Hafta sonu, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın katılımı ve Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı'nın ev sahipliğinde "Türkiye Yapay Zeka Zirvesi" gerçekleştirildi. Burada, Türkiye'nin Yapay Zeka Vizyonu ve Eylem Planı açıklandı. 2026- 2030 dönemini kapsayan bu eylem planı ile devletin ve özel sektörün bu alandaki yatırımları ve yol haritası ortaya kondu.
Bugün tüm dünya, yapay zekayı sadece teknoloji başlığında konuşmuyor. Tartışma üç hatta ilerliyor. İlki, teknolojik egemenlik. İkincisi, altyapı ve enerji. Üçüncüsü, yasal sınırlar ve güvenlik. Dördüncüsü ise kültürel nüfuz alanlarının şekillendirilmesi...
Yapay zeka üzerine yapılan ciddi araştırma raporlarında, kısa sürelerde geliştirilen yeni modellerin nerdeyse öngörülemeyecek sonuçlara yol açacak hızda ilerlediği artık tartışmanın dışındadır. Bu bir hakikat olarak kabul görmüştür.
Güçlenen yapay zeka modelleri ve bunların sahibi olan şirketler karşısında, etkili bir güvenlik, şeffaflık ve hesap verilebilirlik mekanizmaları oluşturulamamaktadır. Ulus devletler bu alanı kontrol edememektedir. Dolayısıyla da yapay zeka gelişiminin toplumsal etkilerini ölçebilecek mekanizmalar çok geriden gelmektedir.
Küresel güç rekabetinde yaşanan derin eşitsizliklerin tümüne "yapay zeka" çarpan etkisi oluşturmaktadır. Eşitsizlik, bu teknolojiyi kullanıp kullanmama sorunun çok ötesinde cereyan etmektedir.
Veri merkezleri sahipliği, enerji kaynaklarının kontrolü, çip teknolojilerine erişim, yarı iletken üretimi gibi farklı başlıklarda jeopolitik rekabet yeniden şekillenmektedir.
Yapay zeka ve teknoloji şirketleri ile ilgili tüm tartışmaların odağı, devlet egemenliği üzerinde toplanmaktadır. Çünkü, teknoloji şirketlerinin piyasa değerleri artık güçlü devletlerin bile milli gelirlerini aşmaktadır. Bu şirketler, küresel veri akışını kontrol ederken aynı zamanda milyarlarca insanın davranışını kontrol etmektedir. Yani devletlerin stratejik yetkileri, bu şirketler tarafından filen kullanılmaktadır.
Yine bu alanda mücadelenin en önemli başlıklarından biri, kültürel egemenlik alanında ortaya çıkmaktadır. Yapay zeka, bilgi üretirken, hangi bilginin görünür olacağına, hangi kültürel referansların öne çıkacağına ve hangi değerlerin küresel normu belirleyeceğine de etki etmektedir.
Dolayısıyla devletlerin mücadelesi, veri egemenliği, kültürel temsil, teknolojik bağımsızlık ve en nihayetinde yapay zeka konusunda stratejik özerkliğin sağlanması meselesine gelip dayanmaktadır.
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın Yapay Zeka Zirvesi'ndeki konuşmasında vurguladığı gibi, Türkiye, bu alandaki dönüşümü ve teknolojik gelişmelerin etkisini erken fark eden ülkelerden biridir. Bu farkındalığı ortaya koyduğu "eylem planı ve yol haritası" ile göstermiştir.
Ulusal Yapay Zeka Okuryazarlığı Programı ile 2 yılda 5 milyon vatandaşımıza eğitim, 10 bin ileri düzey yapay zeka uzmanı ve 100 bin yapay zeka uygulama profesyonelinin yetiştirilme vaadi sıradan bir hedef değildir. Ulusal Veri Kütüphanesi, Türkçe büyük dil modeli ve 10 milyar dolarlık altyapı yatırımı bu vizyonun somut araçları olarak öne çıkmaktadır. 114 teknopark, 1700'ü aşkın AR-GE ve tasarım merkezi, 13 binden fazla teknoloji girişimi gibi mevcut veriler de bu alanda dikkate değer bir kapasitenin geliştirildiğini göstermektedir.
Türkiye, yapay zeka ve dijital egemenlik meselesini, teknik bir mesele olarak görmemektedir. Aynı zamanda medeniyet ve insanlık meselesi olarak telakki etmektedir. Türkiye merkezli yerli perspektifte, Selçuk Bayraktar'ın zirvede yaptığı konuşmada vurguladığı gibi, insanın makinanın nesnesi olmaması ve teknolojinin toplumunbireyin hizmetinde olması fikri öne çıkmaktadır. Ayrıca teknoloji, insanlığın ortak değeri olan adalet ve hakikati de aşındırmamalıdır.
Sonuç olarak Türkiye, teknoloji alanında stratejik özerkliğine yatırım yaparken kendi medeniyet birikimi üzerinden insan merkezli bakış açısını da ihmal edilmez bir zorunluluk olarak görmektedir. Eylem planının, "fark et, istifade et, üret ve yönet" olmak üzere 4 temel eksen üzerine inşa edilmesi de bu bakış açısının tezahürü olarak görülebilir.
[Sabah, 15 Haziran 2026]

