15 Temmuz Sonrası İçin Yol Haritası

15 Temmuz Sonrası İçin Yol Haritası

Darbeyi engelleyen darbe-karşıtı güçlerin senkronizasyonu, girişimin sadece başarısız olmasını sağlamadı aynı zamanda Türkiye’nin geleceğini yeniden şekillendirecek yeni bir tarihsel blok oluşturma ihtimalini de arttırdı.
Paylaş:

15 Temmuz FETÖ cuntası tarafından gerçekleştirilmeye çalışılan askeri darbe girişimi başarısız olmasına rağmen Türkiye’nin yakın geleceğinde önemli etkiler ortaya çıkaracağı çok net. Ergenekon süreci ile TSK’yı teslim almaya çalışan, 7 Şubat ile Erdoğan’ı teslim alamadığı için 17-25 Aralık girişiminde bunu yeniden deneyerek siyaseti boğmaya çalışan FETÖ, bu sefer toplu bir cezalandırma ve terör yöntemiyle bir bütün olarak Türkiye’yi boğmaya hedefledi. Bu nedenle 15 Temmuz, Türkiye’ye yönelik topyekûn saldırıya topyekûn bir savunmayla verilen cevabın ta kendisiydi. Darbe girişiminin akamete uğramasındaki temel neden, darbeci cuntanın organizasyonel düzeyde teoride planladığı stratejik hedefe ulaşmak için gerekli olan operasyonel kabiliyetten yoksun olmasıydı. Elbette darbeyi engelleyen darbe-karşıtı güçlerin (toplum, siyaset, medya, sadık güvenlik bürokrasisi) senkronizasyonu, girişimin sadece başarısız olmasını sağlamadı aynı zamanda Türkiye’nin geleceğini yeniden şekillendirecek yeni bir tarihsel blok oluşturma ihtimalini de arttırdı.

Bu umut vaat eden tabloya rağmen kısa ve orta vadede Türkiye’yi bekleyen birçok meydan okuma varlığını halen devam ettiriyor. Darbe girişimi akamete uğratıldı ancak Türkiye’nin 14 Temmuz’da sahip olduğu sorunların (belki FETÖ hariç) büyük bir çoğunluğu hali hazırda ülkenin geleceğini tehdit etmeye devam ediyor. Bu nedenle demokrasi zaferini Türkiye adına uzun vadeli stratejik bir kazanca dönüştürmek için önümüzde uzun ve ince bir yol var. Söz konusu yolu daha az maliyet ve daha fazla kazançla tamamlamak için birbiriyle bütünleşmiş üç hayati evre söz konusu: Temizlik ve arınma dönemi, rehabilitasyon dönemi ve yeniden yapılanma dönemi.

TEMİZLİK VE ARINMA DÖNEMİ
REHABİLİTASYON DÖNEMİ

Öte yandan TSK’nin kurumsal iç sosyo-psikoloji açısından da darbe girişiminin ortaya çıkardığı terör nedeniyle önemli bir kırılma yaşadığı görülmektedir. Darbe girişimi operasyonel düzeyde atlatılmasına rağmen toplumun her an yeni bir darbe girişimi olacağı endişesiyle TSK’nin farklı birliklerinin kapılarının önünde fiziki olarak bulunmaları, belediyelerin yeni girişimleri engellemek için neredeyse bütün araçlarını bu birliklerin önünde bekletmeleri gibi örnekler yeni bir ordu-millet sosyolojik karşıtlığını üretmesi açısından son derece ilginçtir. Bu sosyoloji, TSK’ye ana karargâhının duvarlarında "Ordu milletin emrindedir" gibi bir ifadeyi asmalarını gerekli kılacak kadar tarihsel bir kırılmaya işaret etmektedir.

Bu "sosyolojik darbenin" ve "psikolojik tahribatın" tedavisi için TSK’nın kendine has uzun bir rehabilitasyon dönemine ve kamu diplomasisine ihtiyacı olacağı aşikârdır. Bu bağlamda TSK iç bütünlüğünün yeniden tesisi için psikolojik yenilenme ve bu sürecin stratejisinin oluşturulması sırasında toplumunun güvenini yeniden kazanmayı öncelemesi gerekecektir. Belki de bünyesinde daha fazla psikoloğa daha fazla sosyoloğa ihtiyacı olacaktır bu dönemde.

Rehabilitasyon sürecinin ikinci ayağını ise toplumsal düzeyde yaşanan ve temelde güvenlik bürokrasine yönelik azalan güven duygusunun yeniden tesis edilmesi oluşturmaktadır. Toplumun sadece orduya yönelik psikolojik güven duygusunun sarsılması anlamında değil, aynı zamanda yaşamsal güven duygusu da, tarihsel olarak kurulmuş ordu-millet millet-ordu ittifakının 15 Temmuz ile birlikte parçalanmaya yüz tutması nedeniyle ortadan kalkmıştır. Bu nedenle bu son derece sahici gibi gözüken sosyolojik bütünleşmenin yeniden sağlanması için toplumun da şok evresini atlatarak orduyu yeniden kendi gözünde normalleştireceği bir zamana ihtiyacı olacaktır. Böylesi bir rehabilitasyon sürecinin sağlıklı bir şekilde ilerlemesi için hali hazırda elimizde çok fazla avantaj vardır. Özellikle darbe girişiminin engellenmesi sırasında ve hemen sonrasında oluşan siyasal/toplumsal konsensüsün, "geçici bir ittifak ve söylemsel bir bütünlük" gibi algılanması yerine, uzun vadeli pozitif bir demokratik siyasal ajandaya tahvil edilmesi son derece önemlidir.

Siyasetin de bu rehabilitasyon dönemine ihtiyacı olduğu açıktır. Materyal gücünü öncelikle ordusunun askeri kapasitesinden alan bir ülkenin siyasal iktidarının bu gücü harekete geçirme konusunda endişeye ve güvensizliğe sahip olması, Türkiye’nin yakın geleceği açısından büyük riskler oluşturabilir. Bu nedenle, siyasi güvenin yeniden tesis edilmesi açısından siyasetin üzerinde her zamankinden daha fazla yük vardır. Bu yükü taşımak için siyaset mekanizmasının herkesten önce bu dönemi atlatması gerekmektedir.

YENİDEN YAPILANMA DÖNEMİ

Söz konusu tarihsel başlangıcın kalıcı bir yeniden yapılanma dönemini başlatması için kapsamlı bir ulusal stratejik vizyonunun ilan edilmesi ise bir zorunluluktur. Bu nedenle yeniden yapılanma döneminin ilk ayağını bütünsel bir sivil-asker ilişkilerinin anayasal reformu oluşturmalıdır. Bu reformun sadece ordu ile siyaset arasındaki ilişkiyle sınırlı kalması hataların tekrarlanma ihtimalini arttıracağı gibi hiçbir sorunu da çözmeyecektir. Bu nedenle yeniden yapılanma, TSK’nin kendi içine dair de gerçekleşmelidir. Elbette bu konuyu tartışmak için acele etmek gerektiği kadar orta vadeye yaymak siyasi bir tercih olabilir. Ne var ki Türkiye’ye yönelik iç ve dış güvenlik risklerinin hali hazırda devam ettiği düşünüldüğünde ne kadar acil olduğu da ortadır. Yeni Türkiye ancak ve ancak 15 Temmuz ile başlayan bir "demokrasi hikayesi" ile amaçlarına ulaşabilir.

[Star Açık Görüş, 24 Temmuz 2016].


Paylaş:
İLGİLİ YAYINLAR