CHP ve Parlamenter Demokrasinin Krizi

CHP ve Parlamenter Demokrasinin Krizi

Mevcut siyasi hamlelerine bakıldığında CHP, başkanlığa karşı olduğu gibi, bir başka demokratik yönetim sistemi olan parlamenter demokrasiye de karşıdır.
Paylaş:

16 Şubat'ta henüz üçüncü toplantısında anayasa uzlaşma komisyonu CHP'nin sudan sebeplerle masayı devirmesiyle ölü doğum yapmış oldu. AK Parti ve muhalefet partileri ısrarla CHP'yi masaya geri çağırsalar da, CHP'nin uzlaşmama kararlılığı bu çağrıları karşılıksız bıraktı. Ana muhalefet partisinin bu uzlaşmaz tavrı neticesinde, ülkede müzakereyle yeni bir anayasanın yapılamayacağı resmen açıklık kazanmış oldu.

YENİ ANAYASA, AMA NASIL?

Bu şartlar altında ya yeni ve sivil bir anayasa yapımının askıya alınması ya da bir erken seçim kararı alınarak meclis aritmetiğinde anayasa yapımını mümkün kılacak bir tablonun oluşmasını beklemek gerekecektir. Yeni anayasa yapımının askıya alınması, AK Parti'nin sivil bir anayasa ve başkanlık sistemi konusundaki ısrarı nedeniyle anlamlı bir tercih olmaktan uzaktır. Ayrıca, iktidar kanadından gelen son açıklamalara bakıldığında ufukta bir erken seçim de gözükmemektedir.

REFERANDUMA GÖTÜRME YETKİSİ

Mevcut siyasi tabloda cumhurbaşkanının anayasa değişikliğine dair yetkisini esnetmesine dayanak sunacak bir demokrasi açığı bulunmaktadır. Söz konusu demokrasi açığı tam olarak şudur, kamuoyunun yeni ve sivil bir anayasaya büyük bir desteği olmasına rağmen, halkın temsilcisi konumundaki meclis bu talebi yerine getir(e)memektedir. Elbette "nasıl bir anayasa olmalı" konusunda, özellikle yönetim sistemi tercihi noktasında, mecliste olduğu gibi toplumda da bir ayrışma bulunmaktadır. Ancak şu da var ki, kamuoyunda mevcut darbe anayasasının yerine sivil bir anayasa yapılması üzerinde nerdeyse tam bir toplumsal mutabakat söz konusudur. Buna rağmen, mecliste grubu bulunan siyasi partilerin henüz yönetim sistemi tartışması noktasına dahi gelmeden, yani anlamlı bir tartışma sürecine geçmeden, yeni bir anayasanın yapılıp yapılmaması konusunda bile anlaşamadıkları açık bir şekilde gözlemlenmektedir. Bu anomali hali tek kelimeyle ülkede parlamenter demokrasinin derin bir kriz içerisinde olduğunu göstermektedir.

MECLİSİN ARAÇSALLAŞTIRILMASI

Maalesef günümüz Türkiyesinde parlamenter demokrasinin bu temel varsayımlarının geçerli olduğunu söylemek nerdeyse imkansız. Gördüğümüz kadarıyla kamusal tartışma boş bir formaliteye dönüşmüş durumda. Siyasi partiler adil ve rasyonel bir yönetim konusunda esaslı fikirler beyan etmek ve birbirlerini ikna etmekten ziyade, iktidar için mecliste çoğunluğu elde etme mücadelesi vermekteler. Rasyonel doğru, rakamlar, yani kelle hesabı tarafından belirlenir hale gelmiştir. Hangi fikrin daha çok taraftarı varsa, içeriğine bakılmadan ve esaslı bir müzakere süreci başlatılmadan, doğru olarak kabul edilmektedir. Bu durum, meclisin apaçık bir hakikat olmaktan çıkıp basit bir pratik-teknik araca dönüştüğünü gözler önüne sermektedir. Daha da kötüsü, meclis-içi dengeler, yani meclis aritmetiği siyasi mücadelede stratejik bir araç olarak kullanılacak kadar amacından sapmıştır. Özetle, Türkiye'de parlamenter demokrasi "fikri olarak" ölmüş durumdadır.

CHP'NİN "GRAND STRATEJİSİ"

Bu sorunun cevabını CHP'nin grand stratejisinde bulabiliriz. CHP'nin grand stratejisi kabaca siyasetin alanını daraltmayı hedeflemektedir. Siyaset kurumu milli iradenin siyasi iradeyle, yani devletle buluştuğu müstesna noktadır. Siyasetin alanının genişlemesi milli iradenin siyasi iradeye en ideal şekilde yansımasıyla sonuçlanır. Dolayısıyla, milli iradeye yaslanarak siyaset yapan aktörler siyasetin alanını genişletme stratejisi izlerken, milli iradeye mesafeli ve başka iktidar odaklarının temsilciliğine soyunan aktörler ise siyasetin alanını daraltmayı hedefleyen bir strateji takip ederler.

Başkanlık sistemi, yürütmenin başı olan başkanın doğrudan halk tarafından seçilmesi nedeniyle milli iradenin siyasi iradeye en etkin şekilde yansıma fırsatı bulduğu yönetim sistemidir. Bu, en temelde siyasetin alanının genişlemesi ve toplumun merkezine yönelik siyaset üreten aktörlerin de iktidarı elinde tutması anlamına gelmektedir. Dolayısıyla, CHP'nin başkanlık sistemi karşısında parlamenter demokrasiyi savunması siyasetin alanının genişlemesinden, yani demokratik siyasetin ülkede kurumsallaşmasından duyduğu rahatsızlığı ifade etmektedir. Sonuç itibariyle, mevcut siyasi hamlelerine bakıldığında CHP, başkanlığa karşı olduğu gibi, bir başka demokratik yönetim sistemi olan parlamenter demokrasiye de karşıdır.

[Yeni Şafak Düşünce Günlüğü, 1 Mart 2016].


Paylaş:
İLGİLİ YAYINLAR