Ektiğimizi Biçeceğiz

Ektiğimizi Biçeceğiz

Sürdürülebilir bir tarımsal gelişim için, hem etkili hem de geleceğe uzanacak kadar vizyoner adımlar atmaktan başka yolumuz yok. Bunu yaparken ise, geçmişten bugüne ektiğimiz uygulamalardan ne biçtiğimizi iyice tartarak ilerlemenin anlamlı olacağını düşünüyorum.
Paylaş:

Geçen hafta bu köşede ilk çeyrek büyüme verilerinin analizini sunarken, sektörler kanadında tarımdan yok denecek kadar cılız bir destek aldığımızı belirtmiştim. Açıkçası tarımın, son zamanlarda inişli çıkışlı ve kararlılık içermeyen bir görünüm sergilediğini söylemek mümkün. Bağlı olduğu doğa koşullarının da elbette bunda zaman zaman payı oluyor ancak ülkemizde tarımdan daha etkin istifade etmenin mümkün olduğunu da öteden beri konuşmaktayız. Ayrıca biliyoruz ki tarım, ekonomiye katkı yapmanın ötesinde, gıda arzı güvenliğini sağlaması hasebiyle de oldukça kritik bir sektör. Üstelik Türkiye'nin; iklimi, coğrafi yapısı ve bol ürün çeşitliliğiyle, tarımda üstün bir potansiyele sahip olduğu da malum... İşte bu bağlamda, sürdürülebilir bir tarımsal büyüme için yapısal sorunlara eğilmeye devam etmemiz gerekiyor.

Geçtiğimiz günlerde OECD tarafından yayımlanan Agricultural Policy Monitoring and Evaluation (Tarım Politikası İzleme ve Değerlendirme) 2016 Raporu da, Türkiye'nin son 10 yılda tarım sektöründe yasal ve kurumsal çerçeveyi güçlendirmek adına takdire şayan bir ilerleme hikâyesi yazdığını belirtirken, birkaç noktaya dikkat çekiyor. Bunlardan biri, ilgili kamu kurumlarını, rekabetçi piyasa şartlarında işlev görecek hale getirmek için daha çok çaba sarf edilmesi gerektiği… OECD'nin 2016 raporunda bir diğer parmak bastığı noktanın ise, Türkiye'de tarıma verilen desteğin içeriğiyle ilgili olduğu görülüyor. Ülkemizde üretici desteklerinin daha çok piyasa bozucu önlemler kaynaklı olduğunun altını çizen rapor, satır arasına, tarımsal verimliliğin iyileşmesinde sürdürülebilirliğe dair bir soru işareti koyuyor.

VERİMLİ TOPRAKLAR İÇİN

Tabii daha da tepeden bir bakışla, sektöre ilişkin en kritik hususlardan birinin, tarımsal üretim politikası planlamasına olan gereksinim olduğu ortaya çıkıyor. Hem de uzun vadeli cinsinden olanına... Zira dönemden döneme (mesela rağbete bakıp da) kafaya göre yapılan ekimlerle pekişen arz-talep dengesizlikleri, arkasında heba hasatlar, mağdur çiftçiler bırakırken, üretimin iç ve dış pazar bağlamında planlı bir görünüme kavuşmasını engelliyor. Hatta yine bağlantılı bir konu olarak, tarım alanlarının doğru ve verimli kullanılabilmesi için toprak haritasının da önem taşıyan mevzular arasında geldiğini eklemeden geçmeyeyim.

TOPRAĞA BİLGİ EKMEK

Ve sonuca gelirsem; tarıma dair, OECD raporunda da, bu yazıda da yer bulmayan ve iyileşmeye açık daha pek çok mesele olduğu ortada. Dolayısıyla da, sürdürülebilir bir tarımsal gelişim için, hem etkili hem de geleceğe uzanacak kadar vizyoner adımlar atmaktan başka yolumuz yok.

Bunu yaparken ise, geçmişten bugüne ektiğimiz uygulamalardan ne biçtiğimizi iyice tartarak ilerlemenin anlamlı olacağını düşünüyorum.

[Yeni Şafak, 24 Haziran 2016].


Paylaş:
İLGİLİ YAYINLAR