İran'da bir ilkokula düzenlenen ABD-İsrail saldırısında hayatını kaybeden çocuklar toplu cenaze töreniyle defnedildi
İran'ın Hormozgan eyaletine bağlı Minab'da 3 Mart 2026 tarihinde düzenlenen toplu cenaze töreninde, bir kız ilkokuluna düzenlenen İsrail-ABD saldırısında hayatını kaybeden öğrencilerin tabutları görülüyor. (AA)

ABD/İsrail-İran Savaşında İkinci Haftanın Ardından YZ Bilançosu

Otonom karar alma ve hedefleme sistemlerinde ortaya çıkabilecek olası "yanlış pozitif" (false positive) senaryolarında alınacak hatalı kararların hukuki sorumluluğu, sadece bu savaş bağlamında değil, uluslararası hukuktaki boşluklar nedeniyle halen belirsizliğini korumaktadır.
Paylaş:

ABD/İsrail-İran savaşının ikinci haftası geride bırakılırken yapay zeka (YZ) teknolojilerinin savaş sahasında aleni bir biçimde kullanılması, bu teknolojinin savaş alanında artık “ilk cephe” olarak sahaya sürüldüğünü göstermektedir. Peki YZ teknolojileri ilk defa bu savaşta mı kullanılmıştır? Hayır; bilakis, YZ teknolojilerinin geçtiğimiz otuz yıl içerisinde farklı harp sahalarında aktif olarak kullanıldığı görülmektedir.

ABD ve İsrail ekseninde incelendiğinde; YZ’nin ilk iterasyonları, ABD ordusunun 1991 Körfez Savaşı’nda lojistik planlama ve kuvvet sevkiyatını optimize etmek amacıyla başvurduğu DART (Dynamic Analysis and Replanning Tool) gibi erken dönem uzman sistemlerle başlamış, 2003 Irak Savaşı’nda ise insansız hava araçları vasıtasıyla yürütülen görüntü ve istihbarat analizleriyle devam etmiştir. İsrail'in ise YZ’yi bilhassa Gazze’deki soykırımda “Lavender”, “Gospel” ve “Where is your daddy?” modelleri başta olmak üzere hedeflerin etiketlenmesinde ve ölümcül otonom silah sistemleri zemininde kullandığı görülmüştür. Ancak ABD/İsrail-İran savaşındaki YZ kullanımını önceki örneklerden ayıran iki temel boyut öne çıkmaktadır.

Birinci husus YZ teknolojilerinin harp sahasında kullanıldığının devlet yetkililerince en üst düzeyde ve açıkça ifade edilmesidir. Nitekim savaşın ilk günlerinde ABD Genelkurmay Başkanı Orgeneral Dan Caine, saldırılarda Siber Komutanlık (Cybercom) ve Uzay Komutanlığının (Spacecom) öncü rol oynadığını belirtmiş; “kinetik olmayan yöntemlerle” yani YZ teknolojileri ile güçlendirilmiş siber saldırılar vasıtasıyla İran’ın emir-komuta ve haberleşme kapasitesini zayıflattıklarını vurgulamıştır. Bu durum, malumun ilanı niteliğindedir zira YZ destekli siber saldırı metotları, günümüz askeri doktrinlerinde son çare olmaktan çıkmış, bizatihi ilk refleks olarak başvurulan ana unsurlardan biri haline gelmiştir.

Bununla birlikte geçtiğimiz günlerde ABD Merkez Kuvvetler (CENTCOM) Komutanı Brad Cooper’ın yayınladığı video mesajda, ileri YZ teknolojilerinin ABD ordusu tarafından İran savaşında aktif olarak kullanıldığını ancak karar döngüsünde nihai kararın insan unsuru tarafından verildiğini açıkça belirtmesi dikkat çekicidir. Böyle bir durumun özellikle altının çizilmesi, İran’ın Minab kentinde 160’tan fazla kız çocuğunun hayatını kaybettiği okul saldırısının YZ destekli otonom ölümcül silah sistemleriyle gerçekleştirildiği yönündeki uluslararası infialden sıyrılma çabasının bir tezahürü olarak okunabilir. Zira insan muhakemesinin denklemden çıktığı otonom karar alma ve hedefleme sistemlerinde ortaya çıkabilecek olası “yanlış pozitif” (false positive) senaryolarında alınacak hatalı kararların hukuki sorumluluğu, sadece bu savaş bağlamında değil, uluslararası hukuktaki boşluklar nedeniyle halen belirsizliğini korumaktadır.

Zaman zaman bu tartışmalara Cenevre Sözleşmeleri ve İnsancıl Hukuk (özellikle 1977 Ek 1. Protokol) zemininde cevap arandığı görülse de buradaki temel ikilem, söz konusu düzenlemelerin “insan” tarafından yönlendirilen konvansiyonel silahlara dair olmasıdır. İnsan müdahalesinden bağımsız işleyen ölümcül otonom silah sistemleri, mevcut hukuk normlarının kapsamı dışında kalarak devletlere bir gri alan sunmaktadır. Bu noktada sahadaki etik ve hukuki tartışmaları derinleştiren en somut gelişme; ABD ve İsrail ordularının, ticari YZ yazılımlarını doğrudan askeri altyapıya entegre ederek hedefleme kararlarını otomatikleştirmesidir. Askeri terminolojide “ölüm zinciri” (kill chain) olarak adlandırılan tespit, karar ve imha sürecinin sivil algoritmalar vasıtasıyla eşi görülmemiş bir hıza ulaştırılması, insan muhakemesini denklemden çıkararak olası savaş suçu ihlallerinin vahametini artırmaktadır. İşin ahlaki ve vicdani sorumluluğu ise elbette baki kalmaktadır.

Diğer taraftan ABD/İsrail-İran savaşı, YZ teknolojilerinin istihbarat analizi, hedef etiketleme ve karar destek süreçlerine bu derece yoğun ve entegre biçimde uygulandığı yegane örnek olarak tarihe geçebilir. Bu gerçeklik, günümüz harp sahası parametrelerinin artık yalnızca “sert güç” ve fiziksel unsurlar üzerinden şekillenmediğini; bilakis, veri analizi, sensör ağları ve algoritmalar çeperinde işleyen dijital bir komuta-kontrol mimarisi üzerine inşa edildiğini kanıtlamaktadır. ABD Genelkurmay Başkanı Dan Caine’in “kinetik olmayan yöntemler” olarak tanımladığı bu asimetrik konsept; fiziksel yıkımın ötesinde siber taarruzlar, elektronik harp (sinyal bozma) ve enformasyon operasyonlarının İran’a yönelik ilk saldırı dalgasını oluşturduğunun kamuoyuna açıkça beyan edilmesidir.

Bu bağlamda saldırıların kinetik olmayan bir diğer kritik boyutu olarak karşımıza dezenformatif içeriklerle yürütülen algı yönetimi ve bilişsel diplomasi adımları çıkmaktadır. Savaşın ilk saatlerinde İran’da milyonlarca kullanıcısı olan “BadeSaba” isimli namaz vakitleri uygulamasının siber saldırılarla ele geçirilerek sivil halka yönelik rejim karşıtı algı yönetimi mesajlarının gönderilmesi, kitleleri manipüle etme ve iç isyan çıkarma amacını taşımaktadır. Öte yandan YZ destekli sentetik içerikler (deepfake), sahte görüntüler ve algoritmik propaganda ağları temelinde sosyal medyada bilgi kirliliği oluşturulmaktadır. Savaş alanının görünmez cephesini karşılıklı “anlatı inşası” ve “algı yönetimi”nin oluşturduğu düşünüldüğünde, YZ destekli sahte içerik üretiminin toplumların gerçeklik algısını ne denli tehdit ettiği daha net anlaşılmaktadır. Geldiğimiz noktada savaşın belirleyici unsurlarından biri “anlık” anlatının kontrolü ve bilgi ekosisteminin yönetimi haline gelmiştir.

Netice itibarıyla ABD/İsrail-İran savaşının ikinci haftası geride kalırken; esasen insan hayatını iyileştirmek gayesiyle geliştirilen ileri teknolojilerin, sahada fiziksel gücün öncüsü ve tamamlayıcısı olarak yıkıcı birer silaha dönüştüğü görülmektedir. Bu tablo, YZ teknolojilerinde 2026 itibarıyla teoriden pratiğe tam anlamıyla geçildiğini ispatlamaktadır. Hobbesyen bir söylemle “insan doğasının” kötücül yönüne öykünen bir yaklaşımla YZ teknolojilerinin iki ucu keskin bir kılıç misali, hayat kurtarmak yerine insan yaşamını hiçe sayan eylemlerde kullanılması, bu teknolojiye dair algıyı pejoratif bir zemine çekmektedir. Halbuki asıl sorun YZ teknolojilerinin kendisi değil bu kapasiteyi kötücül hedefleri doğrultusunda araçsallaştıran aktörlerdir.

Tüm bu hukuki ve etik tartışmaların ötesinde yadsınamaz bir gerçek var ki savaş alanı artık bütünüyle dijitalleşmiş, makine öğrenmesi ve algoritmalar harp sahasında başat birer stratejik unsur olarak konumlanmıştır. Bilhassa ABD Ordusu ile OpenAI ve Anthropic arasındaki tartışmalarda da görüldüğü üzere sivil teknoloji devlerinin geliştirdiği ticari YZ yazılımlarının komuta-kontrol mimarisine entegre edilmesi, devletlerin dijital otonomisi ile bu şirketlerin kurumsal etik ilkeleri arasında kriz meydana getirmektedir. Bu krizin gölgesinde işleyen yeni nesil sistemlerde, hedef tespiti ile imha arasındaki o kritik ölüm zinciri saniyelere inmiştir. Her ne kadar CENTCOM Komutanı Brad Cooper, ABD Ordusunun karar döngüsünde nihai onayın insanda olduğunu iddia etse de sahadaki asimetrik hız bu resmi söylemi yalanlar niteliktedir. Zira mevcut harp ortamında insan unsuru, karar alıcı ve sorgulayıcı bir özne olmaktan çıkmış; algoritmik karar alma hızının ve makinenin oluşturduğu baskının altında ezilerek, önüne düşen kararları körü körüne onaylayan mekanik bir tasdikçiye dönüşmüştür.

İstihbarat analizinden hedeflemeye, siber operasyonlardan kinetik olmayan taarruzlara kadar uzanan geniş bir yelpazede YZ, oyun değiştirici (game-changer) asimetrik bir güç çarpanı haline gelmiştir. Kısacası dünya; verinin yönetimi, (ticari) algoritmaların silahlaşması ve dijital otonominin tesisi üzerinden şekillenen “YZ temelli savaş çağı”na geri dönülemez biçimde adım atmıştır.

Paylaş:
İLGİLİ YAYINLAR