3 Kasım'da yapılan ABD Kongre seçimlerinden Demokratlar Temsilciler Meclisi'nin yanı sıra Senato'yu da alarak büyük bir zaferle çıktı. Seçim öncesinde Temsilciler Meclisi'nin el değiştirmesine kesin gözüyle bakılırken Senato'da Demokratların işinin daha zor olduğu düşünülüyordu. Ancak Trump'ın 2024 başkanlık seçimlerinde çift haneli farklarla kazandığı ve uzun yıllardır Cumhuriyetçilerin kalesi sayılan Texas, Kansas, Ohio, Iowa ve South Carolina’nın el değiştirmesiyle Demokratlar beklentilerin çok ötesinde bir sonuç elde etti. Bu tablo, Trump'ın görevinin son iki yılını her iki kanadı da Demokratların kontrolünde olan bir Kongre karşısında geçireceği anlamına geliyor.
Sonucu tek bir nedenle açıklamak mümkün görünmese de en belirleyici etken ekonomi oldu. Pew Research Center'ın Ekim ayında yayınladığı araştırmaya göre Amerikalıların ekonomik koşullara ve temel ihtiyaçların fiyatlarına ilişkin kaygıları giderek artarken kayıtlı seçmenlerin yüzde 84'ü ekonomiyi ara seçimdeki oy tercihi açısından "çok önemli" olarak tanımlıyordu. Eylül 2026 itibarıyla yıllık enflasyonun yüzde 3,7'ye ulaşması ve Fed'in uzun bir aranın ardından İran savaşının etkisiyle geçtiğimiz aylarda faizleri yeniden artırmak zorunda kalması bu tabloyu daha da ağırlaştırdı.
Ekonomiye ek olarak siyasi etkenler de seçim sonuçlarını etkiledi. Amerikan siyasi tarihinde yerleşik bir eğilim olarak başkanın partisinin ara seçimlerde cezalandırılması, bu seçimde de kendini gösterdi. İran savaşıyla yükselen enerji fiyatları, gübre ve dizel maliyetlerini de yukarı çekerek geleneksel olarak Cumhuriyetçilere oy veren çiftçileri doğrudan vurdu. Trump'ın görev onay oranının seçim öncesinde tarihinin en düşük seviyelerine gerilemesi Cumhuriyetçi adayların üzerinde ağır bir yük oluşturdu. Trump'ın ön seçimlerde muhafazakâr tabanın tercihlerinden ziyade kendisine yakın isimleri destekleyerek aday belirleme süreçlerine doğrudan müdahale etmesi bu yükü daha da artırdı.
Trump yönetiminin göç politikaları ise kayıtlı seçmenlerin yaklaşık yüzde 15'ini oluşturan Hispanik seçmende ciddi bir tepkiye yol açtı. Bu etkenler, Demokratların 2025'teki valilik ve belediye başkanlığı seçimlerinde elde ettiği zaferlerle yakaladığı ivmeyle birleşince Cumhuriyetçiler için büyük bir kaybın zemini hazırlanmış oldu. Demokratlar bu zemini doğru adaylarla değerlendirdi. Kritik eyaletlerde seçmen profiline uygun isimler çıkaran Demokratlar, kampanyalarını yaşam maliyeti ve sağlık sistemine yönelik uygulanabilir vaatler üzerine kurdu. Sonuç, Kongre’nin her iki kanadında da beklentilerin ötesinde bir Demokrat zaferi oldu.
Savaşın ve Tarifelerin Bedeli: Kansas, Iowa ve Ohio
Kansas, Iowa ve Ohio’da Demokratlar seçimi Trump karşıtlığıyla değil ekonomiyle kazandı. İran savaşının artırdığı dizel ve gübre fiyatları iki tarım eyaletinin çiftçisini, gümrük vergileri ise Ohio’nun sanayi işçisini doğrudan etkiledi. Cumhuriyetçi taban kendi partisini sandıkta cezalandırdı.
Seçimlerin en dikkat çekici sonuçlarından biri Kansas'ta ortaya çıktı. Demokrat aday Adam Hamilton, görevdeki Cumhuriyetçi Senatör Roger Marshall'ı 5 puan farkla yenmeyi başardı. Trump'ın 2024 başkanlık seçimlerinde 16 puan farkla kazandığı, Demokratların en son 1964'te başkanlık seçimi kazandığı ve 1932'den bu yana senatör çıkaramadığı Kansas'ta Demokratlar böylece yaklaşık yüz yıl sonra bir Senato seçimi kazanmış oldu. İran savaşının yerel siyaset üzerindeki doğrudan etkisi sınırlı olsa da savaşın yol açtığı enerji krizi ve artan dizel ve gübre fiyatları, ABD'nin tahıl ambarı sayılan eyaletin tarım ekonomisini doğrudan vurarak çiftçileri bitirme noktasına getirdi. Cumhuriyetçi seçmenin bir bölümünün Demokrat adaya yönelmesi, Trump'ın gümrük vergilerinin ve İran savaşının Kansas tarımına verdiği zararla açıklanıyor.
Kansas'ın Demokratlar için kazanılabilir bir eyalet haline gelmesinde adayın profili de önemli bir rol oynadı. Daha önce hiç siyasi görev almamış olan Hamilton, 36 yıl önce Kansas City'de kurduğu ve bugün ABD'nin en büyük Protestan cemaatlerinden birine dönüşen kilisenin papazı olarak tanınıyor. Geçtiğimiz yıla kadar Cumhuriyetçi Parti'ye kayıtlı olan Hamilton, önce bağımsız aday olarak yarışmayı düşünmüş, ardından Demokrat ön seçimine girerek adaylığı kazanmıştı. Muhafazakâr kimliğiyle Trump'a öfkeli Kansaslı seçmene ulaşabilen Hamilton'a Cumhuriyetçi saflardan da destek geldi. Cumhuriyetçi ön seçiminde Marshall karşısında yüzde 20'nin üzerinde oy alarak kaybeden aday, Kasım seçimlerinde Hamilton'ı destekleyeceğini açıklamıştı.
Yaklaşık yüz yıldır Cumhuriyetçi eğilimin ağır bastığı eyalette dengenin değişmesi seçim öncesinde zor görünüyordu. Ancak Kansas, Demokrat dalgasının en sert vurduğu eyaletlerden biri oldu ve bu sonuç Cumhuriyetçileri psikolojik olarak zor bir sürece soktu.
Seçimlerin bir diğer sürpriz sonucu Iowa'dan geldi. Obama'nın 2012 başkanlık seçimlerinde kazandığı ancak 2008'den bu yana Demokrat senatör çıkaramayan Iowa'da Trump, 2024 başkanlık seçimlerinde yaklaşık 13 puan fark atmıştı. Buna rağmen Demokrat aday Josh Turek seçimi yaklaşık 5 puan farkla kazandı. Demokratların Iowa'daki zaferi de Kansas örneğinde olduğu gibi gümrük vergilerinin ve İran savaşının tarım ekonomisine verdiği ağır darbeyle açıklanıyor.
İki aday farklı profiller çiziyordu. Trump'ın desteğini alan Cumhuriyetçi aday Ashley Hinson 2021'den bu yana Kongre üyesiydi. ABD tekerlekli sandalye basketbol takımıyla iki Paralimpik altın madalya kazanan Turek ise sporu bıraktıktan sonra siyasete girmiş ve 2023'ten bu yana Iowa eyalet meclisinde görev yapıyordu. Partinin merkez kanadını temsil eden Turek için Demokratların önemli bir kampanya harcaması yapması da dikkat çekmişti. Anketler seçimin çok küçük farklarla sonuçlanacağına işaret ediyordu. Üstelik Kansas'taki Hamilton'dan farklı olarak muhafazakâr seçmene hitap etme kapasitesi daha sınırlı görülen Turek'in seçim günü Cumhuriyetçi seçmenden oy alma ihtimali düşük değerlendiriliyordu. Ancak sandıktan çıkan 5 puanlık fark, Iowa'da Trump'a duyulan tepkinin aday profilinden bağımsız olarak Demokratlara yöneldiğini gösterdi.
Cumhuriyetçi seçmenin ağırlıkta olduğu Ohio, Senato seçimlerinde Demokratların sürpriz yaptığı bir diğer eyalet oldu. JD Vance'in başkan yardımcısı olmasıyla boşalan Senato koltuğu için düzenlenen özel seçimde, Cumhuriyetçi valinin koltuğa geçici olarak atadığı Vali Yardımcısı Jon Husted ile 2007-2025 yılları arasında senatörlük yapan Demokrat Sherrod Brown karşı karşıya geldi. Demokratlar Ohio'da en son 2012'de başkanlık seçimi kazanmış, Senato seçimlerini ise son olarak 2018'de yine Brown ile almıştı. Trump'ın yaklaşık 11 puan farkla kazandığı 2024 seçimlerinde koltuğunu Cumhuriyetçi rakibine üç buçuk puanla kaybeden Brown, bu kez seçimi yaklaşık 3 puan farkla kazanarak Senato'ya geri döndü.
Ohio hem tarımıyla hem de sanayisiyle öne çıkan bir eyalet olsa da tarihsel olarak asıl ağırlık otomotiv, çelik ve makine üretimi başta olmak üzere sanayide bulunuyor. Trump geçtiğimiz aylarda imzaladığı kararnameyle bazı metal ürünlerinin gümrük vergilerini düşürdü, ancak çelik raf ve alüminyum plaka ithalatına yüzde 25'lik yeni vergiler getirdi. Hammadde maliyetlerini önemli ölçüde artıran bu vergiler, bazı köklü fabrikaları işçi çıkarmaya ya da tamamen kapanmaya zorladı. Brown'ın işçilere yönelik politikaları ve Trump'ın gümrük vergilerini hedef alan kampanya stratejisi bu tabloda karşılık buldu ve Ohio, Trump yönetiminin tarife politikasının bedelini ödediği eyalet oldu. JD Vance'in eyalette mitinglere katılması da muhafazakâr seçmeni ikna etmeye yetmedi ve Vance kendi evinde bir yenilgi almış oldu. Vance'in desteğiyle valilik için yarışan ve 2024'te Cumhuriyetçilerin başkanlık ön seçimlerinde de aday olan Vivek Ramaswamy'nin valilik seçimini Demokratlara karşı kaybetmesi, Ohio'daki tablonun yalnızca Senato ile sınırlı kalmadığını gösterdi.
İçeriden Düşen Kaleler: Texas, North Carolina ve South Carolina
Cumhuriyetçilerin en güvenli kaleleri dışarıdan değil içeriden düştü. Texas’ta Cornyn’in tasfiye edilmesi, North Carolina’da Tillis’in yarıştan çekilmeye zorlanması ve South Carolina’da hiçbir siyasi tecrübesi olmayan Darline Graham’ın Trump’ın yönlendirmesiyle aday gösterilmesi, Trump’ın parti içindeki mutlak hâkimiyetinin sandıkta nasıl bir yüke dönüştüğünü gösterdi.
Texas'ta Demokrat aday James Talarico seçimi 12 puan farkla kazandı. Cumhuriyetçilerin en güçlü kalelerinden biri olan ve son yıllarda partinin sembolik merkezi olarak görülen Texas'ın kaybedilmesi, bu seçimde Trump'ın en büyük kayıplarından biri oldu. Demokratların en son 1988'de senatör çıkarabildiği ve 1976'da Jimmy Carter'dan bu yana başkanlık seçimi kazanamadığı eyalette bu zafer büyük ölçüde Cumhuriyetçilerin kendi iç çatışmasının eseri olarak okunabilir. Bu çatışmanın merkezinde ise Trump'a muhalefet eden ancak muhafazakâr seçmen tarafından sevilen bir figür olan Senatör John Cornyn yer aldı.
Cumhuriyetçi Parti ön seçiminde 2002'den beri senatör olan Cornyn ile eyalet başsavcısı Ken Paxton karşı karşıya geldi. Cornyn, Senato'daki bazı oylamalarda Demokratlarla birlikte hareket etmesi ve zaman zaman Trump'ı eleştiren açıklamalarıyla partisinde Trump'a mesafeli bir isim olarak biliniyordu. Paxton ise 2020 seçim sonuçlarını iptal ettirmek için Yüksek Mahkeme'ye başvuran eyalet başsavcısı olarak Trump'ın en sadık müttefiklerinden biri olarak görülüyordu. Ön seçimlerde kendisine yakın isimleri öne çıkaran Trump'ın Paxton'ı açıkça desteklemesiyle dört dönemdir görevde olan Cornyn ön seçimi kaybetti ve Cumhuriyetçiler genel seçime bölünmüş bir tabanla girdi.
Demokratlar ise karşılarına genç bir isim olan Talarico'yu çıkardı. İlahiyat eğitiminin de etkisiyle dindar bir profil çizen Talarico, bu sayede muhafazakâr seçmenden de oy alabilecek bir aday olarak dikkat çekti. Kampanyasını yaşam maliyeti etrafında yürüten Talarico kutuplaştırıcı söylemlerden kaçınan bir strateji izledi. Eski Başkan George W. Bush'un kardeşi Neil Bush'un Talarico'ya oy verdiğini açıklaması, Demokrat adayın muhafazakâr tabanda bir karşılığı olduğunu seçim öncesinde göstermişti. Kampanya finansmanında ise iki farklı tablo iç içe geçti. Talarico seçimden önceki son üç ayda bir Senato adayı için rekor sayılan 64 milyon dolar toplarken Paxton aynı dönemde 18 milyon dolarda kaldı. Kampanyanın başından bu yana 134 milyon doları aşan bağışın büyük bölümü küçük bağışçılardan geldi. Buna karşın Elon Musk gibi büyük bağışçıların desteklediği Cumhuriyetçi lobi grupları Paxton için çok daha yüksek harcama yaparken Demokrat Parti'nin kendi fonlarından Talarico'ya aktarabildiği kaynak Paxton'ın çok gerisinde kaldı.
Texas'ta seçimin bir diğer çarpıcı sonucu valilik yarışında ortaya çıktı. Üç dönemdir görevde olan ve kazanması halinde eyalet tarihinin en uzun süre görev yapan valisi olacak Greg Abbott, Demokrat eyalet milletvekili Gina Hinojosa karşısında 7 puan farkla kaybederek valiliği 1995'ten bu yana ilk kez Demokratlara bıraktı. Hinojosa aynı zamanda eyaletin ilk Hispanik valisi oldu. Kampanyada rakibinden çok daha fazla para harcayan Abbott'ın kaybının arkasında birden fazla etken yatıyor. Eyaletin değişen demografisi ve Cumhuriyetçiler için ülke genelinde giderek kötüleşen siyasi iklim birleşince Abbott da bu yükün altında kaldı. Abbott'ın yıllardır güvenle dayandığı kırsal seçmenle arasını açan ise veri merkezleri oldu. 500'ü aşkın veri merkeziyle ülkede ikinci sırada yer alan Texas'ta Abbott'ın bu yatırımlara verdiği destek kırsal bölgelerde tepki çekti. Abbott seçimlere kısa bir süre kala geri adım atsa da etkili olamadı. Hinojosa'nın Texas seçmeninin yaklaşık üçte birini oluşturan Hispanik seçmenle kurduğu bağ da sonucu belirleyen etkenler arasında yer aldı.
Senato'da Demokratların çevirdiği ilk koltuk, beklendiği gibi North Carolina oldu. Demokratların en son 2008'de senatör çıkarabildiği ve başkanlık seçimini de son olarak yine 2008'de kazanabildiği eyalette Trump, 2024 başkanlık seçimlerini 4 puan farkla almıştı. Bu tablo North Carolina'yı seçim öncesinde Demokratların en kolay çevirmesi beklenen eyalet konumuna taşıyordu ve sonuç da bu beklentiyi doğruladı. Eski Vali Roy Cooper, Cumhuriyetçi Ulusal Komite'nin eski başkanı Michael Whatley'yi yenerek Cumhuriyetçi Thom Tillis'ten boşalan koltuğu Demokratlara kazandırdı ve eyalet 18 yıl sonra yeniden Demokrat bir senatör seçmiş oldu.
2017-2025 yılları arasında valilik yapan ve öncesinde eyalet başsavcılığı görevini yürüten Cooper, kampanyasını gıda, sağlık, enerji, çocuk bakımı ve konut maliyetlerinin düşürülmesi üzerine kurmuştu. Trump'ın bizzat desteklediği Whatley ise kampanyasını Trump'ın gündemini Senato'da hayata geçirme ve yasa dışı göçle mücadele vaatleri üzerine kurdu ancak yaşam maliyeti etrafında kampanya yürüten Cooper karşısında tutunamadı. North Carolina, doğrudan Trump'ın hanesine yazılacak bir kayıp oldu. Trump'ın "One Big Beautiful Bill" olarak adlandırılan vergi ve bütçe paketine karşı oy kullanan Tillis, Trump'ın kendisini hedef alması ve ön seçimde başka adayları destekleyeceğini açıklaması üzerine üçüncü dönem için aday olmaktan vazgeçmişti. Tillis'in tasfiyesiyle açılan yolda Trump'ın kendi adayını öne sürmesi ise koltuğun kaybedilmesini engelleyemedi. Trump'ın aday belirleme süreçlerine müdahalesinin faturasının en erken ödendiği yarış olarak dikkat çeken North Carolina, Trump'ın parti üzerindeki mutlak hâkimiyetinin kendi adaylarına seçim kaybettirdiğinin ilk somut örneği olarak seçim gecesinin erken saatlerinde ortaya çıktı.
Senato seçimlerinde anketlerin öngöremediği sonuçlardan biri South Carolina'da ortaya çıktı ve Demokratlar eyaleti yaklaşık 4 puan farkla kazandı. South Carolina, Cumhuriyetçilerin en güvenli kaleleri arasında yer alıyordu. Trump 2024 başkanlık seçimlerini eyalette 18 puan farkla kazanmış, 2020'de Lindsey Graham Demokrat rakibine 10 puan, 2022 Senato seçimlerinde ise Cumhuriyetçi Tim Scott Demokrat rakibine 25 puan fark atmıştı. Demokratlar eyaletten en son 1998'de senatör çıkarabilmiş, başkanlık seçimini ise en son 1976'da kazanabilmişti.
Yarışı rekabetçi hale getiren gelişme Cumhuriyetçi cephede yaşandı. Senatör Lindsey Graham'ın vefatının ardından Trump'ın girişimiyle önce geçici süreliğine koltuğa atanan kardeşi Darline Graham, Senato seçimlerinde de Trump'ın desteğiyle aday oldu. Hiçbir siyasi tecrübesi bulunmayan Graham'ın yalnızca aile bağları ve Trump'ın yönlendirmesiyle aday gösterilmesi tepki çekti. Demokrat aday Annie Andrews ise doktor kimliğiyle kampanyasını sağlık sistemi ve sağlık sigortaları üzerine kurdu. Demokratların 2028 başkanlık yarışı için adı geçen Biden dönemi Ulaştırma Bakanı Pete Buttigieg'in yanı sıra Demokrat Parti Ulusal Komitesi'nin de desteğini alan Andrews, kampanyasını muhafazakar seçmenlere de hitap edecek şekilde kurguladı.
Seçim öncesinde yapılan anketler tüm eleştirilere rağmen Graham'ı 2-3 puan önde gösteriyordu. Ancak sandıktan yaklaşık 4 puan farkla Andrews galip çıktı. Bu sonuç, Trump'ın parti içindeki ağırlığının muhafazakâr seçmeni ikna etmeye yetmediğini ortaya koydu. Eyaletin eski Cumhuriyetçi valisinin de Andrews'a destek verdiğini açıklaması, Cumhuriyetçiler içindeki ayrışmanın South Carolina'da da görünür hale geldiğini gösteriyor.
Demokratların 2028 Provası: Michigan, Maine ve Georgia
Demokratların Senato seçimlerindeki hesabı Michigan’ı korumak, Maine’i almak ve Georgia’yı elde tutmak üzerine kuruluydu. Üç yarış da Demokratların lehine sonuçlandı; ancak bu eyaletleri asıl önemli kılan unsur, ilerici kanat ile merkez arasındaki güç dengesinin 2028 öncesinde ilk kez sandıkta ölçülmesi oldu.
Seçim öncesinde en çok merak edilen Senato yarışı olarak görülen Michigan’da Abdul El-Sayed seçimi 6 puan farkla kazanarak Demokratlar için önemli bir zafer elde etti. ABD siyasi tarihinin ilk Müslüman senatörü olmaya hak kazanan El-Sayed, partinin ilerici kanadının adayı olarak Demokrat Parti’nin iç dengeleri açısından da kritik bir konumda yer alıyordu.
El-Sayed kampanya boyunca başta Trump olmak üzere Cumhuriyetçilerin kimliğini ve ailesini hedef alan iddialarıyla karşılaştı. Trump’ın El-Sayed’i terör sempatizanı olarak nitelendirmesi, Müslüman Kardeşler bağlantısı imaları ve rakibi Mike Rogers’ın televizyon tartışmasında El-Sayed’in Hamas ve Hizbullah destekçilerinden bağış aldığını, annesinin ise ABD’nin terör örgütü listesindeki kurum ve kişilerle bağlantılı olduğunu öne sürmesi bu stratejinin ana hatlarını oluşturdu. El-Sayed ise kampanyasını devlet destekli sağlık sigortası ve yaşam maliyeti gibi vaatler üzerine kurdu ve seçmen karşısındaki hitabetiyle geniş bir takdir topladı.
El-Sayed ilerici kanadın adayı olsa da Senato’nun kaderini belirleyecek bir yarışın merkezinde yer alması, partinin farklı kanatlarından isimleri kampanyasına destek vermeye yöneltti. Ön seçimden bu yana El-Sayed’in en güçlü destekçisi olan Bernie Sanders’ın yanı sıra eski Başkan Obama’nın seçimden hemen önce eyalete gelmesi, Kamala Harris’in Detroit’te El-Sayed ile birlikte sahneye çıkması, AOC’nin bizzat kampanyaya katılması ve Newsom’un desteği, Michigan’ın hem parti için ortak bir cephe hem de ilerici kanat için bir prestij meselesine dönüştüğünü gösterdi. El-Sayed’in zaferi, ilerici kanadın 2028 başkanlık seçimleri öncesinde parti içindeki ağırlığını da belirgin biçimde artırmış oldu.
Bu zafer, İsrail’e yakın lobi grubu AIPAC’ın El-Sayed aleyhine 30 milyon doları aşan harcama yapmasına rağmen elde edildi ve ilerici kanadın salıncak eyaletlerde de rekabet edebildiğini gösterdi. Ön seçimde El-Sayed’e karşı yarışan Demokrat Temsilci Haley Stevens’ın seçime günler kala El-Sayed’i antisemitizmle suçlayarak Cumhuriyetçi adaya destek verdiğini açıklaması da sonucu değiştirmedi. ABD’nin İsrail’e verdiği desteğe açıkça tepki gösteren bir adayın Senato seçimini kazanması, İsrail’e yakın grupların ABD siyasetindeki etkisinin son yıllarda azaldığının ve toplumsal düzeyde yaşanan dönüşümün bir göstergesi olarak okunabilir.
Demokratların Cumhuriyetçilerden aldığı bir diğer eyalet Maine oldu. Demokrat aday Troy Jackson, Senato'nun gediklilerinden Cumhuriyetçi Susan Collins'i yaklaşık 6 puan farkla yenmeyi başardı. Kamala Harris'in 2024 başkanlık seçimlerinde yaklaşık yedi puan farkla kazandığı eyalette Collins, 1997'den bu yana sürdürdüğü senatörlükte altıncı dönemi için yarışıyordu. Demokratlar açısından Maine'deki asıl zorluk ön seçim sürecinde yaşandı. İlerici kanadın adayı olarak yola çıkıp merkez kanadın da desteğini alan Graham Platner, Demokratların adayı olmuştu. Ancak hakkındaki cinsel saldırı iddialarının ardından Senato Demokrat Lideri Chuck Schumer'dan ilerici kanadın önde gelen ismi Bernie Sanders'a kadar partinin tüm kesimlerinin baskısıyla Platner adaylıktan çekildi. Kısa sürede yeni bir aday belirlemek zorunda kalan Demokratlar, eyalet senatosunun eski başkanı Troy Jackson'da karar kıldı. Sağlık sistemine odaklanan kampanyasıyla dikkat çeken Jackson da Sanders, Elizabeth Warren ve AOC gibi ilerici kanadın önemli isimlerinin desteğini aldı. Aday krizine rağmen Maine'in Cumhuriyetçilerin elinden alınması, 2028 başkanlık seçimleri öncesinde ilerici kanada parti içinde önemli bir güç kazandırmış oldu.
Demokratların ellerindeki koltukları koruma hedefindeki kritik sınav Georgia'da beklendiği gibi sonuçlandı. Senatör Jon Ossoff, Cumhuriyetçi Kongre üyesi Mike Collins'i yaklaşık 8 puan farkla yenerek ikinci dönemi için yeniden seçildi. Trump'ın 2024 başkanlık seçimlerinde 2 puan farkla kazandığı Georgia, Cumhuriyetçilerin Senato'da Demokratlardan koltuk alabileceği sayılı eyaletlerden biri olarak görülüyordu. Ancak anketlerde istikrarlı biçimde önde giden ve bağış yarışında rakibini açık ara geride bırakan Ossoff'un yeniden seçilmesi kampanya boyunca hiçbir zaman ciddi bir şüphe konusu olmadı. 2020'deki seçimleri kazanarak partisine o dönemdeki Senato çoğunluğunu veren Ossoff, o günden bu yana Demokratların yükselen isimlerinden biri olarak öne çıkıyor. Trump'ın iki yıl önce kazandığı bir eyalette 8 puanlık fark, Georgia'nın Demokratlar açısından artık bir salıncak eyaletten çok güvenli bir koltuğa dönüştüğüne işaret ediyor.
Ossoff'un asıl önemi ise başkan adaylığı tartışmalarında ortaya çıkıyor. Son bir yılda partide yıldızı giderek parlayan senatörün adı başkanlık yarışı için giderek daha sık anılır oldu. Ossoff bu iddiaları her defasında geri çevirdi ve geçtiğimiz aylarda başkanlığa aday olmayı düşünmediğini belirterek altı yıllık görev süresinin tamamını Senato'da geçireceğine söz verdi. Hitabet tarzıyla sık sık kıyaslandığı Obama'nın 2006'da başkanlığa aday olmayı planlamadığını söyledikten iki yıl sonra Beyaz Saray'a girmesi, bu tür bir ret açıklamasının son söz olmadığını gösteren bir örnek olarak hatırlanıyor.
Sandıkta Bitmeyen Yarışlar: Alaska ve Mississippi
Alaska, seçimlerin kritik olduğu eyaletler arasında sonucu hâlâ netleşmeyen iki yarıştan biri oldu. Demokrat bir başkan adayının en son 1964'te kazandığı ve Trump’ın 2024'te yaklaşık 13 puan fark attığı eyalette Demokratlar en son 2008'de Senato seçimi kazanabilmişti. 2015'ten beri senatör olan Cumhuriyetçi Dan Sullivan’ın karşısına Demokratlar, 2024'te Temsilciler Meclisi koltuğunu az farkla kaybeden Mary Peltola’yı çıkardı. İsrail yanlısı tutumuyla bilinen ve Chuck Schumer’ın da desteğini alan Peltola, seçim sürecinde Harris’in desteğini reddetmesiyle dikkat çekmişti. Her iki adayın oy oranları birbirine çok yakın olsa da hiçbiri yüzde 50 barajını geçemedi. Alaska’nın sıralamalı oy sisteminde bu durumda sonucu, pusuladaki diğer iki adaya oy verenlerin ikinci tercihleri belirleyecek. Posta oylarının sayımı sürerken eyalet yetkilileri sonucun en geç 25 Kasım’da kesinleştirilmesini hedefliyor.
Yarışı bu denli belirsiz kılan, Senato yarışına Cumhuriyetçi senatörle aynı adı taşıyan bir adayın daha katılması oldu. Seçime kısa süre kala Cumhuriyetçi Parti’ye kaydolan emekli öğretmen Daniel James Sullivan Jr., Cumhuriyetçilerin itirazlarına rağmen mahkeme kararıyla pusulada yer aldı. Pusuladaki dördüncü aday olan Cumhuriyetçi Gerald Heikes yüzde 2,2 alırken ikinci Sullivan yüzde 1,7'de kaldı. Bu oran isim karışıklığı endişesinin abartılı olduğunu gösterse de bir puanın altında bir farkla giden yarışta bu iki adayın seçmeninin ikinci tercihleri sonucu belirleyecek. Hiçbir kampanya yürütmeyen ikinci Sullivan’ın Peltola’ya küçük bağışlar yaptığının ortaya çıkması ve adaylığın planlı bir Demokrat operasyonu olduğununun iddia edilmesi, Demokratların reddettiği manipülasyon iddialarını seçimin son günlerinde gündemin merkezine taşıdı. Trump yönetimi, Sullivan’ın isim karışıklığı nedeniyle kaybetmesi halinde sonucun onaylanmasını engellemek için Adalet Bakanlığı üzerinden dava açtı, ancak davanın Cumhuriyetçiler lehine sonuçlanması zor görünüyor. Peltola ikinci tur sayımında öne geçerse Demokratlar 18 yıl aradan sonra eyaletten çıkaracakları senatörü büyük ölçüde ikinci Sullivan’a borçlu olacak.
Mississippi de seçim gecesinin en beklenmedik tablolarından birini ortaya çıkardı. Demokratların 1982'den bu yana senatör çıkaramadığı ve Trump’ın 2024'te 24 puan farkla kazandığı eyalet, seçim öncesinde Cumhuriyetçilerin rahat kazanacağı bir yarış olarak görülüyordu. Ancak sandıkların yüzde 95'inden fazlası açıldığında Cumhuriyetçi Senatör Cindy Hyde-Smith ile Demokrat aday Scott Colom arasındaki fark 20-30 oy seviyesine indi. Henüz sayılmamış oylar sonucu belirleyecek olsa da yeniden sayım için her iki partiden de dava açılması bekleniyor. Sonuç ne olursa olsun, Cumhuriyetçilerin yüzde 24'lük bir avantajı iki yılda sıfırlaması yaşam maliyetinin, İran savaşının ve Trump’a duyulan tepkinin en güvenli kaleleri bile sarstığını gösteriyor.
Cumhuriyetçilerin eyaleti rahat alamamasının arka planında ulusal rüzgârın yanı sıra yerel etkenler de var. Yerel bir savcı olan Colom, Demokratlar tarafından başından itibaren güçlü bir aday olarak görülüyordu. Trump’ın doğrudan desteğini alan ve seçimden bir hafta önce Trump’ın eyalette kendisi için miting yapmasına rağmen Hyde-Smith seçmenini sandığa taşıyamadı. Sandıktaki asıl farkı ise siyahi çoğunluklu ilçeler oluşturdu ve Colom bu ilçelerle birlikte öne geçti. Colom’un kazanması halinde Mississippi 1982'den bu yana ilk Demokrat senatörünü, 1881'den bu yana ise ilk siyahi senatörünü seçmiş olacak.
Kongre’den 2028'e Uzanan Tablo
2026 Kongre seçimleri, Cumhuriyetçilerin yalnızca salıncak eyaletlerde değil, yaklaşık bir asırdır elinde tuttuğu kalelerde de kaybedebileceğini gösterdi. Eyalet eyalet bakıldığında ortaya çıkan tablo üç ortak unsura indirgenebiliyor: İran savaşının ve gümrük vergilerinin ağırlaştırdığı yaşam maliyeti, Trump’ın kendi adaylarını dayatarak partinin tabanıyla arasını açması ve Demokratların her eyalete seçmen profiline uygun bir aday çıkarması. Kansas’ta bir papazın, Texas’ta ilahiyat eğitimli genç bir siyasetçinin ve Michigan’da ABD’nin ilk Müslüman senatörünün aynı seçimde kazanabilmesi, Demokratların geniş bir koalisyonu bir arada tutmayı başardığını ortaya koyuyor. Alaska ve Mississippi’nin bile başa baş geçmesi ise bu dalganın sınırının henüz görülmediğini gösteriyor. Trump ise görevinin son iki yılına atamalarından bütçesine ve İran savaşına kadar her adımı Demokratların kontrolündeki bir Kongre tarafından sorgulanacak bir başkan olarak giriyor.
Sandıktan çıkan sonuç, 2028 başkanlık yarışını da erkenden başlattı. Demokratlar için temel soru, bu zaferin hangi kanadın hanesine yazılacağı. Michigan ve Maine ilerici kanadın salıncak eyaletlerde de kazanabildiğini, Kansas, Iowa ve Texas ise muhafazakâr seçmene hitap edebilen adayların Cumhuriyetçi kaleleri düşürebildiğini kanıtladı. Parti bu iki başarıyı birbirine karşı değil birlikte okuyabilirse 2028'e Trump karşıtlığının ötesinde bir programla girme şansı yakalayabilir. Cumhuriyetçiler açısından ise seçim sonuçlarının faturası kaçınılmaz olarak Trump’a kesilecek. Ön seçimlerdeki mutlak hâkimiyetin genel seçimde bir yüke dönüştüğü bu tablo, başta kendi eyaletinde yenilgiye uğrayan JD Vance olmak üzere 2028'de Trump’ın mirasını sahiplenmeye hazırlanan isimler için de erken bir uyarı niteliği taşıyor.

