ABD Dışişleri Bakanı Pompeo’nun “Orta Asya’daki her bir ulusun bağımsız ve egemen olmasını istiyoruz; bölgedeki başka bir ülkenin himayesinde olmasını veya vasal devlet haline gelmesini değil” şeklindeki açıklamaları renkli devrimler döneminin retoriğini anımsatıyor
Çevreleme doktrini, Soğuk Savaş yıllarında ABD’nin Sovyetler Birliği’nin yayılmacı politikalarına karşı yürüttüğü, askeri, ekonomik ve diplomatik metotlar içeren, etkili bir dış politika stratejisidir. Bu minvalde ABD, Sovyet coğrafyasına yakın, fakat izlediği politikalarından da korkan ülkeleri, bilhassa da Doğu Avrupa ülkelerini hedef alarak güvenlik çerçevesi altında oluşturulan ittifak yapılarıyla bölgeyi çevrelemek, diğer bir deyişle Sovyetler’i dar bir alana sıkıştırmak ve yayılmasını önlemek istemişti. Ticari ve siyasi faaliyetlerin yine aynı bağlamda sekteye uğratılmasıyla, tek rakibi olan Sovyetler’in, en nihayet, yıkılması hedeflenmişti. Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü’nden (NATO) Bağdat Paktı’na birçok yapılanma bu politika kapsamında kurulmuştu. Fakat Sovyetler Birliği ile birlikte, NATO’yu bir kenara koyarsak, söz konusu ittifakların tamamı dağılmıştır. Çoğu araştırmacı ve akademisyen, bu ittifaklar gibi, çevreleme doktrininin de Berlin Duvarı’nın yıkılmasıyla birlikte sona erdiğine inanıyordu. ABD’li diplomat ve tarihçi George Kennan her ne kadar bu politikayı Sovyet yayılmacılığına karşı formüle etse de, mevcut ABD dış politikasının çevreleme politikasına benzer stratejileri ve metotları içerdiğine dair önemli göstergeler bulunuyor. Nitekim bu doktrin 1990’lardan itibaren, ilk olarak Rusya Federasyonu’nun izlediği “Yakın Çevre” (blijneye zarubyeje) doktrinine karşı bir nüfuz dengeleme mekanizması olarak yeniden dizayn edilmiştir. Çift kutuplu uluslararası sistemin çökmesi, bu mekanizmaya başta Çin olmak üzere İran ve Irak gibi farklı aktörleri de dahil etmiştir.
Strateji belgesinde yer alan “beş ülkeyle yakın ilişki ve işbirliğinin ABD değerlerini teşvik edeceği ve bölgesel komşuların etkisine karşı bir denge sağlayacağı” ifadesi, ABD'nin çevreleme doktrini bağlamında izlenen politikalarını hatırlatıyor
Çevreleme politikasının metodolojisi Soğuk Savaş’tan bu yana değişmemiş, benzer yöntemler uygulanmaya devam etmiştir. Bu doktrinin diplomatik ve askeri boyutlarını incelediğimizde, ana aktör olarak karşımıza NATO çıkıyor. Beş Orta Asya ülkesinin de Avrupa-Atlantik Ortaklık Konseyi üyesi olduğunu görüyoruz
Diğer bölge devletlerinden farklı olarak ABD’nin bilhassa Özbekistan ve Kazakistan’la, yani Mike Pompeo’nun geçtiğimiz günlerde bizzat ziyaret ettiği iki ülkeyle, ikili ilişkilerini arttırdığını ve daha stratejik noktalara ulaştırmak istediğini de görüyoruz. Bahse konu iki devlet bölgedeki başat güçler olarak da kabul edilmekte. Özbekistan için Cumhurbaşkanı Şevket Mirziyoyev’in seçildiği 2016 yılı yeni bir dönemin başlangıcı olarak kabul ediliyor. Bu tarihten itibaren Özbekistan her alanda daha liberal politikalar izlemeye başladı. Mirziyoyev’in başlattığı reformlar, başta ABD olmak üzere Batılı devletler tarafından da destek görüyor. Ayrıca Mirziyoyev Rusya ve Çin’in Taşkent üzerindeki nüfuzlarına karşı Batı ülkeleriyle bir denge kurma arayışında. Diğer yandan siyasi ve sosyal yapılarını incelediğimizde, bu ülkelerin, diğer Orta Asya ülkelerine kıyasla, Moskova ya da Pekin’in egemenliği altında olmayan yegâne devletler olduğunu görmekteyiz. Kazakistan bölgede en büyük milli gelire ve en zengin yer altı kaynaklarına sahip, jeopolitik olarak diğer bölge ülkelerine nazaran daha kritik bir konumda bulunuyor. ABD ile arasındaki ilişkiler ekonomik ortaklığın ötesine geçmiştir ve işbirliği bağları giderek daha da güçlenmektedir. Bu iki ülke bölgede nüfuz ve ekonomik bağımlılık elde etmek için kilit aktörler olarak görülüyor.
ABD’nin Orta Asya ülkelerine sağladığı 9 milyar dolardan fazla ekonomik destek, 50 milyar doları aşan kredi ve teknik yardım, 31 milyar doları bulan ticari girişimler, 40 binden fazla kişiye verilen eğitim desteği ve burslar, fon aktarılan kültürel ve sosyal projeler, ekonomik işbirliğine yönelik atılan adımların küçük bir göstergesi
Özet olarak, Mike Pompeo’nun bölgeye son ziyaretinde egemenlik, bağımsızlık, işbirliği ve ekonomik entegrasyon gibi konuların ön plana çıkarıldığını söyleyebiliriz. Özellikle Orta Asya’daki ülkelerin bölgedeki başka bir ülkenin destekçisi veya vasal devleti değil, bağımsız ve egemen olmaları gerektiğinin altı çizilmiştir. Ayrıca son strateji raporunda ABD, bu bölgesel devletlerin “kötü huylu aktörlerden” bağımsız olmaları gerektiğini vurguluyor. Lakin bu devletlerin (başarılı olsun ya da olmasın) bağımsız ve egemen ülkeler olduğu düşünüldüğünde, bu retorik ilerleyen dönemde ABD’nin bölge ülkeleriyle arasını açabilir. Zira bu devletler Sovyetler Birliği’nin dağıldığı günden itibaren, diğer ülkelerin üzerlerinde egemenlik kurmaya yönelik politikalardan olabildiğince uzak durmaya çalışıyorlar. Dolayısıyla bu ülkelerin ne Rusya-Çin ne de bir ABD mandası altına girmek isteyeceklerinin altını çizmek gerekir.
Son olarak, yapılan resmî açıklamalar ve politika stratejileri göz önünde bulundurulduğunda, ABD’nin Rus-Çin etkisini dengelemeye yönelik bölgesel hedefleri doğrultusunda, çevreleme doktrininin etkinliğini hâlâ koruduğunu ve özellikle Orta Asya’da Azerbaycan, Ukrayna ve Gürcistan emsallerinde olduğu gibi, bu politikanın geri tepmelerinin olabileceği söylenebilir.
[AA, 14 Şubat 2020]

