlarının ciddi boyutlara ulaşmasına ve son olarak Leipzig Havalimanı'nda patlayıcı düzeneği bulunan bir dron bulunmasına rağmen Şansölye Merz sessizliğini bozmamış, yaklaşık üç hafta süren tatilini sonlandırmamıştır. Bu süreçte medyanın yanı sıra muhalefet partilerinin de Şansölyeye yönelik eleştirileri öne çıkmıştır. Son olarak Merz’in 22 Ağustos’ta tatilini sonlandırmasının ardından, orman yangınlarının yaşandığı bölgeyi ziyaret ettiği sırada kendisine yönelik yapılan protestolara oldukça sert bir söylemle yanıt vermiştir. Bu tutumu da iletişim stratejisine yönelik yapılan eleştirilere yenilerinin eklenmesine neden olmuştur. Burada da Şansölyenin anlık tepkisel bir üsluba başvurduğu gözlenmiştir. Dolayısıyla tatil öncesinde kabine revizyonu tartışmalarıyla gerilen gündemin, tatil sonrasında da benzer bir gerginlikle başlaması, sonbahar aylarında ahenkli ve pürüzsüz bir siyasî sürecin pek de ihtimal dahilinde olmadığı intibaını pekiştirmiştir.
Merz’in genel başkanlığını sürdürdüğü CDU içerisindeki kırılgan sürecin yanı sıra koalisyon ortağı Almanya Sosyal Demokrat Partisi (SPD) ile de görüş ayrılıkları yaşandığı söylenebilir. Özellikle başta emeklilik reformu gibi bazı büyük reform girişimlerine ilişkin yapılabilen zorlu uzlaşılar sonrası dahi çeşitli görüş ayrılıklarının sürdüğü kamuoyuna yansımıştır. Böylelikle koalisyon ortaklarının hükûmet olarak kolektif bir yaklaşımdan ziyade yine daha kendi partilerini ve seçmen tabanlarını önceledikleri görülmüştür. Bu durum, koalisyonun kalan yaklaşık iki buçuk yıllık görev süresini, ortak gelecek hedefler doğrultusunda tam anlamıyla sürdüremeyeceği algısını pekiştirmiştir. Yaz tatili öncesi emeklilik reformuna ilişkin bir uzlaşı taslağı hazırlanmış, ancak bu taslağa yönelik hem bazı SPD’li siyasîlerin eleştirileri hem de Almanya’nın doğusunda yer alan üç eyaletteki CDU’lu eyalet başbakanlarının karşı çıkması da oldukça dikkat çekmiştir. Bu gibi hedeflerin önümüzdeki sonbahar aylarında Federal Meclis’te yasalaştırılarak hayata geçirilip geçirilemeyecekleri ise ciddi birer sınama olarak değerlendirilmektedir. Bu yasal hedeflerin hayata geçirilebilmeleri ise diğer bazı faktörlerle de bağlantılıdır.
Kritik Eyalet Meclisi Seçimleri
Sonbahar ayları ile birlikte Almanya’da önem arz eden ve federal düzlemdeki siyasî gelişmeleri de etkileme potansiyeli taşıyan bazı eyalet meclisi seçimleri gerçekleştirilecektir. İlk olarak 6 Eylül’de Saksonya-Anhalt’te, daha sonra 20 Eylül’de ise Berlin ve Mecklenburg-Vorpommern eyaletlerinde seçimler gerçekleşecektir. Bilhassa Saksonya-Anhalt’te görevdeki CDU’lu eyalet başbakanı ve koalisyon hükûmetinin muhtemel bir seçim yenilgisi beklenmektedir. Saksonya-Anhalt eyaleti Anayasayı Koruma Teşkilatı tarafından “kesinleşmiş aşırı sağcı yapılanma” olarak sınıflandırılan Almanya için Alternatif (AfD) partisinin ise Saksonya-Anhalt’teki seçimi önemli bir fark ile birinci sırada tamamlaması beklenmektedir. Tüm bu hususlara rağmen AfD’nin Saksonya-Anhalt eyaletindeki güncel anketlerde yaklaşık yüzde 42’lik bir oy oranına ulaştığı ve federal düzlemde de yine birinci parti geldiği belirtilmektedir. Şansölye partisi CDU/CSU’nun ise federal düzlemde yüzde 23’e ve ikinci sıraya gerilediği ileri sürülmektedir. Buna karşın AfD, yaklaşık yüzde 28’e yükselerek federal düzeyde gerçekleştirilen anketlerde de birinci sıraya yükselmiştir. Bu tablo Alman siyasetinde şaşkınlığa neden olsa da eyaletler ve federal düzeydeki bu eğilimin kalıcı bir hal aldığı söylenebilir.
Her ne kadar AfD ilk olarak 6 Eylül’deki eyalet meclisi seçimini birinci sırada tamamlayacak olsa dahi, diğer siyasî partilerin kendisiyle koalisyon kurmama ve iş birliği yapmama ilkesi gereğince bir hükûmet görevine gelmesi de beklenmemektedir. Ancak AfD ile her türlü iş birliğini reddeden “yangın duvarı” (“Brandmauer”) ilkesinin partiyi daha da güçlendirdiği yönündeki eleştiriler de son aylarda yoğunlaşmıştır. Bazı yerel CDU'lu siyasetçilerin, partinin bu katı tutumunu yumuşatması yönündeki çağrıları dahi kamuoyuna yansımıştır. Diğer yandan, Yeşiller ve SPD gibi partilerin Almanya’nın doğusunda yer alan eyaletlerde yüzde 5 olan seçim barajının altında kalmaları ihtimali, AfD’nin Saksonya-Anhalt eyaletinde tek başına eyalet hükûmetini kurabilecek mutlak çoğunluğa ulaşmasına kapı aralayabilir. Şimdilik düşük görünen bu olasılık, diğer siyasî aktörleri federal düzey dahil olmak üzere yeni siyasî arayışlara yöneltmektedir. Bazı siyasîler AfD ile iş birliğine yönelik daha tolere edici söylemleri öne çıkarırken, buna karşılık diğer bazı isimler ise AfD’nin artık kapatılması için harekete geçilmesi gerektiğini daha sesli ve koordineli bir şekilde gündeme getirmektedir. Örneğin Saksonya Eyalet Başbakanı CDU’lu Michael Kretschmer’in dahi –federal düzlemdeki CDU yönetiminden ayrışarak– AfD’yi de dahil ederek “konuşmak isteyen herkesle konuşmamız gerekiyor” içerikli söylemlere yönelmesi, bu konudaki arayışları daha belirgin kılmaktadır. Diğer yandan siyaset bilimi çevreleri, bu tür bir iş birliği yerine özellikle Almanya’nın doğusundaki eyaletlerde azınlık hükûmeti seçeneğinin daha ciddi şekilde dikkate alınması gerektiğine işaret etmektedir. Ancak Şansölye Merz ve CDU yönetiminin hem federal düzlemde hem de eyaletlerde bir azınlık hükûmeti opsiyonuna genel itibarıyla sıcak bakmadığı da bilinmektedir. Ayrıca CDU’nun Sol Parti ile de iş birliği yapmama ilkesini sürdürmesi, AfD’nin mutlak çoğunluğu yakalayamadığı durumlarda, CDU liderliğindeki hükûmet seçeneklerini oldukça belirsizleştirmektedir.
Ekonomide Kısmî Toparlanma Arayışları ve Devam Eden Zorluklar
Bu kritik gelişmeler yanı sıra Alman ekonomisinde beklenen olumlu ivmenin yakalanamadığı, yılın ikinci çeyreğindeki kısmî bir dönemsel toparlanma haricinde tam anlamıyla beklentilerin de karşılanamadığı söylenebilir. Ekonomideki bu duraksama federal hükûmeti baskı altında tutmayı sürdürmesiyle birlikte bu durum özellikle eyalet meclisi seçim süreçlerinde de önemli bir faktör olarak değerlendirilmektedir. Örneğin enflasyon oranının Almanya bağlamında dikkat çekici bir şekilde Temmuz’da yüzde 2,8’e, Ağustos’ta ise yüzde 2,9’a yükselmesi ve bu rakamın daha da yükselmesinin beklenmesi söz konusudur. Bu durum, artan enerji maliyetleri ve bilhassa akaryakıt fiyatlarındaki devam eden artışlarla ilişkilendirilmektedir. Burada da ABD-İran savaşının küresel piyasaları rahatlatacak bir çözüm aşamasına henüz gelememiş olması ve Almanya’daki öngörülebilirliğin sınırlılığı, temel sebepler olarak gösterilebilir. Enflasyon rakamları yanı sıra işsiz sayısının Temmuz sonrası Ağustos ayında da yine üç milyonu aşması (yüzde 6,5) federal hükûmete yönelik eleştirilerin sürmesine neden olmaktadır. Ayrıca otomotiv sektöründeki durgunluk ve bu yılki aşırı sıcak ve kuraklığın Alman ekonomisine olumsuz yansımasının da 36 milyar Euro’ya ulaştığı ileri sürülmektedir. Dolayısıyla, bu maliyet artışlarının oluşturacağı ek zorlukların önümüzdeki aylarda daha da belirginleşmesi beklenebilir.
Son olarak 2026’ının ilk yarısında Almanya’nın bütçe açığının GSYİH’ye oranının yüzde 3,1’e yükselmesi, Avrupa Birliği’nin yüzde 3’lük Maastricht kriterinin de aşılmasına neden olmuştur. Her ne kadar federal hükûmetin hedefleri kapsamında altyapı yatırımları ve artan savunma harcamalarının ekonomik büyümeye yönelik olumlu etkileri olsa da, bilhassa yılın ilk yarısında faiz ödemelerinin yüzde 11,6 artarak 27,3 milyar Euro’ya yükselmesi, endişe verici olarak değerlendirilmekte ve bütçe dengesinin de baskı altında olduğu eleştirilerine neden olmaktadır.
Sonuç
Sonuç itibarıyla, Şansölye Merz liderliğindeki federal hükûmeti sonbahar aylarıyla birlikte ciddi sınamalar beklemektedir. Verilen mesajlarda, koalisyon ve parti içerisinde ahenkli bir görüntü çizme gayretleri öne çıksa da son aylarda yaşanan bazı gelişmeler, Şansölyenin zaman zaman zorlandığını göstermektedir. Bilhassa kabine revizyonu sürecindeki iletişim sorunları, Şansölyenin yaz tatili boyunca yaşanan olaylar karşısında sessiz kalması, sonbahar aylarında yapılması planlanan reformlara yönelik eleştirilerin sürmesi ve ayrıca Eylül’deki eyalet meclisi seçimleri, federal hükûmetin geleceği açısından önem arz etmektedir.
Şansölye Merz’in koalisyon hükûmetini kurabilmek adına belirli seçim vaatlerinden feragat etmesi, inandırıcılığının ve popülaritesinin gerilemesindeki temel faktörlerden biridir. Nitekim CDU/CSU da federal düzlemdeki anketlerde gerileyerek AfD’nin ardından ikinci sırada yer almıştır. Ekonomide arzulanan hedeflere ulaşılamaması eleştirileri de artırmaktadır. Dış faktörlerin etkisi de kamuoyunda dikkate alınsa da, bu durumun nihaî sorumluluğunun federal hükûmette olduğu düşüncesi daha belirgindir. Gelinen aşamada hükûmet partilerinin anketlerdeki oy oranlarının gerilemesi ve mevcut aşamada hükûmet çoğunluğunu dahi sağlayamayacak olmaları, önümüzdeki sürece dair belirsizlikleri artırmaktadır. Koalisyon ortağı SPD’de de artan hoşnutsuzluklar da dikkat çekicidir. Partinin güncel anketlerde yüzde 12’ye kadar gerilemesi, görevdeki iki eş genel başkana yönelik eleştirileri ve görev değişimi çağrılarını da daha sık bir şekilde gündeme getirmektedir. En nihayetinde, yaz tatili sonrası sonbahar aylarında Alman siyasetini, 6 Eylül’de gerçekleşecek Saksonya-Anhalt eyalet meclisi seçimleriyle birlikte koalisyonun geleceğini de etkileyebilecek son derece kritik aylar beklemektedir.

