Amerikan siyasi tarihinin en kritik dönemlerinden birinde gerçekleşen ve birçok açıdan ilklere sahne olan 2020 Kasım seçimlerinden zaferle çıkan Joe Biden, eski Başkan Donald Trump’ın mirasıyla yüzleşmek durumunda kaldı. Kendi kurduğu küresel liberal düzenin liderlik yükünü kaldırmakta epeydir zorlanan ABD’nin gerek Obama gerek Trump dönemlerinde küresel liderlik iddiasını derinden sorguladığı görüldü. Afganistan ve Irak işgalleri ile 2008 ekonomik krizi, Amerikan dış politikasının açmazlarını ortaya koymuştu. Amerikan halkının uluslararası liderlik ve angajmanlara karşı geliştirdiği derin şüpheciliğin Trump döneminde en üst düzeye çıktığını ve bugün de devam ettiğini söylemek mümkün. Biden iktidara gelir gelmez dünyaya “Amerika geri döndü” mesajı verse de somut politikalar üzerinden küresel liderlik iddiasını ikna edici bir seviyede hayata geçirdiğini söylemek mümkün değil.
Trump’ın ulusalcılığı
Orta Doğu’daki siyasi maliyetlerini ve yükünü azaltmaya çalışan Biden yönetiminin Afganistan’dan çekilmenin son aşamasında yaşanan tarihi görüntülerin yaşattığı prestij kaybını telafi etmesi de hiç kolay olmayacak. Çekilmeyi çoktan beri savunduğunu teslim etmek gerekse de Biden’ın NATO müttefiklerine danışmadan adeta Trumpçı bir biçimde Afganistan’dan çekilme kararı alması, ABD’nin küresel liderlik iddiasına darbe vurdu.
Biden’ın karşı hamleleri
Biden'dan "Önce Amerika" adımı
Afganistan ve Irak işgalleri ile 2008 ekonomik krizi, Amerikan dış politikasının açmazlarını ortaya koymuştu. Amerikan halkının uluslararası liderlik ve angajmanlara karşı geliştirdiği derin şüpheciliğin Trump döneminde en üst düzeye çıktığını ve bugün de devam ettiğini söylemek mümkün.
Biden Batı ittifakını diriltmede zorlanıyor
Rusya’ya karşı Transatlantik partnerleri arasında net ortak tavır inşa etmekte de zorlanan Biden’ın Avrupa karnesi de pek iyi değil. 5G gibi ileri teknolojiler konusunda Avrupa’nın Çin’e daha şüpheci yaklaşmasını başarmasına karşın İngiltere ve Avustralya’yla imzaladığı AUKUS anlaşması yüzünden Biden’ın Fransa’yla yaşadığı güven krizini unutmamak gerekiyor. Batı'nın ortak değerleri konusunda demokrasi vurgusunu öne çıkarmaya çalışan Biden’ın, Almanya’yı Kuzey Akımı gaz hattını iptale ikna etmekte zorlanması da Batı içerisinde jeopolitik meselelerin değerlerin önüne geçtiğini bir kez daha gösterdi. Biden yönetiminin Trump döneminin hasarlarını tamir konusunda mesafe kaydetse de Batı ittifakının salgın, Rusya, Çin gibi konularda ortak hareket etmesini sağladığını söylemek zor.
Kendi kurduğu küresel liberal düzenin liderlik yükünü kaldırmakta epeydir zorlanan ABD’nin gerek Obama gerek Trump dönemlerinde küresel liderlik iddiasını derinden sorguladığı görüldü. Afganistan ve Irak işgalleri ile 2008 ekonomik krizi, Amerikan dış politikasının açmazlarını ortaya koymuştu.
Orta Doğu performansı da ABD imajını zayıflattı
Trump veya Biden’dan bağımsız olarak küresel problemlerin çözümü için ortak tavır geliştirme yeteneği zaafa uğramış bir Amerika var karşımızda. “Önce Amerika” sloganının sanıldığından daha kalıcı olduğunu gördüğümüz ve uluslararası inisiyatiflerinin de iç politikasına endekslenmek zorunda kaldığı bir ABD. Biden yönetiminin ilk yılındaki dış politika performansına baktığımızda Amerika’nın küresel liderlik iddiasına geri dönmeye çalıştığını ancak gitgide karmaşıklaşan küresel meydan okumalar karşısında yeni uluslararası inisiyatifler oluşturmakta da zorlandığını görüyoruz. Salgından ekonomik eşitsizliklere, Batı ittifakını diriltmekten uluslararası sistemi kendi lehine revize etmek isteyen Rusya ve Çin gibi güçlerle mücadeleye kadar birçok meselede ABD’nin liderlik etmekte yetersiz kaldığı açık. Bu meyanda Biden’ın “Amerika geri döndü” söyleminin de en azından şimdilik sözde kaldığını ifade etmek mümkün.
[AA, 31 Aralık 2021].

