Türkiye’nin son yıllarda savunma sanayii alanında kaydettiği ilerlemeler yalnızca yeni platformların geliştirilmesiyle sınırlı kalmamış aynı zamanda mevcut sistemlerin entegrasyonu ve ağ tabanlı bir mimari içerisinde bir araya getirilmesiyle de derinleşmiştir. Çelik Kubbe projesi farklı kabiliyetlere sahip hava savunma sistemlerini tek bir bütünleşik yapı altında toplamakta ve “sistemler sistemi” yaklaşımıyla hareket etmektedir. Geniş bir tehdit yelpazesini kapsayan bu ekosistem, yapay zeka (YZ) destekli komuta kontrol mimarisi sayesinde her bir tehdide en uygun çözümü otomatik olarak devreye sokabilmektedir. Bu bağlamda maliyet-etkinlik prensibi öne çıkmakta, düşük maliyetli tehditlere karşı uygun platformların kullanılmasıyla hem kaynaklar korunmakta hem de çoklu saldırılara karşı etkin mukavemet sağlanmaktadır.
Çelik Kubbe’nin geliştirilmesinde ASELSAN, ROKETSAN, TÜBİTAK SAGE, Makine ve Kimya Endüstrisi (MKE) A.Ş. gibi savunma sanayiinin öncü kurumları kritik roller üstlenmektedir. Böylelikle Çelik Kubbe kara, hava ve deniz platformlarını kapsayan bütüncül bir mimari haline gelmektedir. Çelik Kubbe yalnızca füze sistemlerine değil aynı zamanda elektronik harp ve lazer tabanlı çözümlere dayalı çok boyutlu bir savunma yaklaşımına da işaret etmektedir. Sistemin sahadaki askeri personel ve sivil halk için sağlayacağı güvenlik ve psikolojik caydırıcılık da dikkat çekicidir. Sistem cephe hattında görev yapan askerlerin operasyonel etkinliğini artırmakta ve sürpriz saldırılara karşı koruma sağlamaktadır. Sivil halk açısından ise kritik şehirler, tesisler ve yaşam alanlarının güvence altında olması, toplumsal direnç ve öz güveni artırmaktadır. Dahası sistemin yerli üretim ve milli yazılım temeline dayanması Türkiye’ye dışa bağımlılıktan kurtulma, stratejik özerklik kazanma ve uluslararası savunma pazarında daha güçlü bir aktör olma imkanları tanımaktadır.
NATO standartlarına uyumlu ancak milli görevlerde bağımsız kullanılabilecek esnek mimari Türkiye’nin bölgesel dengelerde elini güçlendirmekte; Yunanistan, İsrail ve Rusya gibi ülkelerin sistemleriyle kıyaslandığında stratejik bir üstünlük vadetmektedir. ASELSAN Oğulbey Teknoloji Üssü gibi yeni yatırımlar ise yalnızca üretim kapasitesini artırmakla kalmamakta aynı zamanda Türkiye’yi yüksek irtifa hava savunma sınıfında ihracat potansiyeline sahip bir ülke konumuna taşıyacaktır. Tüm bu hususları ve Türkiye’nin stratejik hava savunma vizyonunu uzmanlarımız değerli okurlarımız için değerlendirdi.
Hazırlayan
Uzmanlar
Ahmet Alemdar
Defence Turk
Çelik Kubbe sistemi teknik olarak nasıl çalışıyor, hangi tehditleri öncelikli olarak durdurmak için tasarlandı ve mevcut hava savunma sistemlerimize nasıl entegre edilecek?
Çelik Kubbe sistemi farklı kabiliyetlere sahip çözümlerin bir arada, ağ tabanlı bir yapıda çalıştığı kapsamlı bir mimari olarak tanımlanabilir. Bu sistem alçak irtifadaki FPV dronlar ve kamikaze İHA’lardan yüksek irtifalarda görev yapan taktik İHA’lar, helikopterler, savaş uçakları, seyir füzeleri ve balistik füzelere kadar geniş bir yelpazede tehditleri bertaraf etmeye yönelik olarak geliştirilmiş bir ekosistemdir.
Bu mimaride önceden tanımlanmış sınırlı bir tehdit kütüphanesi bulunmamaktadır. Türkiye’nin hava sahasına veya ilgi alanlarına tehdit oluşturabilecek her türlü unsurun önlenmesi amacıyla kurulmuş bir ağdan söz edilmektedir. KORKUT sisteminden SİPER ailesine ve HİSAR-O’ya kadar tüm unsurlar tek bir ağ içerisinde YZ destekli bir komuta kontrol mimarisiyle entegre edilmiştir. Böylelikle tespit edilen tehdidin türüne göre en uygun önleme aracı otomatik olarak belirlenmekte ve devreye alınmaktadır. Örneğin bir füze tehdidi algılandığında karar destek mekanizması bu tehdidin hangi sistemle en optimum noktada ve hangi yöntemle önleneceğini tespit etmekte; HİSAR-O (RF) füzesi, HİSAR-A füzesi veya elektronik harp sistemleri bu doğrultuda devreye girebilmektedir. Bu yapı sayesinde hedef tipine uygun maliyet etkin bir önleme yapılabilmektedir.
Bu bağlamda maliyet etkinliğinin önemi özellikle öne çıkmaktadır. Örneğin Rusya’nın düşük maliyetli Şahid dronlarının çoklu ve satüre (sürü) saldırıları milyon dolarlık SİPER veya HİSAR-O füzeleriyle önlenmek yerine alçak irtifada etkin olan KORKUT sistemiyle bertaraf edilebilmektedir. Böylelikle hem daha verimli hem de ekonomik bir çözüm elde edilmektedir. Çelik Kubbe’nin özü YZ destekli komuta kontrol sistemi aracılığıyla tüm ağdaki unsurların konum bilgisi, hazırlık durumu ve görev verisinin tek merkezden yönetilmesidir. Bu sayede en uygun unsura doğrudan komut verilerek etkin bir önleme yapılabilmektedir.
Mevcut hava savunma envanteri incelendiğinde Türkiye’nin elinde Rusya’dan tedarik edilen S-400 sistemi ile geçmişte ABD’den alınan Stinger, Oerlikon ve Hawk bataryaları bulunmaktadır. Çelik Kubbe’nin komuta kontrol yapısının ise tamamen milli imkanlarla geliştirilmesi bu yapıya istenen tüm silah ve sensörlerin entegre edilebilmesini mümkün kılmaktadır. Örneğin S-400 bataryası radarının tespit ettiği bir hedef Çelik Kubbe mimarisi sayesinde diğer unsurlarla paylaşılabilmektedir. Gelecekte Azerbaycan gibi ülkelerle hava resminin daha geniş coğrafyalarda entegre edilmesi bu mimariyi bölgesel ölçekte de güçlendirecek önemli bir perspektif sunmaktadır.
Sistemin elektronik harp boyutu da dikkat çekicidir. ASELSAN’ın teslimat töreninde REDET ve PUHU sistemleri de Çelik Kubbe’ye dahil edilmiştir. REDET, radar elektronik destek ve radar elektronik taarruz kabiliyetlerini bir arada barındırmaktadır. Bu sayede hasım radarların faaliyetleri dinlenerek konumları tespit edilmekte, gerektiğinde karıştırma ve bastırma yöntemleriyle etkisiz hale getirilebilmektedir. PUHU ise muhabere elektronik destek sistemi olarak düşman unsurların iletişim faaliyetlerini dinlemekte, kestirmekte ve kritik istihbarat sağlamaktadır.
Son teslimatlar kapsamında Türk Silahlı Kuvvetlerine (TSK) 10 araçtan oluşan 1 adet SİPER bataryası, 21 araçtan oluşan 3 adet HİSAR-O bataryası, 7 adet PUHU 3-LT elektronik harp sistemi ve 2 adet REDET radar elektronik harp sistemi teslim edilmiştir. Yaklaşık yarım milyar dolar değerindeki bu teslimat yalnızca bugünün değil geleceğin hava savunma şemsiyesinin de temelini teşkil etmektedir. Çelik Kubbe uzun vadeli bir yatırım olarak TSK’nın kara, hava ve deniz unsurlarının tamamında yerli ve milli hava savunma çözümlerini tek bir ekosistem içerisinde kullanabilmesini sağlamaktadır.
Anıl Şahin
SavunmaSanayiST
Çelik Kubbe’nin geliştirilme sürecinde savunma sanayii kurumlarının rolleri neler?
Çelik Kubbe, Türkiye’nin geliştirdiği ve geliştirmekte olduğu tüm hava savunma sistemlerini; özellikle hava platformlarına yönelik istihbarat, komuta kontrol ve sensör sistemlerini bir arada buluşturan kapsamlı bir “sistemler sistemi”dir. Projede 2 binden fazla Türk savunma sanayii şirketi görev almaktadır. Bu şirketlerin bir bölümü kablaj tasarımı ve üretimi gerçekleştirirken bir bölümü ise hava savunma füzelerinin alt sistemlerini, tahrip mekanizmalarını ve Ar-Ge süreçlerini üstlenmektedir. Bu noktada ana yüklenici firmalar öne çıkmaktadır.
Çelik Kubbe projesi kapsamında radar, elektrooptik ve sensör sistemleri ile komuta kontrol altyapısı ASELSAN tarafından geliştirilmektedir. Bu sistemler ASELSAN’ın Gölbaşı tesislerinde üretilmekte, entegre edilmekte ve akabinde sahaya teslim edilmektedir. Hava savunma sistemleri arasında HİSAR-A, HİSAR-O ve SİPER aileleri öne çıkmakta olup bu projelerde ROKETSAN ve TÜBİTAK SAGE kritik roller üstlenmektedir.
ROKETSAN tarafından geliştirilen HİSAR ailesi; 15 kilometre menzilli HİSAR-A, 25 kilometre menzilli HİSAR-O ve 40 kilometre menzilli HİSAR-O (RF) füzelerinden oluşmakta ve tamamı envantere girmiş bulunmaktadır. Bununla birlikte 100 kilometreden daha uzun menzile sahip SİPER Blok-1 füzesi son yapılan teslimat töreniyle Hava Kuvvetleri Komutanlığı envanterine katılmıştır. SİPER sisteminde birden fazla füze konfigürasyonu planlanmaktadır. TÜBİTAK SAGE tarafından geliştirilen 150 kilometre menzilli SİPER Blok-2 de bu kapsamda öne çıkmaktadır. Bu füzelerin seri üretiminde ROKETSAN’ın etkin rolü devam ederken ihracat faaliyetleri de eş zamanlı olarak sürdürülmektedir.
Hava savunma mimarisinde deniz platformları da kritik öneme sahiptir. Bu doğrultuda ROKETSAN tarafından geliştirilen MİDLAS dikey atım sistemi savaş gemilerine entegre edilmektedir. HİSAR-O (RF) üzerinden geliştirilen deniz versiyonu HİSAR-D füzesi halihazırda TCG İstanbul fırkateyninde kullanılmaktadır. Deniz platformlarından gerçekleştirilen atışlarda karadaki radar sistemlerinin uyumlu hale getirilmesi zorunludur. Bu kapsamda ASELSAN tarafından geliştirilen Cenk AESA radarı TCG İstanbul’a entegre edilmiştir. Yaklaşık 400 kilometre menzile kadar hava hedeflerini tespit edebilen bu radar, ASELSAN üretimi AKREP atış kontrol radarıyla birlikte hedeflerin hassas takibini yapmakta ve füzelerin hedefe yönlendirilmesini sağlamaktadır. Tespit, teşhis, takip ve aydınlatma işlemleri bu radar altyapısıyla icra edildikten sonra HİSAR füzeleri ateşlenmektedir. Bugün HİSAR-D aktif olarak kullanılmakta olup ilerleyen dönemde SİPER Blok-1’in deniz platformlarına entegrasyonu da planlanmaktadır. Bu sayede tek bir dikey atım lançerindeki hücreden 4 adet hava savunma füzesinin aynı anda ateşlenmesi mümkün olacaktır.
Türkiye’nin hava savunma konsepti yalnızca füze sistemleriyle sınırlı değildir. Lazer silahları alanında ROKETSAN tarafından geliştirilen ALKA ve ASELSAN’ın GÖKBERK projeleri öne çıkmaktadır. Bunun yanında hava savunma top sistemleri de kritik bir bileşen konumundadır. ASELSAN tarafından geliştirilen KORKUT sistemi ve modernize edilmiş çekili toplar bugüne dek TSK’ya yüksek sayıda teslim edilmiştir.
Bu sistemlerde mühimmat üretiminde MKE aktif rol üstlenmektedir. KORKUT ve modernize çekili top sistemlerinin mühimmatları MKE tarafından üretilirken akıllı mühimmatların üretimi ASELSAN ile iş birliği içinde gerçekleştirilmektedir. MKE ayrıca farklı kalibrelerde hava savunma top sistemleri ve bunlara uygun yeni nesil mühimmat geliştirme faaliyetlerini sürdürmektedir. Geliştirilen mühimmatlar arasında hedefin önünde infilak ederek etkisiz hale getiren yaklaşmalı tip mühimmatlar da yer almaktadır. Yenilikçi bir yöntem olarak akıllı tapa kullanılmadan daha düşük maliyetli yaklaşmalı mühimmat üretim teknikleri üzerinde de çalışmalar devam etmektedir.
Sonuç olarak Çelik Kubbe projesi Türkiye’nin kara, hava ve deniz platformlarında yerli ve milli imkanlarla oluşturduğu entegre hava savunma mimarisinin temel taşıdır. Bu yapı ülkenin stratejik bağımsızlığını güçlendirmekte ve küresel savunma sanayii alanındaki konumunu pekiştirmektedir.
Murat Aslan
Hasan Kalyoncu Üniversitesi, SETA
Sahada görev yapmış bir asker olarak Çelik Kubbe benzeri bir sistemin hem cephedeki askeri personele hem de sivil halka nasıl bir güvenlik ve psikolojik caydırıcılık sağlayacağını düşünüyorsunuz? Sistemin Türkiye’ye kazandıracağı en büyük artı sizce ne olur?
Çelik Kubbe farklı hava savunma sistemlerinin birbirlerinin eksikliklerini tamamlayacak şekilde entegre edildiği ve ağ tabanlı bir yapıyla işletilen kapsamlı bir savunma mimarisidir. Bu sistem sayesinde nokta, bölge ve stratejik seviyede hava savunması eş zamanlı olarak icra edilmekte; her noktada ortaya çıkabilecek herhangi bir tehdit tespit edilip teşhis edilmekte, takip edilip önlenmekte ve nihayetinde etkisiz hale getirilmektedir.
Böylesine bütüncül bir görev icrası sahadaki askerin hava tehdidi endişesi duymadan görevini yerine getirmesine olanak tanırken sivil halkın da günlük yaşamını kesintisiz sürdürmesini sağlamaktadır. Aksi halde düşman ülkeler tarafından küçük İHA’larla gerçekleştirilebilecek saldırılar kritik altyapıları hedef alarak kaos oluşturabilir; günlük hayatı, üretim süreçlerini ve muharebe sahasındaki dayanıklılığı ciddi şekilde sekteye uğratabilir.
Bu nedenle söz konusu sistemin tasarlanması Türkiye açısından son derece önemlidir. Elbette daha önce de hava savunma sistemlerimiz ve entegre yapılarımız bulunmaktaydı. Ancak bugün ulaşılan aşamada kapasite ve kabiliyet hem nicelik hem de nitelik bakımından önemli ölçüde artırılmıştır. Bu gelişim Türkiye’nin güvenlik ihtiyaçlarını büyük ölçüde kendi imkanlarıyla karşılamasına olanak tanırken dış destek ihtiyacını ise minimum seviyeye indirgemektedir. Dolayısıyla ülkemiz kendi özgün kararlarını alarak ve kendi yeteneklerine güvenerek güvenlik meselelerinde daha bağımsız ve esnek hareket edebilecek duruma gelmiştir.
Hava savunma doktrininde “tespit, teşhis, takip, önleme ve imha” zincirinin kusursuz işlemesi esastır. Çelik Kubbe bu zinciri ağ tabanlı, YZ destekli ve birbirinin zaaflarını kapatan “silah ailesi” prensibiyle hayata geçirerek cephedeki askeri personele büyük güven sağlar. Çünkü farklı irtifa ve menzillerdeki tehditler –ister yüksek hızda seyreden füze ister alçaktan gelen dron olsun– anında kategorize edilerek doğru sistemle bertaraf edilebilir. Bu durum asker için sadece fiziki koruma değil aynı zamanda operasyon sırasında “arkam sağlam” duygusunu pekiştirir. Sivil halk için ise nokta, bölge ve ülke genelini kapsayan kademeli kalkanların varlığı kritik şehirler, tesisler ve yaşam alanlarının korunduğu hissini güçlendirerek psikolojik güven oluşturur. Böylece toplum olası saldırılara karşı daha dirençli ve öz güvenli hale gelir.
En kritik kazanım ise sistemin yerli üretim ve milli yazılım tabanına dayanmasıdır. Bu sayede Türkiye dışa bağımlılıktan kurtulmakta, siyasi ve askeri kararlarını özgürce alabilmektedir. NATO standartlarına uyumlu fakat milli görevlerde kendi inisiyatifini kullanabilecek esnek bir mimari ülkemize stratejik bağımsızlık sağlar. Ayrıca maliyet etkinliği, ithal sistemlere göre onda biri fiyatına benzer kapasiteyi sunması ülke ekonomisine katma değer katar. Dolayısıyla Çelik Kubbe’nin Türkiye için en büyük artısı sadece askeri caydırıcılık değil aynı zamanda stratejik özerklik, ekonomik kazanç ve uluslararası savunma pazarında güçlü bir oyuncu olma kapasitesi sunmasıdır.
İster cephedeki asker ister şehirdeki vatandaş olsun Çelik Kubbe hem güven hissini somutlaştıran bir kalkan hem de Türkiye’nin rüştünü ispat eden bir milli güç göstergesidir.
Rıfat Öncel
SETA
Çelik Kubbe bölgesel dengeler bakımından Yunanistan, İsrail ve Rusya’nın sistemleri karşısında Türkiye’ye nasıl bir stratejik avantaj sağlayabilir ve bu durum savunma ihracatında Türkiye’yi “yüksek irtifa hava savunma” sınıfına taşıyabilir mi?
Türkiye’nin içinde bulunduğu coğrafyanın yapısı, komşularıyla dönüşmekte olan ilişkileri ve güvenlik ortamı dikkate alındığında Çelik Kubbe’nin askeri güç hesaplamaları bakımından bir üstünlük sağlama potansiyeli bulunmaktadır. Önümüzdeki süreçte gerek daha gelişmiş Blok konfigürasyonlarının tasarımımın yapılması gerekse üretim hızının artırılmasıyla Türkiye’nin hava savunma alanında stratejik bir avantaj sağlaması beklenebilir.
Rusya ve İsrail geleneksel tehdit algıları ve benimsedikleri doktrinler nedeniyle hava savunma sistemleri alanında öncü ülkeler olarak değerlendirilmektedir. İsrail’in Demir Kubbe sisteminin İran ve paramiliter aktörlerin füze ve roket saldırılarına karşı büyük oranda başarılı olduğu anlaşılmaktadır. Ancak İsrail’in hava üstünlüğünü sağlayamadığı bir günümüz askeri-teknolojik ortamında söz konusu sistemin muhtemelen performansı ancak spekülasyon konusu olabilecektir.
Rusya’nın Pantsir, S-300 ve S-400 gibi sistemlerle uzun süre hava savunma alanında lider ülke olduğu düşünülmüştür. Ancak gerek önceki çatışma alanları gerekse sürmekte olan Rusya-Ukrayna savaşında Rus sistemlerin büyük zafiyetler gösterebildiği ve kolay hedefler olabildiği görülmüştür.
Yunanistan ise tam manasıyla modern hava savunma mimarisini halihazırda Aşil Kalkanı ismiyle kurma çabası içindedir. Büyük oranda İsrail desteğiyle tasarlanıp kurulabileceği anlaşılan söz konusu girişimin, Ege’de dağılmış adalar sebebiyle Yunanistan için oldukça kapsamlı ve maliyetli bir savunma planlaması olacağı tahmin edilebilir.
Türkiye’nin gerçekleştirdiği Çelik Kubbe teslimatı kadar önemli diğer bir gelişmenin ise yeni açılan tesisler olduğu hatırlanmalıdır. ASELSAN Oğulbey Teknoloji Üssü’nün ülkemizdeki en büyük savunma sanayii yatırımı ve Avrupa’nın en büyük entegre hava savunma tesisi olacağının ifade edilmesi büyük envanter ve hızlı üretim döneminin uluslararası sisteme dönüşüne oldukça pozitif bir yanıt olmuştur. Rusya-Ukrayna savaşında top ve mühimmat sorununun sürekli gündemde olması, İsrail’in İran’a karşı önleme füzeleri stokunda sorun yaşaması gibi meseleler bu durumun altını çizer nitelikte olmuştur. Avrupa’da Gökyüzü Kalkanı gibi hava savunma girişimleri de hatırlandığında Türkiye’nin bu alandaki adımlarının önümüzdeki süreçte ihracat pazarında artan oranda bir karşılık bulması da beklenecektir.
Erman Akıllı
Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi, SETA
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, ASELSAN’ın Çelik Kubbe’nin omurgasını oluşturacak YZ destekli komuta kontrol yazılımını geliştirdiğini ve bunun sahadaki yüzlerce hava savunma sistemini tek bir sistem gibi çalıştıracağını ifade etmiştir. Sizce bu tür bir entegrasyon Türkiye’nin hava savunma kapasitesini nasıl dönüştürür ve sahadaki askeri personel için ne tür avantajlar sağlar?
Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ın açıkladığı üzere ASELSAN, Türkiye’nin yeni hava savunma konsepti Çelik Kubbe için YZ destekli bir komuta kontrol yazılımı geliştirmiştir. Bu yazılım, sistemin omurgasını oluşturarak sahadaki yüzlerce hava savunma unsurunun tek bir sistem gibi bütünleşik biçimde çalışmasını sağlayacaktır. Bu entegrasyon Türkiye’yi hava savunması alanında farklı bir klasmana (üst seviyeye) çıkaracak yenilikçi bir adımdır. ASELSAN’ın yerli ve milli imkanlarla böyle kritik bir rol üstlenmesi, savunmada dışa bağımlılığı azaltarak teknokutup dünyada ulusal teknolojik yetkinliği ve stratejik caydırıcılığı artıracak bir unsur olacaktır.
Böylesi geniş ölçekli YZ destekli entegrasyonun getirdiği ağ merkezli savunma yaklaşımı birtakım önemli avantajlar sağlayacaktır. İlk olarak farklı radar ve sensörlerden gelen verilerin bütünleştirilmesiyle sahadaki karar alıcılar (komutanlar) ve operatörler için tek ve koordineli bir hava resmi oluşacaktır. Örneğin ABD’nin FAAD-C2 sistemi benzeri bir komuta kontrol yazılımı, kısa menzilli hava savunma ve roket-topçu-havan (C-RAM) unsurlarını entegre ederek ortak bir hava durumu tablosu, hava sahası koordinasyonu ve ateş idaresi sağlamaktadır. Benzer şekilde Çelik Kubbe omurgası da tüm sensör ve silahları tek merkezden koordine ederek durumsal farkındalığı en üst seviyeye çıkaracaktır. Bu sayede hedef tespit/teşhis menzili büyüyecek, kör noktalar asgariye inecek ve sistemlerin birbirini tamamlamasıyla hava sahası daha bütüncül şekilde korunabilecektir.
Diğer taraftan sağlanacak bütünleşme farklı sistemler arasında veri alışverişini mümkün kılarak herhangi bir tehdide karşı en uygun platformun otomatik olarak devreye sokulmasını sağlayacaktır. Modern bütünleşik hava savunma konseptlerinde vurgulanan “her sensörden gelen veriyi en uygun imha aracıyla birleştirme” kabiliyeti Türkiye’nin sisteminde de karşılığını bulacaktır. Bahse konu tüm bu kararlar “ağ” içindeki ortak algılamaya dayalı ve gerçek zamanlı olarak anlık verilecektir. Sonuç olarak kaynakların akıllıca tahsisi sayesinde çok katmanlı bir savunma gerçekleştirilebileceği gibi tek tek sistemlerin toplamına oranla daha yüksek bir verim elde edilecektir.
Ayrıca ağ destekli komuta kontrol gelen tehditlere karşı tepki süresini büyük oranda azaltacaktır. Yani YZ algoritmalarının alamet-i farikası olan “yüksek hızlı veri analizi” kapasitesi marifetiyle normalde insanların saniyeler alacak karar süreçlerini milisaniyeler seviyesine çekebilecektir. Bu sayede aynı anda çok sayıda hedefin belirmesi (örneğin sürü İHA veya eş zamanlı füze saldırıları) durumunda dahi uygun angajman planı gecikmeksizin devreye konulabilecektir. Dolayısıyla entegre sistem saturasyona dayanıklı bir savunma sağlayacak ve tek bir bataryanın kapasitesini aşan bir saldırı ağdaki diğer unsurlar tarafından paylaşılarak püskürtülecektir.
Bu nitelikler bir araya geldiğinde Türkiye’nin hava savunma mimarisi konvansiyonel yaklaşımdan “ağ destekli birlikte çalışabilirlik” düzeyine yükselecektir. Entegre ve YZ destekli komuta kontrol sisteminin sahadaki askerler ve operatörlere sağlayacağı avantajlar da büyük önem arz etmektedir. Zira bu tür bir teknolojik dönüşüm sahada insan yükünü azaltıp etkinliği artırarak personelin güvenliği ve performansına önemli katkılar sağlayacaktır. Tüm bölgedeki tehditler ve dost unsurlar tek bir hava resmi üzerinden görülebilecek, böylece sürpriz saldırılar engellenecektir. YZ destekli analizler milisaniyeler içinde en uygun karşı tedbiri önererek hızlı tehditlere karşı mukavemeti artıracaktır. Hedef-silah eşleşmelerinin optimize edilmesiyle mühimmat tasarrufu sağlanacak, çoklu saldırılar karşısında ise süreklilik temin edilecektir. Ayrıca otomasyon insan hatasını azaltacak, basit ve kullanıcı dostu ara yüzler sayesinde karar destek mekanizmaları güçlenecektir. Son olarak çok katmanlı kalkan yaklaşımı birliklerin daha güçlü korunmasını sağlayacak, arızalar telafi edilecek ve kayıp yaşanma ihtimali en aza indirilecektir.
ASELSAN merkezli bu entegrasyon hamlesinin sonuçları yalnızca Türkiye’nin savunma kapasitesiyle sınırlı kalmayıp daha geniş stratejik yansımalar oluşturacak, ülkemizin dost ve müttefik ülkelere güven veren bir savunma ortağı olarak konumunu güçlendirecektir. Türkiye’nin elde ettiği her birimlik savunma teknolojisi kazanımı yakın iş birliği içinde olduğu ülkelere “model” ve “destek” teşkil edecektir. Çelik Kubbe kapsamında geliştirilen ağ destekli hava savunma yetenekleri de müttefiklerle paylaşılabilir veya onların hava savunma sistemleriyle ileride entegre edilebilir. Bu sayede bölgesel ölçekte kolektif bir hava savunma ağı oluşması ortak tehditlere karşı birlikte hareket edebilme kabiliyeti sağlayacaktır. Örneğin NATO içindeki hava resminin paylaşılması veya Azerbaycan gibi kardeş ülkelerin Türk hava savunma sistemlerini kullanması durumlarında entegre mimarinin sağladığı interoperabilite (birlikte çalışabilirlik) avantajı tüm tarafların savunmasını güçlendirecektir.




