Demokrat Parti, 2024 başkanlık seçimlerinde Beyaz Sarayı ve Kongrenin her iki kanadını kaybetmesinin ardından başlayan kimlik ve yön arayışını tamamlayamadan 3 Kasım’da yapılacak Kongre seçimlerine giriyor. Kasım 2025’te belediye başkanlığı ve valilik seçimlerinde Virginia, New Jersey ve New York’ta elde edilen zaferler, Trump’a duyulan toplumsal güvenin azalması ve yüksek yaşam maliyetinin ortaya çıkardığı seçmen öfkesi Demokrat Parti’ye önemli bir fırsat sunmaktadır. Ancak bu fırsat partinin iç sorunlarını çözmek için yeterli değil. 2024 yenilgisinin ardından güçlenen ilerici sol kanat ile merkez figürler arasındaki rekabet, ön seçim sürecinde İsrail meselesi ve ekonomi politikaları üzerinden derinleşen bir ayrışmaya dönüşmüş vaziyette. Buna ulusal ölçekte partiyi temsil edebilecek bir liderin bulunmaması ve Demokrat Ulusal Komitesinin adayların kampanyalarına yeterince finansman sağlayamaması eklenince Demokratlar seçimlere bölünmüş bir yapıyla giriyor.
Ön seçim süreci bu ayrışmayı görünür kılmıştır. New York, Michigan ve Minnesota’da ilerici adaylar rekor lobi harcamalarına rağmen merkez figürleri yenerken Wisconsin ve Kaliforniya’da merkez adayların kazanması, Maine’de yaşanan aday krizi ve ilerici kanadın belirli eyaletlerle sınırlı kalan başarısı, hareketin ulusal ölçekteki sınırlarını da ortaya koymuştur. Kamuoyu araştırmaları Demokratların Temsilciler Meclisini kazanmasını muhtemel görürken Senatonun kaderi Michigan başta olmak üzere birkaç kritik eyaletteki yarışlara bağlı görünmektedir.
Bu analiz Demokrat Parti’nin 2024 hezimetinin ardından 2026 Kongre seçimlerine nasıl hazırlandığını parti içi ayrışma, liderlik krizi ve 2028 senaryoları ekseninde değerlendirmektedir. Ön seçimlerde ilerici sol ile merkez kanat arasında İsrail meselesi ve ekonomi politikaları üzerinden derinleşen ayrışma, 2028 için adı geçen isimlerin bu ayrışma karşısındaki konumları ve seçim sonuçlarının olası senaryolara göre partiye etkileri analizin temel sorularını oluşturmaktadır.

