Tahran'da Hürmüz Boğazı mesajı içeren afiş asıldı
Tahran'daki Vanak Meydanı'na asılan afişte, "Hürmüz Boğazı sonsuza dek İran'ın elinde. Trump hiçbir şey yapamadı ve boğazın kalıcı kontrolü İran'da olacak" ifadeleri yer aldı. (AA)

Yaptırımların Sınırı: Hürmüz Krizinin Batı’yı Tavize Zorlaması

AB, Ocak'ta kabul ettiği düzenlemeyle Rus LNG ithalatını 2026 sonuna ve boru gazı ithalatını ise Eylül 2027 sonuna kadar bitirmeyi hukuken bağlayıcı hale getirmişti. Ancak piyasa gerçekliği siyasi hedeflerden daha inatçı ilerliyor.
Paylaş:

ABD ve İsrail’in 28 Şubat 2026’da İran’a yönelik saldırılarıyla başlayan savaş, bir ayı geride bırakırken Hürmüz Boğazı merkezli kriz artık yalnızca Körfez’in değil doğrudan Batı ekonomilerinin meselesi haline geldi. Mesele boğazın teknik olarak tamamen kapanıp kapanmadığından ibaret değil. Esas kırılma Körfez’de petrol ve doğal gaz altyapısının vurulması, tanker trafiğinin çökmesi, üretim ve ihracatın aksaması ve buna bağlı olarak fiyat şokunun artık hissedilir ölçüde Avrupa ve ABD’nin içine taşınması. Güncel tanker takip verilerine göre Mart boyunca Hürmüz’den günde ortalama yalnızca 6 gemi geçti. Normal koşullarda bu sayı 135 idi. Ağırlığını Körfez ülkelerinin oluşturduğu OPEC’in petrol üretiminin Mart’ta 7,3 milyon varil/gün azalarak 21,5 milyon varil/güne gerilediği tahmin ediliyor. Uluslararası Enerji Ajansı’na (IEA) göre savaşın başından bu yana petrol arzında 12 milyon varilin üzerinde bir kayıp söz konusudur. 40’tan fazla stratejik enerji altyapı noktasının hasar alması nedeniyle Nisan’daki kaybın daha fazla olacağı öngörülüyor.

Avrupa için Sorun Fiziki Kıtlık Değil Pahalı ve Kırılgan Arz

Avrupa Birliği (AB) açısından ilk bakışta görece rahatlatıcı olan husus ham petrol ve doğal gaz arzının doğrudan Körfez’e bağımlı olmaması. Brüksel kısa vadede Avrupa’nın ham petrol ve gaz tedarikinin doğrudan kesilmediğini çünkü Birliğin başlıca tedarikçilerinin Norveç ve ABD gibi üreticiler olduğunu vurguladı. Ancak bu, Avrupa’nın krizden korunabildiği anlamına gelmiyor. Tam tersine Avrupa bugün fiziki arz kesintisinden çok daha maliyetli, daha oynak ve daha kırılgan bir arz yapısıyla karşı karşıya. Avrupa gaz fiyatları savaşın başladığı 28 Şubat’tan bu yana yüzde 70’in üzerinde artış kaydetti. AB gaz depolarının doluluk oranı yüzde 30’un altına gerilerken Hollanda’da bu oran yüzde 6 seviyesiyle büyük bir endişeye yol açıyor. Avrupa Komisyonunun üye ülkelere gaz depolarını erkenden doldurma çağrısı yapması da tam olarak bu yüzden.

Avrupa’nın kısa vadede en hassas olduğu alan ise ham petrolden çok rafine ürünler. AB karar alıcıları özellikle dizel ve jet yakıtı arzından kaygı duyuyor. Zira Birlik 2022 öncesine dek bahse konu ürünlerde yüksek ölçüde Rusya’ya bağımlıydı. Bu durum AB’nin Rusya-Ukrayna savaşının başlamasının akabinde arzını çeşitlendirmekte güçlük yaşamasına ve deniz yoluyla Rusya’dan ithal edilen petrol ürünlerine yaptırım uygulamasına uzun bir süre engel olmuştu. Rusya kaynaklı ham petrol ve petrol ürünlerine yaptırım kararı alınmasının ardından ise arzın çeşitlendirilmesinde kısmi ölçüde başarı yakalanmıştı. AB, ağırlıklı olarak jet yakıtı üretiminde kullanılan kerosen talebinin yaklaşık yüzde 15’ini Ortadoğu’dan karşılıyor. Hürmüz krizi öncesinde Körfez ülkelerinden alınan kerosen kargolarının 10 Nisan’a dek Avrupa’ya ulaşacağı tahmin ediliyor. Resmi değerlendirmeler Avrupa’nın jet yakıtının tamamen tükeneceğine dair bir risk görmüyor ancak yerel arz sıkışıklıkları ve yüksek fiyat oynaklığı artık belirgin bir hal almış durumda. Güncel tanker takip verilerine göre Atlantik üzerinden Avrupa’ya yönelen bazı dizel tankerleri de rota değiştiriyor. Bu, Avrupa açısından riskin yalnızca daha pahalı enerji değil aynı zamanda daha belirsiz ürün akışı olduğunu gösteriyor.

Daha da önemlisi Hürmüz krizi Avrupa’nın Rus gazından çıkış stratejisinin sahadaki sınırlarını da görünür kılıyor. AB, Ocak’ta kabul ettiği düzenlemeyle Rus LNG ithalatını 2026 sonuna ve boru gazı ithalatını ise Eylül 2027 sonuna kadar bitirmeyi hukuken bağlayıcı hale getirmişti. Ancak piyasa gerçekliği siyasi hedeflerden daha inatçı ilerliyor. Yapılan tahminlere göre Rusya’nın Avrupa’ya Türkiye üzerinden taşıdığı boru gazı Mart’ta yıllık bazda yüzde 22 artarak 1,7 milyar metreküpe ulaştı. Aynı dönemde Rus LNG’sinin Avrupa’ya sevkiyatı da ilk çeyrekte yıllık bazda yüzde 17 artarak 4,8 milyon tona çıktı. Üstelik bazı üye ülkeler de bu kopuşun pratikte ne kadar zor olduğunu gösteriyor. Örneğin Slovakya, Gazprom’la uzun vadeli sözleşmesini AB kurallarına uyarlayarak Rus gazı ithalatını sürdürme, hatta yasak devreye girmeden önce artırma arayışına girdi. Avrupa Komisyonu Mart’ta gaz ithalatı için uygulanan bazı ön yetkilendirme ve menşe ispatı kurallarını daha esnek yorumlamaya yönelmesi de aynı gerçeğe işaret ediyor; Brüksel bir yandan Rus gazından çıkış için yasal çerçeveyi sertleştirirken diğer yandan arzın aksamasını önlemek için fiiliyatta daha esnek ve pragmatik davranmak zorunda kalıyor. Hürmüz krizi böylece Avrupa’nın Rus enerji akışından tam kopuş stratejisinin ne kadar kırılgan olduğunu yeniden ortaya koyuyor.

Tahmin edildiği üzere fiyat şokunun elektrik piyasasına yansıması da gecikmedi. Avrupa Komisyonu elektrikte vergilerin düşürülmesi, elektrik fiyatlarına sübvansiyon uygulanması ve devlet yardımı kurallarının esnetilmesini gündemine aldı. Bu refleksler 2022’de Rusya-Ukrayna savaşının başlaması sonrasında devreye alınan olağanüstü uygulamaların yeniden masaya gelmesi demek. Mart sonunda Avro Bölgesi enflasyonu 1,9’dan 2,5’e doğru bir artış kaydetmişken enerji fiyatlarının ise yüzde 5’e yakın yükseldiği bildirildi. Avrupa Merkez Bankası içindeki faiz tartışmaları da enerji krizinin yalnızca enerji piyasalarını değil para politikasını da baskı altına aldığını gösteriyor. Bir başka ifadeyle Avrupa açısından temel sorun arzın varlığından ziyade bu arzın hangi maliyetle ve ne ölçüde istikrarlı bir biçimde sağlanabileceği.

ABD’nin Fiyat Şokunu Sınırlandırmak için Yaptırımları Esnetmesi

Krizin etkisinin Batı’ya uzandığının en net göstergesi ise ABD’nin son hamleleri. Dünyanın en büyük petrol üreticisi ve üçüncü en büyük ihracatçısı konumundaki ülkede ortalama benzin fiyatları Mart sonu itibarıyla galon başına 4 doların üzerine çıkmış durumda. Bu durum en son 2022’de yaşanmıştı. Yine Mart’ta petrol ürünleri ihracatı rekor seviyeye ulaşsa da Trump’ın ABD’nin artık Hürmüz’e ihtiyacının olmadığı söylemlerinin doğru olmadığı anlaşılıyor. Bunun nedeni açık; petrol fiyatları ulusal değil küresel ölçekte belirleniyor. Rafine ürünler, tanker, sigorta maliyetleri ve benchmark bağlantısallığı nedeniyle ABD fiziki olarak kendi üretimine dayanabilse bile küresel arz şokunun fiyat etkisinden kaçamıyor. Üstelik ABD’nin yüksek ihracat kapasitesi kriz anında onu dış dünyadan yalıtmak yerine tam tersine küresel piyasaların dalgalanmalarından etkilenmeye daha açık hale getiriyor.

Son anketlere göre Amerikan halkının yüzde 65’inden fazlası –savaş hedefleri gerçekleşmemiş olsa dahi– ivedilikle ABD/İsrail-İran savaşının sonlandırılmasını istiyor. Bu durum enerji fiyatlarının Beyaz Saray için dış politika konusu olmaktan çıkıp içeride ciddi siyasi maliyet üretebileceğini gösteriyor. Bu iç baskı Beyaz Saray’ın enerji piyasalarını rahatlatmak adına kendi politikalarına ters düşecek adımlar atmaya itiyor.

Trump yönetimi geçtiğimiz haftalarda petrol fiyatları üzerindeki baskıyı hafifletmek amacıyla Kremlin’e yönelik yaptırımların gevşetilmesini gündemine almıştı. G7 ülkeleriyle koordineli şekilde petrol rezervlerinden salınım yapılması gündemdeki bir diğer acil önlemdi. Bu çerçevede Hindistan gibi petrol arzında yüksek ölçüde Körfez’e bağımlı ülkeler için halihazırda denizlerde bekleyen Rus petrolü taşıyan tankerlerin ithalatına yönelik geçici muafiyet tanındı. Mart sonunda ise benzer durumda bulunan İran petrolü yüklü tankerler için de muafiyet verilebileceği açıklandı. Denizlerde bekleyen yalnızca Rus petrolü yüklü tankerlerin toplamda yaklaşık 130 milyon varillik bir büyüklüğe ulaştığı tahmin ediliyor. Buna ek olarak yaklaşık 140 milyon varil olduğu tahmin edilen İran petrolüne de muafiyet tanınmasıyla savaş kaynaklı enerji şokunun hafifletilmesi amacıyla yaptırım rejiminin fiilen delindiği görülüyor.

Sonuç

Hürmüz krizi, Batı için artık uzakta yaşanan bir savaşın dolaylı etkisi değil Avrupa’da rafine ürün arzını bozan, gaz depolarını daha pahalı doldurmaya zorlayan, elektrik ve enflasyon baskısını artıran, ABD’yi ise kendi yaptırım düzenini esnetmeye ve stratejik rezerv araçlarını devreye sokmaya iten doğrudan bir ekonomik güvenlik krizi. Dahası kriz, Batı’nın enerji güvenliğinde söylem ile piyasa gerçekliği arasındaki mesafeyi de açığa çıkardı. AB bir yandan Rus gazından çıkış için hukuki çerçeveyi sertleştirirken diğer yandan artan fiyat baskısı ve arz kırılganlığı nedeniyle Rus boru gazı ve LNG akışını fiilen tamamen dışlayamıyor. ABD ise dünyanın en büyük petrol üreticisi ve önemli bir ihracatçısı olmasına rağmen küresel fiyat oluşumu ve ticaret akışlarının yapısı gereği Hürmüz kaynaklı şoktan kendisini ayrıştıramıyor.

Buna binaen bugün yaşananlar, enerji güvenliğinin yalnızca yeni tedarikçi bulma meselesi olmadığını aynı zamanda hangi hatların açık kalacağı, hangi maliyetlerin göze alınacağı ve hangi siyasi tavizlerin verileceğiyle doğrudan ilgili olduğunu gösteriyor. Hürmüz’de ortaya çıkan tablo, Batı’nın enerji sisteminin halen jeopolitik krizlere son derece açık olduğunu ve kriz derinleştikçe ilk esneyen alanın da çoğu zaman siyasi söylem değil yaptırım ve tedarik rejimi olduğunu ortaya koyuyor.

Paylaş:
İLGİLİ YAYINLAR