Başkan Trump Kasım seçimlerine üç ay kala Amerikan seçim sisteminin güvenliği tartışmasını tekrar başlattı. Sistemin tehlike altında olduğunu öne sürerek ‘Amerikan Seçmen Uygunluğunu Koruma’ (SAVE) Yasası’nı çıkarmak zorunda olduklarını savunan Trump, Cumhuriyetçilere yaptığı baskıyla tasarının Temsilciler Meclisi’nden geçmesini sağladı ancak Senato’dan geçmesi zor görünüyor. Kamuoyunun büyük çoğunluğu seçimlerde kimlik sorgulanması yapılmasına destek veriyor ancak Trump yasa tasarısını sadece buna odaklandırmak yerine çok daha kapsamlı bir kanuna dönüştürmeye çalışıyor. Birçok eyalette pratik olarak uygulanması mümkün olmayan ve oy verme hakkını sınırlandıran maddeler içeren tasarının Kasım seçimleri öncesinde bir yenilgi bahanesi olarak işlev görmesi muhtemel. Seçim güvenliğini seçim kaybettiğinde gündeme getiren geçmiş siciline bakıldığında, Trump’ın halkın iradesinin çalındığı tezini işlemek için zemin oluşturmaya çalıştığı düşünülebilir.
‘RUSYA KUMPASI’
2016 seçimleri sonrasında Amerikan istihbaratı, Mueller soruşturması ve Cumhuriyetçilerin yönettiği İstihbarat Komitesi Rusya’nın seçimlere Trump lehine müdahale etmeye çalıştığı konusunda hemfikir olmuştu. Rusya’nın bunu Trump kampanyasında çalışan bazı isimlerle koordineli biçimde yapıp yapmadığı Mueller soruşturmasının konusu olmuştu. Trump bu süreçleri kendi seçim zaferine ve başkanlığının meşruiyetine gölge düşürmeye çalışan çabalar olarak görerek kendisine karşı yürütülen ‘Rusya kumpasının’ parçası olarak damgalamaya çalışmıştı.
Seçim sonuçlarının Hillary Clinton’ın başarısızlığı ve kendi başarısı olarak görülmesi yerine Putin’in bir hediyesi olarak sunulmasından son derece rahatsız olan Trump, Rusya’ya borcu olduğu fikrine şiddetle karşı çıkıyordu. 2016 seçim sonuçlarını büyük oranda sahiplense de seçici kurul oylarıyla seçilmesine karşın Hillary Clinton’ın popüler oy üstünlüğünün hile sonucu olduğunu savunmuştu. Milyonlarca insanın yasa dışı oy kullandığını iddia ederek bununla ilgili bir araştırma komisyonu dahi kurdurdu ancak komisyondan somut bir sonuç çıkmadı. Yani Trump, seçimin kendisine başkanlığı kazandıran kısmını meşru, halk oyunu kaybettiği kısmını ise hileli sayıyordu.
POSTAYLA OY VE BİDEN’IN MEŞRUİYETİ
2020’de pandemi koşullarında gerçekleştirilen seçimlerin en önemli sonuçlarından biri birçok eyalette postayla oy kullanma yönteminin mazeret aranmadan genişletilmesi olmuştu. Demokratların postayla oya daha fazla meyletmesi, Trump’ı bu yöntemin hileli olduğunu iddia etmeye ve Cumhuriyetçilere seçim günü sandığa gitme çağrısı yapmaya itmişti. Daha seçim yapılmadan hile tartışması başlatan Trump, Biden seçildikten sonra seçimlerin çalındığını ve bütün sistemin gayrimeşru olduğunu iddia etti. Açılan onlarca davadan bir sonuç çıkmadığı gibi Trump’ın kendi Adalet Bakanlığı seçimlerin sonucunu değiştirecek çapta bir hile bulunmadığını açıkladı. Cumhuriyetçi eyalet yöneticileri de Trump’a direnerek yaygın seçim usulsüzlüğü iddialarını reddetmişlerdi ancak Trump bugün dahi Biden’ın kazandığını reddetmeye devam ediyor.
2024 seçimleri öncesinde de bu tezini işleyen Trump, Demokratların hile yapacaklarını söyledi ancak Cumhuriyetçilerden bu sefer ‘hile yapılamayacak kadar büyük bir zafer’ istedi. Seçim sonrasında kazanmasına rağmen sistemin iyi işlediğini kabullenmeyerek kazanmasının sistemi yenen kendi başarısının bir sonucu olduğunu savundu. Diğer bir deyişle, Trump seçimlere ve sisteme güvenilemeyeceği konusunda tutarlı ancak seçim sonuçlarına göre hile yapılıp yapılmadığı konusunda ise esnek davranıyor.
KASIM ÖNCESİNDE BİLİNDİK SENARYO
2026 Kasım seçimlerine doğru Trump yine seçimlerde hile olabileceğini ve Amerikan vatandaşı olmayanların oy kullanacağını savunuyor. Kamuoyu araştırmaları halkın geniş çaplı bir hile veya seçim güvenliğine dair endişelerinin düşük olduğunu gösteriyor ancak seçmenlerin kimlik ibrazı yapması konusunda destek %80’ler seviyesine çıkıyor. Kongre’ye sadece kimlik ibrası zorunluluğu getiren bir yasa getirilse geçmesi çok daha kolay olacakken Trump’ın daha kapsamlı bir yasa konusunda ısrar etmesi bu gündemi siyasi olarak kullanmak istediğine işaret ediyor. Yasanın Beyaz Saray tarafından desteklenen versiyonunda, vatandaşlık belgesiyle kayıt zorunluluğu ve oy verirken kimlik ibrazı gibi maddelerin ötesinde postayla oy vermeyi sadece özel mazeretli durumlarla sınırlandıran maddeler bulunuyor.
Bazı Cumhuriyetçi senatörlerin şimdiden açıktan karşı çıktığı tasarıda önerilen maddelerin hem maliyeti yüksek hem de pratikte uygulanması çok zor. Bu açıdan bakıldığında, yasa tasarısı teknik bir seçim güvenliği düzenlemesinden çok Trump’ın seçim sonuçlarına endeksli meşruiyet anlayışını yansıtıyor. Seçimlerin eyaletler tarafından yapılması ve bunlar arasında birçok pratik fark bulunması da Trump’ın federal düzenleme üzerinden seçim sistemini dönüştürme çabasını tartışmalı kılıyor. Trump’ın geçmesi için aylardır bastırdığı tasarı şimdilik sadece Temsilciler Meclisi’nden geçmiş durumda ve Kasım seçimlerine yetişmesi neredeyse imkânsız görünüyor ancak Trump’ın bu tartışmayı canlı tutmak istediği kesin. Zira seçimlerde başarısızlık olursa bunu hileyle izah etmek ve başarı olursa da sistemden şikâyete devam ederek yine de sonuçları sahiplenmek mümkün olacak.
2016’dan beri Trump’ın kampanya stratejisinin önemli bir parçası haline gelen seçim sisteminin meşruiyetini sorgulama çabası, kendi tabanını mobilize etme ve Demokratları seçim güvenliğine yeterince önem vermemekle suçlama konusunda etkili oluyor. Bu pratik Amerikan tarihinde siyahilerin ve göçmenlerin oy haklarının sınırlandırılması çabalarının bir devamı olarak da okunabilir ancak özellikle kimlik ibrazı konusunda geniş bir kamuoyu desteği olduğunu unutmamak gerekiyor. Trump bu desteği alıp kendi gündemiyle harmanlayarak seçim kampanyasında etkin bir silah olarak kullanmaya çalışıyor. Kasım seçim sonucunda Kongre’nin bir veya iki kanadını kaybederse bu başarısızlığın faturasını yine ‘milyonlarca sahte oya’ bağlamaktan çekinmeyecektir. SAVE yasa tasarısı da bu argümanın temellerini sağlamlaştırmaya yarayan kullanışlı bir gündem oluşturma çabası olarak öne çıkıyor.
[Yeni Şafak, 22 Temmuz 2026]

