2014 yılında bağımsızlık için yapılan referandumda İskoçlar beklenenin aksine sürpriz yaparak bağımsız bir devlet olmayı reddetmişti. 2016 yılındaki AB referandumunda İskoçların yüzde 62’sinin AB içinde kalmaktan yana oy kullanması ve Brexit’in kesinleşmesi, ayrılık tartışmasını yeniden alevlendirdi.
Bir yıllık zorlu geçiş dönemi
İskoçlara benzer şekilde 2016 AB referandumunda Kuzey İrlandalıların yüzde 56’sı AB’de kalmaktan yana oy kullanmıştı. Birleşik Krallık’tan ayrılığın daimî savunucusu olan Sinn Fein çevresi, 2019 erken seçimlerinden sonra ayrılık talebini yeniden gündeme getirip ada sakinlerini hareketlendirmeye çalışıyor.
İç politikada ayrılık talepleri gündemin merkezinde
İskoçya’daki ayrılık tartışmalarına eş güdümlü olarak Kuzey İrlanda’daki tartışmaları da gözden kaçırmamak gerek. Zira İskoçlara benzer şekilde 2016 yılındaki AB referandumunda Kuzey İrlandalıların yüzde 56’sı AB’de kalmaktan yana oy kullanmıştı. Bundan ötürü özellikle Birleşik Krallık’tan ayrılığın daimî savunucusu olan Sinn Fein çevresi, 2019 erken seçimlerinden sonra ayrılık talebini yeniden gündeme getirip ada sakinlerini hareketlendirmeye çalışıyor. Her ne kadar Hayırlı Cuma Anlaşması olarak da bilinen Belfast Anlaşmasındaki siyasi düzenlemelerden ve adadaki mezhepsel dinamiklerden ötürü Kuzey İrlandalılar şu anda Birleşik Krallık’tan ayrılmaya pek hevesli olmasa da önümüzdeki süreçte Sinn Fein önderliğindeki kitle bu konuda daha fazla çaba sarf edeceğe benziyor. Bunun yanı sıra Kuzey İrlanda’nın İrlanda Cumhuriyeti ile aynı kara parçası üzerinde yer alması, Birleşik Krallık açısından Avrupa ortak pazarına en yakın erişim noktası anlamına geliyor. Ancak Londra ve Brüksel arasında geçiş dönemi sona erene kadar kapsamlı bir anlaşmaya varılamazsa Brexit nedeniyle Kuzey İrlanda bölgesel ekonomisi bu durumdan olumsuz etkilenebilir. Bu durumun kronikleşmesi durumundaysa ayrılık talepleri daha fazla gündeme gelecektir. Haliyle önümüzdeki süreçte yaşanacak gelişmelere göre İskoçya’dan ve Kuzey İrlanda’dan gelecek olası ayrılık taleplerinin Johnson hükümetini iç politikada zorlayacak kritik konular arasında yer alacağı söylenebilir.
Yine iç politika kapsamında Johnson hükümetinin 2024’e kadar Ulusal Sağlık Sisteminde (NHS) yaşanan sorunlarla ilgili de yapıcı politikalar geliştirmesi gerekiyor. İkinci Dünya Savaşı sonrasında ülkede sağlık alanındaki altyapıyı kurumsal hale getirmek için kurulan NHS, bir devlet kurumu olarak kamuya sağlık hizmeti sunuyor. Ancak uzun bir süre başarılı çalışan sisteme zaman içinde gerekli yatırımların yapılmaması nedeniyle halkın günlük sağlık ihtiyaçları bile yeteri kadar karşılanamaz hale geldi. Nitekim 2019 erken seçimlerine kısa bir süre kala dört yaşındaki bir çocuğun kaldırıldığı hastanede boş yatak olmaması nedeniyle saatlerce beton zeminde yatması, NHS’le ilgili hükümete yönelik eleştirilerin artmasına neden oldu. Şu anda da NHS kapsamında devlet hastanelerinde sağlık personelinin yetersiz kalması ve Brexit sonrası dönemde ülkede çalışan yabancı sağlık personelinin durumunun belirsiz olması, 2024’e kadar Johnson hükümetini meşgul edecek sorunlar arasında yer alıyor. Önümüzdeki süreçte bu sorunla mücadele edilmesi yolunda NHS kapsamındaki alt yapı yatırımlarına ağırlık verilmesi gerekiyor.
Diğer taraftan Brexit sonrasında dış politikayla ilgili olarak da Johnson hükümetini zorlu bir süreç bekliyor. Zira geçen üç yılı Brexit tartışmalarıyla geçiren ülkede iç politikada istikrar sağlanamadığı için dış politikada da istikrarlı politikalar izlenemedi. Bu doğrultuda özellikle Libya ve Suriye krizlerine yönelik ilk dönemlerde aktif bir politika izleyen İngiltere, Brexit tartışmaları nedeniyle bir nevi kendi kabuğuna çekildi ve dış dünyada yaşanan gelişmelere müdahil olma ya da tepki verme konusunda daha itidalli bir tavır takındı. Ancak Brexit’in tamamlanmasıyla birlikte geçen üç yıla nazaran iç kamuoyundaki tartışmalar azalacağı ve istikrar artacağı için hükümetin 2024’e kadar daha aktif bir dış politika izlemesi bekleniyor. Bu doğrultuda Londra’nın geçiş dönemi sona erene kadar Brüksel ile ticaret alanında yürüteceği müzakerelerin yanı sıra Brexit sonrası dönemde AB ve üye ülkelerle kuracağı siyasi ilişkileri yeniden tesis etmesi gerekiyor. Yani geçiş dönemi bitmeden evvel Londra ve Brüksel arasında imzalanacak olan anlaşma, Brexit sonrası dönemde taraflar arasında dış politika, güvenlik, göç ve mülteciler, veri ve gıda güvenliği ile eğitim ve öğrenim gibi birçok konuda yapılacak işbirliğinin düzeyini de belirleyecek. Buna paralel olarak İkinci Dünya Savaşı sonrasında Londra’nın küresel siyasetteki stratejik meselelerde ABD ile hareket etmesi nedeniyle 2020 Kasım ayında gerçekleşecek başkanlık seçimlerinin ardından Washington’ın pozisyonuna göre Londra’nın da dış politikasını genel olarak gözden geçirmesi bekleniyor.
Türkiye ile ilişkilerde yeni dönem
Ticari açıdan bu beklentilere karşın Ankara Anlaşmasından kaynaklanan bazı düzenlemelerden ötürü Brexit nedeniyle iki ülke vatandaşları açısından ortaya çıkabilecek birtakım riskler bulunuyor. Bilindiği üzere 1963 yılında Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET) ile Türkiye arasında imzalanan bu anlaşma kapsamında Türk vatandaşlarına topluluk ülkelerinde iş kurma ve yerleşim hakkı izni verilmişti. Ancak Brexit nedeniyle İngiltere’nin bu anlaşmadaki ortaklığı sona ereceği için bu ülkedeki Türk vatandaşlarının iş ve yerleşim haklarıyla ilgili sorun yaşamaları gündemde yer işgal etmeye başladı. Konuyla ilgili İngiltere’nin Ankara Büyükelçiliği tarafından yakın zamanda yapılan açıklamada, anlaşmadan kaynaklanan düzenlemelerin geçiş döneminin sonuna kadar devam edeceği açıklansa da Brexit sonrasıyla ilgili bir netlik yok. Buradan hareketle Brexit sonrası dönemde İngiltere’deki Türk vatandaşlarının mağdur olmaması için taraflar arasında yeni bir düzenlemenin ivedilikle yapılması gerekli.
Özetlemek gerekirse, Brexit sonrası dönemde Johnson hükümetini her alanda oldukça zorlu bir süreç bekliyor. Bilhassa Brexit’e oy veren kitlenin tatmin edilmesi ve Brexit karşıtlarına bu sürecin İngiltere için gerçekten “değerli bir adım” olduğunun somut örnekler üzerinden ispatlanması gerekiyor. Aksi takdirde 2024 genel seçimleri Muhafazakârlar için tahmin edilenden çok daha zor geçecek.
[AA, 2 Mart 2020]

