3 Kasım 2026 ara seçimlerinde, ABD Kongresini oluşturan Temsilciler Meclisinin bütün koltuklarının ve Senatodaki 35 koltuğun yeni sahibi belli olacak. Cumhuriyetçiler 2024 seçimlerinde Başkan Trump’ı Beyaz Saray’a getirirken aynı zamanda Temsilciler Meclisi ve Senatoda üstünlük sağlamayı başarmıştı. Yasama ve yürütmeyi aynı anda kazanarak tek parti kontrolü (unified government) kuran Cumhuriyetçiler geçtiğimiz iki senede parti programlarını bu avantajı kullanarak hayata geçirdi.
Başkan Trump bu sürede İran’a savaş açtı, Venezuela lideri Nicolas Maduro’yu devirdi ve neredeyse bütün ülkelere ek gümrük vergileri getirerek Amerikan dış politikasının temellerini sarstı. İç politikadaki değişimler de bunlardan küçük olmadı. Hükümet federal çalışan sayısını 264 bin kişi azalttı, önümüzdeki on yılda federal vergi gelirlerini yaklaşık 4,6 trilyon dolar düşürecek vergi indirimlerini yasalaştırdı. ABD’nin göç ve sınır güvenliğinden sorumlu federal kurumları ICE ile CBP öncülüğünde ülke çapında kitlesel gözaltı ve sınır dışı operasyonları başlatarak 18 ayda yaklaşık 980 bin kişiyi ülkeden çıkardı.
Demokratların Amerikan sisteminde tekrar denge ve denetleme mekanizmalarını çalıştırmak, Başkan Trump’ın son iki yılında politika yapmasını zorlaştırmak ve 2028 seçimlerine giden süreçte gündem belirleme gücünü yeniden kazanmak için bu ara seçimlerde başarılı olmak dışında bir şansları yok. Cumhuriyetçiler ise hükümetlerinin son iki yılını Trump’ın ilk döneminde olduğu gibi Kongre Demokratlarının başlatacağı soruşturmalar ve muhtemel azil süreçleriyle gölgelemek istemiyor.
Demokratların Kongrenin en az bir kanadını kazanması halinde Başkan Trump önceki iki senede sahip olduğu hareket alanının önemli bir bölümünü kaybedecek. Cumhuriyetçilerin Kongredeki üstünlüklerini koruması ise Trump ve MAGA hareketi tarafından Amerikan halkının son iki yıldaki programa verdiği bir güvenoyu olarak okunacak. Trump iki dönemini doldurduğu için bu sonuç aynı zamanda Cumhuriyetçi Partinin Trump sonrasındaki liderlik yarışını da doğrudan etkileyecek. Dolayısıyla bu ara seçimler sadece Başkan Trump’ın son iki senesinin nasıl geçeceğini değil, yeni dönemde dünyanın nasıl bir Amerikan siyasetiyle karşı karşıya kalacağını belirlemesi açısından da önem taşıyacak.
Ara Seçimler Öncesi Parti İçi Kırılımlar
2026 ara seçimleri Kongre aritmetiğini belirlemenin dışında aynı zamanda partilerin kendi içlerindeki fikirsel kırılımlar için de bir mücadele alanı olma niteliği taşıyor. Demokratlar ilerici kanat ile müesses nizamı oluşturan merkezi kanat arasındaki kavgaya tanıklık ediyor. Cumhuriyetçilerde Trump’ın parti üzerindeki hakimiyeti büyük ölçüde devam ederken, Trump sonrasında MAGA siyasetinin ne ölçüde korunacağı ve ne ölçüde geleneksel Cumhuriyetçi Parti kodlarına dönüleceği üzerine bir çatışma yaşanabilir.
2024 seçimlerinde yaşanan ağır yenilgi Demokratların içinde bulunduğu kimlik bunalımını derinleştirirken ilerici kanadın parti içindeki ağırlığının artmasına sebep oldu. New York’taki ön seçimlerde ilerici kanadın yıldız isimlerinden New York Belediye Başkanı Zohran Mamdani’nin desteklediği üç aday halihazırda görevde bulunan iki Temsilciler Meclisi üyesini ve merkez kanadın desteklediği bir adayı yenmeyi başardı. Mamdani’nin desteklediği üç adayın da Amerika’nın Demokrat Sosyalistleri adlı ilerici grupla bağları bulunuyordu. Bu grubun 2028 başkanlık seçimleri için Demokrat Parti adayı olarak Alexandria Ocasio-Cortez’i desteklediği biliniyor.
Colorado’nun 8. Bölgesinde Manny Rutinel merkez kanadın adayı Shannon Bird’ü yenerek Cumhuriyetçi Gabe Evans’a karşı aday oldu. Michigan’da ilerici Abdul El-Sayed Demokratların Senato adaylığını kazanarak Cumhuriyetçi Mike Rogers’ın karşısına çıktı. Ön seçimlerde El-Sayed karşısındaki merkezci aday için yaklaşık 60 milyon dolar harcanmış, İsrail yanlısı lobi grubu AIPAC, El-Sayed’in ön seçimleri kaybetmesi için büyük bir çaba göstermişti. AIPAC ara seçimler için de El-Sayed’in rakibine, Cumhuriyetçi Mike Rogers’a yaklaşık 13 milyon dolarlık bir destekte bulunarak ilerici isimlerin ön seçimleri kazanması halinde dahi genel seçimlerde karşılarında AIPAC’i bulacakları mesajını yinelemiş oldu.
Ön seçimler sırasında merkez kanat sıklıkla Cumhuriyetçi adaylar karşısında daha büyük bir şansları olduğu argümanını kullanmıştı ancak ön seçim sonuçları Demokrat seçmenin partinin ilerici kanadına karşı teveccühünün arttığını gösterdi. Merkezci Demokratlar sol ajandaların Cumhuriyetçiler tarafından şeytanlaştırılacağını, başa baş giden seçim bölgelerinde ilerici adayların seçimlerin kaybedilmesine sebep olacağını savunuyor. Öte yandan ilericiler takip ettikleri ekonomik sıkıntılara odaklanan ve daha solda bulunan parti programının Başkan Trump’ın çizgisindeki Cumhuriyetçi partiyle mücadele etmek için daha iyi bir yöntem olduğunu öne sürüyor.
Bu bağlamda Trump’ın 2024’te kazandığı Michigan’da yarışan El-Sayed, sağlık sisteminin kapsamının genişletilmesi, sosyal devletin güçlendirilmesi ve hayat pahalılığına daha doğrudan devlet müdahalesi üzerine kurulu ilerici bir seçim kampanyasını benimsedi. Rutinel ise Trump’ın 2024’te yaklaşık iki puan farkla kazandığı Colorado’nun 8. Bölgesinde seçime giriyor. İki adayın da başarılı olması, ilerici kanadın yalnızca Demokratların zaten güçlü olduğu büyük şehirlerde değil rekabetçi bölgelerde de seçim kazanabileceği iddiasını güçlendirir. Bu nedenle Michigan ve Colorado sonuçları Demokratların 2028 seçimlerinde izleyecekleri temel stratejileri ve aday belirleme süreçleri açısından büyük bir laboratuvar niteliği taşıyor.
Merkez kanat da benzer şekilde adaylarının Cumhuriyetçiler karşısında verecekleri iyi bir sınavla parti içinde güç kazanmayı hedefliyor. New York’un 17. Bölgesi bu açıdan merkezi kanadın yakından takip edeceği seçimlerden biri konumunda. Eski asker ve ulusal güvenlik uzmanı Cait Conley, Demokrat ön seçimini daha merkezci bir profille kazandı ve şimdi Cumhuriyetçi Mike Lawler’la yarışıyor. Bölgeyi Kamala Harris 2024’te yalnızca 0,6 puan farkla kazanmıştı. Conley’nin kazanması, özellikle bazı ilerici adayların salıncak bölgelerde kaybetmesi halinde, Demokratların Trump karşıtı seçmeni toplamak için ekonomik olarak daha müdahaleci fakat kültür ve güvenlik konularında daha merkezde duran adaylara ihtiyaç duyduğu tezini güçlendirecek.
Cumhuriyetçi Parti içindeki kırılım ise Demokrat Partide olduğu kadar net değil zira Başkan Trump’ın 2016’dan bu yana partinin tartışmasız lideri olması Cumhuriyetçi Partinin müesses nizamı sayılabilecek birtakım kadroların halihazırda parti içindeki güçlerini neredeyse tamamen kaybetmesine sebep oldu. Bu durum ön seçimleri Başkan Trump’ın desteklediği adayların kazanmasıyla tescillendi. Örneğin Teksas Eyalet Başsavcısı Ken Paxton, Trump’ın desteğini aldıktan sonra Senatör John Cornyn’i Cumhuriyetçi ön seçiminde 28 puan farkla yenerek partinin Senato adayı oldu. Cornyn Trump’ın yasama gündemiyle büyük ölçüde uyumlu oy kullanmasına rağmen parti tabanının gözünde eski Cumhuriyetçi düzenin temsilcisi olarak kalmış, Paxton ise yarışını açık biçimde Başkan Trump’ın ideolojik çizgisi olan MAGA ve “Önce Amerika” söylemleri üzerinden kurmuştu. Eski Başkan George W. Bush’un kardeşi ve Eski Başkan George H. W. Bush’un oğlu Neil Bush bu aday tercihi sonrasında Senato seçimlerinde Demokratların adayı James Talarico’ya oy verdiğini açıklamıştı. Neil Bush yaptığı paylaşımda, Teksas Başsavcısı Paxton’ın 2020 seçim sonuçlarına itiraz etmesinden ve seçimi kaybetmesine rağmen Trump’ı görevde tutma çabalarından duyduğu rahatsızlığı dile getirdi. Talarico önderliğinde Demokratların Teksas’ı 1988’den beri ilk defa kazanması halinde, bu durum kararsız seçmenin ve geleneksel Cumhuriyetçilerin MAGA çizgisine karşı duyduğu tepkinin yansıması olarak yorumlanabilir.
Ön seçimlerde Başkan Trump’ın desteğini alan adaylar iş genel seçimlere ve Demokratların karşısına çıkmaya geldiğinde önemli bir strateji değişikliğine gitti. Ülke genelinde her iki partinin de kazanma şansının bulunduğu, dolayısıyla seçimlerin başa baş gittiği, 62 seçim bölgesindeki Cumhuriyetçi adaylardan 41’i en az bir politika başlığında Başkan Trump’tan ayrıştığını gösterdi ya da Başkan Trump’la olan bağlarını kampanyalarında öne çıkarmadı. Ayrışmalar özellikle İran Savaşı, gümrük vergileri ve yerel ekonomik maliyetler üzerinde yoğunlaştı. Bu adaylar Başkan Trump’ı ve onun MAGA tabanını tamamen dışlamasalar da kararsız seçmeni ikna etmek için Başkan Trump’la aralarına mesafe koymayı tercih etti. Bu açıdan Başkan Trump’ın desteğinin Cumhuriyetçi Parti içinde oy kullanılan ön seçimlerde büyük bir avantaj yaratırken, genel seçimlerde kararsız seçmen nezdinde sempati toplamak açısından büyük bir dezavantaja dönüştüğü yorumu yapılabilir.
Kuzey Carolina Senatörü Thom Tillis Başkan Trump’ın izlediği politikaları açıkça eleştirerek Cumhuriyetçi Parti içerisinde bazı MAGA politikalarının partiye zarar verdiğini düşünen kanadın sözcüsü haline geldi. Senatör Tillis en az 30 Cumhuriyetçi senatörün Trump’ın bazı politikalarından ve kabine tercihlerinden özel olarak rahatsız olduğunu ancak kamuoyu önünde bu eleştirileri yapmaları durumunda Başkan Trump’ın ön seçimlerde kendilerine karşı bir tavır almasından korktukları için susmayı tercih ettiklerini iddia etti. Senato seçimlerinde yeniden aday olmamayı tercih eden Tillis, Pete Hegseth’i Savunma Bakanı olarak onaylamasını kariyerinin en büyük pişmanlığı olarak nitelendirdi, Robert F. Kennedy Jr.’ın atanmasına da karşı çıkması gerektiğini söyledi. Trump’ın gümrük tarifelerini, İran Savaşı’nı ve bazı göç operasyonlarını eleştirdi. Senatör Tillis geleneksel Cumhuriyetçi değerler olan serbest ticaret, kurumların bağımsızlığı ve daha öngörülebilir dış politika çizgisinin yerini ekonomik milliyetçilik, güçlü yürütme ve lidere yüksek sadakat talebinin aldığını ve bunun büyük bir ara seçim yenilgisine dönüşebileceğini öne sürdü. Bu bağlamda 3 Kasım Demokratlar için olduğu gibi Cumhuriyetçiler için de ideolojik bir test niteliği taşıyacak. Paxton gibi doğrudan MAGA adaylarının performansı ile Maine’de Susan Collins ve New York’ta Mike Lawler gibi Trump’a belirli konularda mesafe koyan Cumhuriyetçilerin göstereceği performans, Cumhuriyetçilerin 2028’e giden süreçte nasıl bir yön tayin edeceğini belirlerken göz önünde bulunduracakları unsurlardan biri olacak. Seçim anketlerinin Demokratların net bir zafer kazanacağına işaret ettiği bir iklimde eğer Cumhuriyetçiler kötüleşen ekonomik koşullara rağmen başarılı bir sonuç elde ederlerse, bu Başkan Trump’ın tek parti kontrolü altındaki yönetimine bir güvenoyu niteliği taşıyacak. Böyle başarılı bir sonuçta hem Başkan Trump’ın 2028 seçimlerindeki aday belirleme süreçlerindeki ağırlığı hem de Cumhuriyetçi Partinin Trump yıllarında geçirdiği dönüşümün kalıcı olma ihtimali artabilir.
Seçim Sonuçları Nasıl Okunmalı?
3 Kasım gecesi gelecek sonuçları okumak için yalnızca hangi partinin kaç sandalye kazandığına bakmak yukarıda tartışılan sebeplerle yeterli olmayacaktır. Seçimlerin ABD siyaseti üzerinde ne gibi etkiler yaratacağını anlamak için aynı zamanda Kongrenin hangi kanadının hangi partide kaldığına, hangi tür adayların seçimde başarılı olduğuna ve bu zaferlerin 2028 seçimlerinde parti içi kanatlardan hangilerini güçlendirdiğini de analiz etmek gerekecektir. Anketler Temsilciler Meclisi yarışında Demokratları önde gösterirken, Senatonun Cumhuriyetçilerde kalmasının daha olası olduğuna işaret ediyor. Ancak Temsilciler Meclisi yarışındaki 17 koltukta ve Senato yarışındaki 7 koltukta başa baş (toss up) bir mücadele yaşanıyor. Dolayısıyla anket şirketlerinin yanılması, Demokratların her iki kanadı kazanması ya da kaybetmesi hala olasılık dahilinde.
Demokratların Temsilciler Meclisini kazanması fakat Senatonun Cumhuriyetçilerde kalması senaryosunda Başkan Trump bütün etki gücünü yitirmeyecektir. Bu durumda Başkan dış politika, yürütme emirleri ve federal kurumların yönetimi üzerindeki anayasal yetkilerini korur. Cumhuriyetçi Senato federal yargıçlar, büyükelçiler ve üst düzey yürütme görevlileri için Trump’ın adaylarını onaylamaya devam edebilir. Ancak bu senaryoda Cumhuriyetçilerin yasama alanı daralacaktır. Vergi, göç, bütçe ve sosyal politika alanındaki yeni yasalar Demokratların kontrolündeki Meclisten geçmek zorunda kalacaktır. Bu senaryoda asıl değişiklik Kongre denetiminde yaşanacaktır. Temsilciler Meclisi komiteleri yürütme organı hakkında soruşturmalar açabilir, tanık çağırabilir ve belge talep etmek için celp yetkisini kullanabilir. İran Savaşı, Venezuela müdahalesi, göç operasyonları, federal iş gücündeki küçülme ve yönetimin diğer kararları 2027’den itibaren uzun Kongre soruşturmalarının konusu olabilir. Başkanın gündem belirleme kapasitesi de soruşturmaların, duruşmaların ve bütçe pazarlıklarının gölgesinde azalabilir.
Azil süreci de bu senaryoda yeniden mümkün hale gelecektir. Temsilciler Meclisi basit çoğunlukla başkanı azledebilir. Fakat görevden alma için Senato’da hazır bulunan üyelerin üçte ikisinin mahkumiyet yönünde oy vermesi gerekmektedir. Dolayısıyla Cumhuriyetçilerin Senato çoğunluğunu koruduğu bir tabloda Trump’ın azledilmesi siyasi olarak mümkün olsa da görevden alınması ancak çok sayıda Cumhuriyetçi senatörün Demokratlara katılması halinde mümkündür. Dolayısıyla Demokrat çoğunluklu Temsilciler Meclisi, gücünü Trump’ı görevden azletmekten ziyade yasama süreçlerini tıkamak, bütçe pazarlıklarını kontrol altında tutmak ve elindeki yasama araçlarıyla yönetimi sürekli denetlemek yönünde kullanacaktır. Azil süreci Başkan’ın görevden alınmasıyla sonuçlanmayacak olsa dahi bu sürede yapılan duruşmalar, çağrılan tanıklar ve ortaya konulan deliller 2028 seçimlerine giden süreçte Cumhuriyetçileri birçok siyasi başlıkta savunma yapmak zorunda bırakabilir.
Demokratların hem Temsilciler Meclisini hem Senatoyu kazandığı senaryoda ilk senaryodaki bütün sınırlamalara Senatonun atamalar üzerindeki kontrolü de eklenecektir. Başkan Trump yeni federal yargıçları ve üst düzey yöneticileri ancak Demokrat çoğunluğun kabul ettiği ölçüde göreve getirebilir. Senato komiteleri de Beyaz Saray üzerinde kendi soruşturmalarını başlatabilir. Trump’ın yasama programı büyük ölçüde durur; buna karşılık Demokratlar da kendi programlarını serbestçe uygulayamaz çünkü Başkan Trump veto yetkisini korur ve başkanlık vetosunu aşmak için iki kanatta da üçte iki çoğunluk gerekmektedir. Demokratların büyük önem verdiği sağlık reformu gibi konularda karşılıklı müzakerelerin ve tavizlerin sonucunda aynı 2019’da olduğu gibi bazı yasaların geçirilmesi mümkün olabilir. Ancak bu senaryoda iki tarafın da yasa yapamadığı, Başkan Trump’ın politika üretmek için yürütme yetkilerine daha çok dayandığı bir dönem yaşanması daha olasıdır. ABD anayasası dış politikada yürütmeye geniş yetkiler tanımaktadır. Ancak Demokratların kontrolünde olan bir Kongre, İran Savaşı ve Ukrayna’ya yardımlar gibi konularda bütçe kesintileri başta olmak üzere Kongre yetkilerini kullanarak Başkan Trump’ın politikalarını değiştirmeye ya da kısıtlamaya yönelik adımlar atabilir.
Cumhuriyetçilerin bugünkü olumsuz ulusal anket göstergelerine rağmen iki kanadı da koruması senaryosu 2028 yarışını özellikle etkileyecektir. MAGA tabanı böyle bir sonucu Trump’ın gümrük tarifeleri, sert göç uygulamaları, federal bürokrasinin küçültülmesi ve güçlü yürütme anlayışına verilmiş bir devam yetkisi olarak okuyacaktır. Trump da parti içindeki haleflik yarışında daha güçlü bir hakem haline gelecektir. Böyle bir sonuçta Cumhuriyetçi adaylar 2028’de kendilerini Trump’tan ayrıştırmak yerine Trump programının hangi versiyonunu devam ettireceklerine odaklanmak zorunda hissedebilir. Ayrıca bu senaryoda Başkan Trump’ın halihazırda gelecek başkanlık seçimleri için öne çıkardığı Başkan Yardımcısı JD Vance ve Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun adaylık ihtimali güçlenecektir. Son seçimlerini kazanmış bir hükümetin kilit iki ismi Trump sonrası döneme hazırlanan Cumhuriyetçi Partide doğal başkan adayları olarak görülebilir. Benzer şekilde Cumhuriyetçilerin net bir yenilgi alması halinde bu iki ismin henüz Trump’ın başkanlığı devam ederken kendilerini ayrıştırma çabasına girmeleri de beklenebilir. Ayrıca belirgin bir yenilgi senaryosunda Başkan Trump’a karşı çıkmış geleneksel kanadın Trump’ın işaret edeceği adaylar karşısında bir isim çıkarma motivasyonu da kuvvetlenecektir.
Sonuç
3 Kasım 2026 ara seçimleri, Cumhuriyetçilerin iki yıldır sürdürdüğü tek parti kontrolünün ve bu kontrol altında hayata geçirilen programın seçmen tarafından ulusal ölçekte ilk kez değerlendirileceği seçim olacaktır. Ancak yukarıda ele alınan dinamikler, seçim sonuçlarının yalnızca Kongrenin hangi partide kalacağı sorusuyla sınırlı kalmayacağını göstermektedir. Sonuçlar bir yandan Başkan Trump’ın görevdeki son iki yılında sahip olacağı hareket alanını belirlerken, diğer yandan her iki partide 2028’e giden süreçte hangi kanatların ağırlık kazanacağına dair önemli ipuçları sunacaktır.
Kongre aritmetiği açısından yukarıda tartışılan üç senaryonun ortak noktası, Başkan Trump’ın anayasal yetkilerinin büyük ölçüde korunacak olmasıdır. Demokratların en az bir kanadı kazanması halinde değişecek olan, Başkan’ın yetkileri değil, bu yetkilerin kullanıldığı siyasi ortamdır. Kongre denetiminin yeniden işlemeye başlaması, yasama alanının daralması ve bütçe pazarlıklarında Demokratların belirleyici konuma gelmesi, yönetimin son iki yılını büyük ölçüde savunma pozisyonunda geçirmesine yol açabilir. Cumhuriyetçilerin her iki kanadı da koruması durumunda ise bu denetim iki yıl daha ertelenecek ve mevcut anket ortamı dikkate alındığında bu sonuç, son iki yıllık programa verilmiş güçlü bir güvenoyu olarak değerlendirilecektir.
Seçimin uzun vadeli etkisini doğru okuyabilmek için hangi eğilimdeki adayların zafer kazandığına bakmak gerekir. Demokratlar açısından Michigan ve Colorado’daki ilerici adaylar ile New York’taki merkezci adayın göstereceği performans, 2028 aday belirleme süreçlerinde Demokrat Partinin izleyeceği stratejinin belirlenmesi açısından önemli göstergelerden biri olacaktır. İlerici adayların rekabetçi bölgelerde kazanması bu kanadın büyük şehirlerin dışında da seçim kazanabileceği iddiasını doğrulayacak, kaybetmeleri halinde ise merkez kanadın seçilebilirlik argümanı yeniden güç kazanacaktır. Cumhuriyetçiler açısından temel soru, Başkan Trump’ın adının yer almadığı bir seçimde MAGA çizgisinin kararsız seçmen nezdinde ne ölçüde karşılık bulduğudur. Rekabetçi bölgelerdeki Cumhuriyetçi adayların önemli bir bölümünün en az bir politika başlığında Başkan Trump’tan ayrışmayı tercih etmesi, bu sorunun parti içinde de henüz cevaplanmamış olduğunu göstermektedir. Paxton gibi doğrudan MAGA çizgisindeki adayların sonuçları ile Collins ve Lawler gibi Trump’a mesafe koyan adayların sonuçları birlikte değerlendirildiğinde, Cumhuriyetçi Partinin Trump sonrası yönelimine ilişkin ilk güvenilir işaretler ortaya çıkacaktır.
Bununla birlikte 3 Kasım sonuçlarının 2028'i tek başına belirleyeceğini öne sürmek yanıltıcı olur. Ara seçimlerde katılım oranları ve seçmen profili başkanlık seçimlerinden farklılık gösterir ve her iki parti içindeki dengeler önümüzdeki iki yılda yeniden şekillenebilir. Buna karşın bu seçim, Başkan Trump’ın 2028’de yeniden aday olamayacağı dikkate alındığında, Cumhuriyetçi Partinin Trump yıllarında geçirdiği dönüşümün kalıcı olup olmayacağına ve Demokratların bu dönüşüm karşısında nasıl bir alternatif geliştireceğine dair önemli göstergeler sunacaktır. Dolayısıyla 3 Kasım, yalnızca Washington’daki güç dengesini değil, ABD’nin önümüzdeki dönemde içeride nasıl yönetileceğini ve dış dünyayla nasıl bir ilişki kuracağını da etkileyecek bir eşik niteliği taşımaktadır.

