Hukuksal meşruiyetini halk egemenliği ve millet iradesinden alan anayasal düzenin silahlı güç kullanımı yoluyla ortadan kaldırılması ya da askıya alınması, modern anayasal düşüncenin temel meselelerinden birini oluşturmaktadır. Bu analiz, 15 Temmuz darbe girişimini “halk egemenliği ile çıplak güç” arasındaki ontopolitik gerilimin somutlaştığı, temel hak ve özgürlük rejiminin normatif yıkımına yönelen bir anayasal kopuş teşebbüsü olarak ele almaktadır. Çalışmada anayasal meşruiyet olgusu; norm ile kurucu halk iradesi arasındaki ilişki, güç ile şiddet arasındaki ontopolitik ayrım ve çoğulculuk ilkesi ekseninde temellendirilmektedir.
Bu kuramsal izlekte 15 Temmuz direnişi “anayasal momentler kuramı” ve “anayasal yurtseverlik” kavramı dolayımıyla incelenirken darbelerin yıkıcı niteliği ise hukukun üstünlüğü idesi ile temel hak ve özgürlükler rejiminin normatif bütünlüğü çerçevesinde analiz edilmektedir.
Anayasal düzen; halk egemenliği, temel haklar, hukuk devleti ve demokratik katılımın birbirini karşılıklı olarak mümkün kıldığı ilişkisel bir normatif bütünlük içinde varlık kazanmaktadır. Bu çerçevede 15 Temmuz direnişi; kurucu iradenin kriz anlarında anayasal düzeni yeniden inşa ve ihya eden koruyucu kapasitesini görünür kılan istisnai bir anayasal moment olarak değerlendirilmekte; darbe girişiminin akim kalması ise demokratik anayasal düzenin nihai güvencesinin hukuk içinde süreklilik kazanan millet iradesinde bulunduğunu teyit etmektedir.

