Türkiye Cumhuriyeti bulunduğu coğrafyada ve uluslararası arenada daima uluslararası hukuku ve diplomasiyi önceleyen, barış ile istikrarın kararlı ve ilkeli bir savunucusu olmuştur. Bu yaklaşımın en güncel yansıması 2 Ağustos 2025’te Azerbaycan’dan gelen doğal gazın Kilis üzerinden Suriye’nin Halep vilayetine taşınmaya başlanmasıyla ortaya çıkmıştır. Yıllık yaklaşık 2 milyar metreküp gaz sevkiyatı ile Suriye’de 5 milyon haneye elektrik sağlanması hedeflenen bu proje, iç savaş sonrası toparlanma sürecine somut katkı sunmaktadır. Suriye’de pek çok bölgede günlük yalnızca 3-4 saat sağlanabilen elektriğin en az 10 saate çıkarılması; eğitim, sağlık ve üretim altyapısının yeniden işler hale gelmesine imkan tanıyacaktır.
Türkiye bu adımıyla yalnızca bir enerji geçiş ülkesi değil aynı zamanda istikrar ve kalkınmanın aktif sağlayıcısı olarak öne çıkmaktadır. Halihazırda elektrik üretim kapasitesi iç savaş öncesi 8 bin 500 megavattan 3 bin 500 megavata gerileyen Suriye’de proje kapsamında sağlanacak gazla 1.200 megavatlık ek üretim planlanmaktadır. Bu, okulların ve hastanelerin kesintisiz çalışmasını, fabrikaların yeniden üretime başlamasını ve yerel istihdamın canlanmasını sağlayacaktır. Enerji arzı aynı zamanda yurt dışındaki Suriyelilerin geri dönüşünü teşvik edebilecek önemli bir unsur olarak görülmektedir.
Bu girişim Türkiye ve Azerbaycan arasındaki stratejik iş birliğinin yalnızca ekonomik kazanımlarla sınırlı olmadığını aynı zamanda barış odaklı bir dış politika anlayışını da yansıttığını göstermektedir. Katar’ın finansman katkısıyla günlük 6 milyon metreküpe kadar gaz ihracını mümkün kılan yeni enerji koridoru, başlangıçta 3,4 milyon metreküp/gün kapasiteyle işlemeye başlayacak ve orta vadede yıllık 2 milyar metreküp seviyesine ulaşacaktır.
Azerbaycan açısından proje, batıya yönelik ihracatın ötesinde güney ve doğu pazarlarına erişim imkanı sunarken Katar da yeniden yapılanma sürecine destek vererek bölgedeki nüfuzunu güçlendirmektedir. Böylece üç ülke enerji üzerinden ekonomik dayanışma tesis ederken Suriye’deki güç dengelerini de yeniden şekillendirmektedir.
Türkiye’nin bu hamlesi enerji diplomasisi ile insani diplomasi arasında kurulan güçlü bir köprünün örneğidir. Ankara uzun süredir yürüttüğü arabuluculuk faaliyetleriyle de bu yaklaşımı desteklemektedir. Rusya-Ukrayna savaşında tahıl koridorunun oluşturulması, Karadeniz Tahıl Girişimi ile küresel gıda krizinin hafifletilmesi, Etiyopya ile Somali arasındaki Ankara Bildirisi, Azerbaycan ile Ermenistan arasında barışın tesisi ve Rusya-Ukrayna esir değişimi gibi kritik süreçlerde Türkiye başat rol oynamıştır. Zira Türkiye uluslararası alanda iç uzlaşıyı teşvik eden, ekonomik güven artırıcı projelere öncülük eden ve barış görüşmelerine ev sahipliği yapan bir aktör olarak konumlanmaktadır. 2024’te kurulan Uluslararası Arabuluculuk Genel Müdürlüğü ise bu kapasiteyi kurumsallaştırmıştır.
Suriye’ye yönelik enerji sevkiyatı, Türkiye’nin diplomasi anlayışında ekonomik kalkınma ile enerji güvenliğinin kalıcı barış için vazgeçilmez unsurlar olduğunun altını çizmektedir. Proje yalnızca elektrik temini değil aynı zamanda kamu hizmetlerinin yeniden işler hale gelmesi, sınır ötesi ticaretin canlanması ve yatırım ortamının iyileşmesi anlamına gelmektedir. Bu yönüyle Türkiye Ortadoğu’da enerji temelli yeni bir iş birliği modelinin öncüsü konumundadır. Söz konusu model ekonomik kazanımlar ile siyasi diyaloğu aynı anda güçlendirerek güvenlik risklerini azaltmayı ve barışı kalıcı kılmayı amaçlamaktadır.
Enerji akışının sürdürülebilirliği açısından yatırımcı konsorsiyumu (Kalyon ve Cengiz Holding, UCC, Power International) önümüzdeki üç yıl içinde doğal gaz çevrim santralleri ile güneş enerjisi santrali inşa etmeyi planlamaktadır. Bu yatırımlar Suriye’de enerji arz güvenliğini artıracak, çevresel sürdürülebilirliği destekleyecek ve ekonomik toparlanmayı hızlandıracaktır. Yenilenebilir enerji boyutunun eklenmesi, çevre dostu üretimi teşvik eden bir vizyonun parçasıdır.
Türkiye’nin enerji diplomasisi kapsamında yürüttüğü bu proje aynı zamanda ülkenin kuzey-güney enerji hatlarını çeşitlendirme ve Avrupa ile Asya pazarları arasında köprü olma misyonunu da güçlendirmektedir. Azerbaycan gazının güney yönlü sevkiyatı, Trans Anadolu Doğal Gaz Boru Hattı’nın (TANAP) bir uzantısı niteliğinde olup Türkiye’yi bölgenin enerji merkezi haline getirirken Avrupa için alternatif arz güzergahları da inşa edecektir. Zengezur Koridoru üzerinden Nahçıvan ile Azerbaycan ana karası arasındaki kara bağlantısının tamamlanması ise Orta Asya’dan Akdeniz’e uzanan ticaret ve enerji akışlarının güvenliğini ve verimliliğini artırma potansiyeline sahiptir.
Sonuç itibarıyla Kilis üzerinden Halep’e uzanan doğal gaz hattı; enerji diplomasisi, arabuluculuk ve insani yardımın bütünleştiği çok boyutlu bir stratejinin somut örneğidir. Türkiye ve Azerbaycan, Katar’ın da desteğiyle yalnızca enerji transferi yapmamakta; ekonomik iyileşme, siyasi istikrar ve toplumsal barış için güçlü bir araç inşa etmektedir. Gaz akışıyla birlikte milyonlarca hanenin ışıkları yanacak, üretim yeniden canlanacak ve savaşın gölgesinde kalan bir coğrafyada umut yeşerecektir. Türkiye’nin bu vizyonu, enerjiyi yalnızca ticari bir meta olarak değil, barış ve istikrarın taşıyıcısı olarak konumlandırmakta ve komşu halklara yönelik sorumluluk bilinciyle şekillenmektedir.

