FETÖ üyesi askerler tarafından 15 Temmuz gecesi yapılan darbe girişimi milletin feraseti, mücadelesi ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın liderliği ile püskürtüldü. Milletimiz, canı, kanı ve malı pahasına darbeyi durdurdu ve iradesinin teslim alınmasına izin vermedi. Darbe girişiminde bulunanların FETÖ üyeleri olduğu açık şekilde ortaya çıktı. Fakat darbe girişimi başarılı olsaydı darbeyi yapanların FETÖ adına değil de “Atatürkçülük” adına bu darbeyi yaptıklarını gösteren onlarca emare çıkacaktı ortaya. Bunun ilk işaretlerini de 15 Temmuz gecesi TRT’de silah zoruyla okuttukları darbe bildirisiyle vermişlerdi. Bildirinin içeriğine neresinden bakılırsa bakılsın 1960 model bir Atatürkçülüğün izlerini görmek mümkündür. Bildiri, daha önceki darbe bildirilerine göre biraz uzun olsa da pek çok yönden ortak nitelikler taşıyordu. Başta ideolojik dayanak noktası olmak üzere darbe bildirisinde yer verilen ifadeler irdelendiğinde üç noktanın öne çıktığı görülür.
- Bildirinin ideolojik omurgası.
- Darbecilerin kendi ajandalarına vurgu yapan ifadeler.
- Küresel güçlere verilen mesajlar
“Bu ahval ve şerait altında yüce Atatürk’ün önderliğinde milletimizin olağanüstü fedakârlıklar ile kurduğu bugünlere getirdiği Cumhuriyetimizin kurucusu olan Türk Silahlı Kuvvetleri Yurt’ta Sulh, Cihan’da Sulh ilkesinden hareketle vatanın bölünmez bütünlüğünü, milletin ve devletin bekasını devam ettirmek, Cumhuriyetimizin kazanımlarının karşı karşıya kaldığı tehlikeleri bertaraf etmek, hukuk devleti önündeki fiili engelleri ortadan kaldırmak milli güvenlik tehdidi haline gelmiş olan yolsuzluğu engellemek terörizm ve terörün her türlüsü ile etkin mücadele yolunu açmak temel evrensel insan haklarını mezhep ve etnisite ayrımı gözetmeksizin tüm vatandaşlarımız için geçerli kılmak laik, demokratik ve sosyal hukuk devleti ilkesi üzerine oturan Anayasal düzeni yeniden tesis etmek...”
Darbe bildirisinden alıntıladığım bu ifadelere bakıldığında yoğun bir Atatürkçülük vurgusu ilk bakışta göze çarpıyor. FETÖ’nün asker içindeki cuntası ideolojik dayanak noktası olarak TSK’nın darbecilik geleneğinde yer alan benzer argümanları kullanmış. Yani eğer bu darbe başarılmış bir darbe olsaydı bugün herkes bunun “Atatürkçülük” adına yapılmış olduğu konusunda şüphe etmeyecekti. Darbe gecesi bildirinin altında TSK imzasının olduğunu belirterek bu yönde tezvirata başlanmıştı bile. Türkiye’nin darbeler tarihine bakıldığında aynı ideolojik dayanakların bütün darbelerde gerekçe olarak kullanıldığı görülür. 27 Mayıs 1960 darbesi, 12 Mart 1971 muhtırası, 12 Eylül 1980 darbesi, 28 Şubat 1997 post modern darbesi ve 27 Nisan 2007 e-muhtırası dönemlerinde hem okunan bildirilerde hem de kamuoyuna sunulan gerekçelerde Atatürkçülüğün ve ülkenin laik, demokratik temellerinin zedelendiği yönünde pek çok ideolojik iddia üretilmişti. Dolayısıyla bu iddialara bakıldığında bütün darbelerin “Atatürkçülük” bahane edilerek yapıldığını söylemek zor değildir. 15 Temmuz kalkışmasını yapan askerler de bunu bildikleri için aynı argümanları bildirilerinin ideolojik omurgası olacak şekilde metne eklemişler. Kendileri açısından stratejik bir adım. Fakat bu adımın Atatürkçüler açısından gözden geçirilmesi gereken pek çok yönü var.
BATI PUSUDA BEKLİYORDU
Burada darbe bildirilerinden yola çıkarak Atatürkçülük ile darbecilik arasında bir ilişki kurmak teorik olarak mantıklı görünmese de pratikte bunun defalarca gerçekleştiğini söylemek lazım. Bu yüzden özellikle kendini Kemalist veya laik olarak tanımlayan yurttaşların kendi önlerine çıkartılan her Atatürk gölgesine kanmamaları için pek çok neden var. Maalesef Atatürkçülük cumhuriyet tarihi boyunca siyaseti yeniden dizayn etmek isteyen toplum mühendislerinin kullandığı en işlevsel aparatlardan birisi olmuştur. Milli iradeye ipotek koymak, kendi hegemonyasını kurmak isteyen bürokratik güçler ve Fetullah Gülen gibi sapkın ideolojiye sahip olanların da Atatürkçülüğü kılıf yapması her seferinde bu ideolojik dayanağı darbe girişimlerinin omurgasına yerleştirmiştir. 15 Temmuz gecesi okunan darbe bildirisindeki “gaflet, dalalet ve hatta hıyanet içinde” ifadesi ile “bu ahval ve şerait altında” gibi ifadeler Atatürk’ün Gençliğe Hitabesinden alınarak doğrudan metne eklenmiş ve böylece Atatürkçülerin gönlü kazanılmaya çalışılmıştır. Bildirideki “yüce Atatürk, yurtta sulh, cihanda sulh, TSK, Cumhuriyetin kurucusu TSK” gibi ifadelerin defaatle kullanılması da aynı amaçla metne giydirilmiş görünüyor.
YOLSUZLUK AJANDASI
BATI’YI SELAMLAMAK
TOPLAMA KAMPINA DÖNECEKTİ
Çok şükür ki milletimiz darbecileri püskürttü ve bu darbe bildirisini yırtıp tarihin çöp kutusuna fırlattı.
[Star Açık Görüş,14 Ağustos 2016].
