- Liselere geçişte uygulanan yeni sistemin hedefi nedir, böyle bir sisteme neden ihtiyaç duyuldu?
- Yeni sistemde hedeflenen yerleştirme modeli gerçekleşti mi?
2 Haziran’da yapılan merkezi sınavın sonuçları 26 Haziran’da açıklandı. 2-13 Temmuz aralığında da öğrenciler hem merkezi sınav puanıyla hem de adreslerine dayalı olarak kılavuzda belirtilen kriterler ölçüsünde tercihlerini gerçekleştirdiler. Nihayet 30 Temmuz’da yerleştirme sonuçları açıklandı. Açıklanan sonuçlara göre 798 bin 926 öğrenci merkezi ve yerel yerleştirmeyle tercihine yerleşti. Daha önce açıklanan merkezi sınavla öğrenci alan okul kontenjanı sayısı 126 bin 510 olduğu göz önünde bulundurulduğunda hedeflendiği gibi öğrencilerin yaklaşık yüzde 10’u sınavla seçilerek yerleştirilmiş oldu. Yerleştirmenin bu boyutunda ciddi bir sıkıntı görünmüyor. Ancak geri kalan öğrencilerin yerleştirilmesi hedeflendiği gibi olmadı. 91 bin öğrenci adrese dayalı tercih yaptığı halde yerleşemedi. 289 bin civarında öğrenci ise hiçbir tercihte bulunmadı. Bunlar içerisinden özel okula kayıt yaptırmak istediği için tercihte bulunmayanları ayırdığımızda geri kalanının neden tercih yapmadığı üzerinde durulması gerekir.
- Sistem veli ve öğrenci beklentilerini karşıladı mı?
Burada TEOG ve önceki sistemlerin getirmiş olduğu alışkanlığın da etkisi unutulmamalıdır. MEB’in bu sistemde belirttiği kriterler arasında okul başarı puanı öncelikli belirleyici değildi. Bu nedenle okul başarı puanı düşük olan bir öğrenci daha yüksek puana sahip bir öğrenciye göre diğer kriterler baz alındığında avantajlı konumda olabildi. Aslında adrese dayalı yerleştirmelerde okul başarı puanının tek başına esas alınmaması makul olandır. Aksi takdirde her okul yine hiyerarşik olarak sıralanacaktır. Okulların daha heterojen yapıya bürünmesi için farklı başarı puanına sahip öğrencilerin bir arada olması akran eğitimi açısından da önemlidir. Buradaki sorun yüksek puanlı öğrencilerin yerleşememesi değil adrese dayalı olarak yerleştirme hedefinin istenildiği gibi gerçekleşememesidir. Bunun da temel sebeplerinden biri sistemin sınava giren girmeyen tüm çocukları tercihe tabi tutarak merkezden yerleştirmesinin yapılmasıdır.
- Yerleştirme sonuçlarına göre boş kalan kontenjanlar nasıl değerlendirilmelidir?
MEB’in yerleştirme kılavuzunda açıkladığı takvime göre dört nakil döneminde öğrencilerin boş kalan kontenjanlara yeniden yerleştirme işlemleri yapılacaktır. Bu yerleştirme sisteminin en büyük handikapı TEOG’da da olduğu gibi yerleştirmenin ağırlık yükünün nakil süreçlerine verilmesidir. Böylece eğitim öğretim yılının başlangıcına ve dahi başlangıç sonrasına kadar öğrencilerin yerleştirme işlemiyle uğraşılmaktadır. Bu da öğrenci ve veliler de stres ve kaygıyı arttırması ve MEB’in de yoğun bir iş yüküyle meşgul olması demektir.
- Önümüzdeki süreçte ne yapılmalı?
İlk olarak bakanlık sınavla öğrenci alan okulların yerleştirmesini merkezi olarak gerçekleştirmeli geri kalan öğrencilerin yerleştirmeleri noktasında yerele inisiyatif tanımalıdır. Bu inisiyatiflerin şeffaf bir şekilde olması için merkezden kontrol ve denetim mekanizmaları oluşturulabilir.
İkinci olarak her ne kadar MEB tercih sürecinde çeşitli bilgilendirme faaliyetlerinde bulunduysa da öğrenci ve velilerin tepkilerinden anlaşıldığı üzere yeni sistemin ve kılavuzun daha net bir şekilde anlatılması gerektiği ortadadır.
Üçüncü olarak tercihlerine yerleşemeyen öğrenciler ve boş kalan kontenjanlar beraber analiz edilerek okul türleri üzerinden yeni bir yol haritası çıkarılmalıdır.
Dördüncü olarak adrese dayalı yerleştirme sisteminde okullar arası eğitim kalite farkların azaltılması oldukça ehemmiyetlidir. Bilhassa dezavantajlı ve göreli olarak akademik başarısı düşük okulların iyileştirilmesi yönünde okul bazlı özel uygulamalara ve politikalara ihtiyaç söz konusudur. Bu uygulamaların da etki analizlerinin yapılarak iyileştirilmesi fark yaratabilir.
Son olarak kontenjanların en fazla boş kaldığı okul türleri olan meslek ve imam hatip liselerinin okul sonrası kariyer yollarının gerçekçi bir şekilde tasarımında fayda vardır.
