Sistem Sorununun Çözümünde Yarı Başkanlık Modeli

Sistem Sorununun Çözümünde Yarı Başkanlık Modeli

Yarı başkanlık sistemi ile ilgili bazı temel bilgileri yeniden hatırlamak, avantaj ve dezavantajlarını Türkiye’nin siyaset tecrübesi bağlamında kapsamlı olarak ele almak ve geleneksel başkanlık sistemi uygulaması ile karşılaştırmak gerekmektedir.
Paylaş:

Son günlerde yaşanan siyasî gelişmeler sebebiyle Türkiye’deki hükûmet sistemi ve sistem sorunu tartışmaları yeni bir boyut kazanmıştır. Cumhurbaşkanının doğrudan halkoyu ile seçilmesini öngören 2007’deki anayasa değişikliği referandumuyla teorik olarak bir sistem değişikliği gerçekleşmiş, 2014’te cumhurbaşkanını halkın seçmesiyle birlikte de adı konmamış bir yarı başkanlık sistemine fiilen geçilmiştir.

Her ne kadar bu durum, Türkiye’nin siyasî tarihi açısından ciddi bir değişim olsa da şimdilik yarı başkanlık kavramşallaştırmasının Türkiye’deki uygulanabilirliğiyle doğrudan ilişkilendirmeyerek, bilhassa Fransa ile özdeşleştirilmiş olan bu hükûmet sisteminin temel noktalarını ele almak gerekmektedir. Böylelikle sistem tartışmalarının sağlıklı bir şekilde yürütülebilmesi amacıyla yarı başkanlık sistemi ile ilgili bazı temel hususları dikkate alarak, bunları yakın bir gelecekteki olası bir Türkiye projeksiyonu ihtimâlinde göz önünde bulundurmak elzemdir.

2006 yılı itibariyle dünyada yarı başkanlık sistemi ile yönetilen ülkelerin sayısı 54 olarak tespit edilmiştir. Benzer araştırmalar baz alındığında dünyadaki bağımsız ülkelerin yaklaşık yüzde 30’unda yarı başkanlık sisteminin geçerli olduğu saptanmaktadır. 1946’da yalnızca Avusturya, Finlandiya ve İzlanda olmak üzere üç Avrupa ülkesinde geçerli olan yarı başkanlık sistemi, 1987’ye geldiğimizde dahi yalnızca sekiz ülke ile sınırlı kalmıştır. 1990’larda ise küresel bir trend olarak sayısal bir artış trendine girilmiştir. Bu bağlamda evrensel demokratik kriterlere uygunluk teşkil eden 81 ülkenin dikkate alındığı 2010 tarihli araştırmalarda, 29 ülkede yarı başkanlık, 28 ülkede parlamenter ve 24 ülkede ise geleneksel başkanlık sisteminin uygulandığı görülmüştür. Bu son derece dikkate değer veriler doğrultusunda öne çıkan bir diğer husus, söz konusu 81 ülkenin yaklaşık yüzde 65’inde devlet başkanları ve cumhurbaşkanlarının doğrudan halk tarafından seçilmeleri olmuştur. Dolayısıyla 2007’de Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı’nın halkoyuyla seçilmesini öngören anayasa değişikliği ve Türkiye’de hükûmet sistemi tartışmalarının özellikle Ağustos 2014’ten itibaren yeniden gündemin önemli bir yerini teşkil etmeye başlaması, bu global trend bağlamında da dikkate alınmalıdır.

KARMA SİSTEM

Yarı başkanlık sistemine geçen ve demokratik parlamenter kültürü de geçmişteki tecrübeleriyle benimsemiş olan bu ülkelerin temel motivasyonunu, aciliyet gerektiren siyasî krizlerin aşılması karşısında pratik çözümler üretmek olmuştur. Dolayısıyla doğrudan halk tarafından seçilen ve siyasal parti üyeliği konusunda herhangi bir anayasal kısıtlama getirilmeyen bir cumhurbaşkanından beklenen, siyasî krizlerin oluştuğu olağanüstü durumlarda yetkilerini kullanarak krizlerin çözümüne katkı sağlaması olmuştur.

ÇİFT-OTORİTELİ YÜRÜTME

Her ne kadar birçok akademik çalışmada başta Duverger’in yarı başkanlık tanımlamasının temel noktaları baz alınmış olsa da, bu tanımlama geliştirilmeye çalışılmıştır. Zira Duverger’in tanımlaması, örneğin, cumhurbaşkanına atfedilen "önemli yetkilerin" kapsamının ne olduğunu belirsiz bırakmış ve söz konusu tanımlama böylelikle yetersiz ve muğlak olarak değerlendirilmiştir. Burada temel olarak farklılık arz eden ve son derece dikkate değer çeşitli yarı başkanlık tanımlamalarına elbette değinemeyeceğiz ancak günümüz şartlarında yarı başkanlık sistemlerinin alt-türlerinin de mevcut olduğuna kısaca işaret etmek gerekmektedir. Bu bağlamda yapılan araştırmalar neticesinde ortaya çıkan ve cumhurbaşkanının yetkilerinin derecesine göre bir sınıflandırma çeşitliliğine gidilmiştir. Buna göre, yarı başkanlık sistemlerinin "başkancı-parlamenter" (president-parliamentary) ve "başbakancı-başkanlık" (premier-presidential) olmak üzere iki alt-tür olarak sınıflandırılması gerektiği ileri sürülmüştür. Başkancı-parlamenterizm, başbakan ve kabinenin kolektif olarak hem parlamentoya hem de cumhurbaşkanına karşı sorumlu oldukları bir yarı başkanlık sistemi iken (ve örneğin Avusturya anayasasına göre geçerliyken), başbakancı-başkanlık ise, başbakan ve kabinenin kolektif olarak yalnızca parlamentoya karşı sorumlu olduğu bir yarı başkanlık sistemi türüdür.

ÖNEMLİ BİR ALTERNATİF

2007 ve 2014 yıllarında gerçekleşen gelişmelerin ardından Türkiye’deki hükûmet sisteminin farklı bir yöne doğru evrildiğine ilişkin görüşler bilhassa son günlerde yeniden kamuoyunda daha sık tartışılmaktadır. Her ne kadar yarı başkanlık sistemleri bağlamında kapsamlı araştırmalarıyla tanınan bazı akademisyenler tarafından da Türkiye’deki hükûmet sistemi artık bir "yarı başkanlık sistemi" olarak değerlendirilmiş ve hatta bir alt-tür olan "başbakancı-başkanlık" olarak ayrıntılandırılarak kategorize edilmişse de anayasal bağlamda bunun tam anlamıyla gerçekleştiği henüz söylenemez. Son gelişmelerle birlikte yeniden gündeme gelen sistem tartışmaları sağlıklı bir şekilde çerçevelendirilmelidir. Bu doğrultuda yarı başkanlık sistemi ile ilgili bazı temel bilgileri yeniden hatırlamak, avantaj ve dezavantajlarını Türkiye’nin siyaset tecrübesi bağlamında kapsamlı olarak ele almak ve Türkiye için uzun vadede esasen daha çok uygunluk teşkil edecek olan geleneksel başkanlık sistemi uygulaması ile karşılaştırmak gerekmektedir. Aksi takdirde önemli bir alternatif hükûmet sistemi olarak öne çıkan yarı başkanlık kavramsallaştırmasının da güncel siyasî çekişmelerin yoğunluğunda hebâ edilmesi maalesef ihtimaller dâhilindedir.

[Star Açık Görüş, 29 Mayıs 2016]29

Paylaş:
İLGİLİ YAYINLAR