Ukrayna'da Barışın Zorlukları ve Muhtemel Senaryolar

Ukrayna'da Barışın Zorlukları ve Muhtemel Senaryolar

Halihazırda oluşan güvenlik ortamı ve siyasi tablo düşünüldüğünde önümüzdeki sürece dair üç temel senaryodan bahsedilebilir. Bunların tamamı Amerikan dış siyasetine odaklı olup, Trump'ın gelecek haftalarda benimseyeceği yaklaşımla belirlenecektir.
Paylaş:

ABD’de ikinci kez başkanlık koltuğuna oturan Donald Trump’ın en önemli dış politika hedeflerinden birinin Ukrayna’daki savaşı bitirmek olduğu bilinmektedir. Bu doğrultuda ilk etapta Avrupa ve Ukrayna’yı dışarıda tutarak Rusya ile direkt bir teması benimseyen Trump, bu stratejinin başarısızlığının ardından sürece Avrupa ve Ukrayna’yı da dahil edecek adımlar atmıştır. Trump, Putin ile Alaska’da birebir gerçekleştirdiği görüşmenin sonuçsuz kalmasının ardından Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski’yi Beyaz Saray’da ağırlamıştır. Ukrayna’nın yanında durduklarını göstermek adına Birleşik Krallık, Almanya, Fransa ve İtalya liderleri ile NATO Genel Sekreteri Mark Rutte de görüşmede hazır bulunmuştur.

Net bir şekilde resmi olarak ortaya konulmasa da Ukrayna’da savaş ve barışa yönelik Amerika ve Avrupa’nın perspektiflerinde önemli farklılıklar olduğu bilinmektedir. ABD savaşı sürdürmenin kendisine gereksiz bir maliyete neden olduğunu ifade etmekte; barış için Ukrayna’nın daha fazla taviz vermesi gerektiğini düşünmektedir. Avrupa ise savaşın ancak Rusya’nın zaferle ayrılmaması durumunda sonlanması gerektiğini savunmakta, Kiev’in Moskova’ya taviz vermesini kabul etmemektedir. Dolayısıyla sorun oluşturan temel husus, Rusya’nın zaferle ayrılmasının ABD tarafından tolere edilebilir ancak Avrupa tarafından kabul edilemez bir sonuç olarak görülmesidir. Yine de son bir haftada yaşanan gelişmeler ve geçtiğimiz aylarda Trump’ın Vladimir Putin’den istediğini alamaması sonucunda ABD pozisyonunun artan oranda Avrupa ve Ukrayna tarafına yaklaştığı anlaşılmaktadır. Trump’ın ilk kez ABD’nin güvenlik garantileri sağlayacağını ifade etmesi bu anlamda önemli bir kırılma noktası potansiyeli taşımaktadır.

Barışın Zorlukları

Bir barış anlaşması olması durumunda bu kapsamda vazgeçilemeyecek unsur Ukrayna’ya verilecek güvenlik garantileridir. Zira Ukrayna, belirli oranda toprağını kaybetmeyi kabul etse bile sonrasında yeni bir Rusya saldırısını caydıracak yasal bir düzenlemeyi doğal olarak talep etmektedir. Buna dair çeşitli formüller geliştirilebilecekken Rusya ise Ukrayna topraklarında NATO mensubu ülkelere ait askeri güçlerin bulunmasını “kırmızı çizgi” olarak nitelemektedir. Dolayısıyla böylesi bir anlaşma tasarlanırsa ABD ve Batı’nın Rusya üzerindeki askeri ve ekonomik baskısını artırması gerekecektir.

Diğer taraftan Ukrayna’nın NATO üyeliği Trump yönetimi tarafından açık bir şekilde reddedildiğinden İttifakın 5. maddesine benzer farklı bir mekanizma gerekecektir. Bu mekanizmanın barış yapıldıktan sonra Ukrayna’ya yönelik yeni bir Rus saldırısı gerçekleşmesi durumunda “kolektif savunma” ilkesi gereğince devreye girmesi gereklidir. Bu noktada ise hem Rusya’ya karşı caydırıcılık oluşturabilecek büyüklükte bir askeri gücün oluşturulması hem de olası ihlallere karşı açık ve net olarak belirlenmiş angajman kurallarının kabulünün sağlanması gerekir.

Putin’in savaş hedeflerini gerçekleştiremediğine yönelik değerlendirmeler Rusya’nın barış sağlama konusunda “samimiyetine” yönelik şüpheleri de ortaya çıkarmaktadır. Son olarak Fransa Devlet Başkanı Emmanuel Macron, Putin’e bu meseleye ilişkin inancı olmadığını belirtmiştir. Rusya’nın insan gücü, askeri-endüstriyel üretim ve kritik altyapıların korunması gibi asli alanlarda sağladığı üstünlük, savaşı sürdürme yeteneğini de Ukrayna’ya oranla daha üst düzeyde tutmaktadır. Bu durum özellikle savaş öncesi hedeflerinin oldukça uzağında kalan Rusya için savaşı sürdürme yönünde güçlü bir itici güç oluşturmaktadır.

Benzer şekilde Putin’in savaşa ilişkin değerlendirmelerinin yanı sıra Rusya’nın Avrupa’ya yönelik dış politika pratiklerinin toplamı ve Batı dışı dünya ile savaş süresinde yürüttüğü diplomasi biçimi uzun soluklu bir Rus-Batı çatışmasına dair işaretler barındırmaktadır.

Öte yandan Zelenski ise Rusya’nın materyal üstünlüğünün farkında olmakla birlikte Rus ilerlemesinin sanılandan çok daha yavaş gerçekleştiğini, Ukrayna’nın direnişi sayesinde Rus kuvvetlerinin büyük kayıplarla az miktarda toprak ele geçirebildiğini öne sürmektedir. Bu haliyle Zelenski güçlendirilecek Batı askeri ve finansal desteğiyle Ukrayna’nın işgal altındaki topraklarını geri alabileceği fikrini savunmaktadır.

Muhtemel Senaryolar

Halihazırda oluşan güvenlik ortamı ve siyasi tablo düşünüldüğünde önümüzdeki sürece dair üç temel senaryodan bahsedilebilir. Bunların tamamı Amerikan dış siyasetine odaklı olup, Trump’ın gelecek haftalarda benimseyeceği yaklaşımla belirlenecektir. Dolayısıyla ABD Ukrayna’da oluşacak bir barış ihtimali ve sonrasındaki güvenlik mimarisi üzerinde belirleyici rolünü sürdürmektedir.

Birincisi ve şu anda oluşmaya başlayan senaryo, ABD’nin Avrupa ve Ukrayna’ya sınırlı desteğini sürdürdüğü ancak Rusya ile ipleri koparmadığı durumdur. İkincisi ABD’nin tam manasıyla Avrupa ve Ukrayna’nın pozisyonunu benimsemesi ve Rusya’ya karşı artan ortanda gerginliği tırmandırıcı bir pozisyon almasıdır. Üçüncüsü ise ABD ile Avrupa ve Ukrayna arasındaki anlaşmazlıkların şiddetlenerek Amerika’nın taahhütlerini daha da azaltacağı durumdur.

Bu senaryoların çok farklı sonuçları ortaya çıkabilecektir. Son bir haftadaki gelişmelere ve siyasi söylemlere bakıldığında ABD’nin Rusya ve Putin’den duyduğu memnuniyetsizlik sebebiyle Avrupa ve Ukrayna’nın pozisyonuna yaklaşmaya başladığı anlaşılmaktadır. Beyaz Saray’da gerçekleşen görüşme sonrası Trump’ın güçlü güvenlik garantileri taahhüt etmesi bu anlamda bir ilk olmuştur. Bu durum her ne kadar halihazırda somut bir mekanizma kurulmasa ve yasal bir çerçeveye bağlanmasa dahi önümüzdeki süreçte ABD’nin atacağı adımlara dair Rusya’ya karşı önemli bir mesaj olarak değerlendirilmelidir. Dolayısıyla Putin’in savaş hedeflerini maksimalist boyutta tutmayı diretmesi halinde ABD politikasının artan oranda Rusya karşıtı ve Avrupa/Ukrayna yanlısı bir boyuta dönüşmesi beklenebilir.

Diğer taraftan ABD’de “Amerika’yı Yeniden Büyük Yap” (Make America Great Again, MAGA) gibi Trump’ın oy tabanını oluşturan güçlü hareketlerin yanı sıra Başkan Yardımcısı James David Vance ve Kongredeki önemli Trump müttefiklerinin ikna edilmesi gerekecektir. Zira söz konusu kesim dış dünyaya karşı Amerikan taahhütlerinin azaltılmasını savunmakta ve yabancı savaşlara dahil olunmasına karşı derin bir antipati duymaktadır. Trump’ın tamamen Avrupa ve Ukrayna yanlısı bir pozisyon benimsemesi durumunda ise Amerikan askerlerinin cepheye gönderilmemesi ve büyük miktarda Amerikan silahının Ukrayna’ya satışının getireceği finansal kazanç gibi faktörlerle tabanını ikna etme stratejisi izlemesi beklenecektir.

Zira Zelenski yapılacak bir anlaşma kapsamında Ukrayna’nın Avrupa’nın sağlayacağı finansmanla ABD’den 90 milyar avro değerinde silah alımı yapacağını açıklaması dikkat çekicidir.

Daha önce Birleşik Krallık ve Fransa “Gönüllüler Koalisyonu” ve “Güvence Gücü” gibi fikirleri ortaya atmış ancak ABD desteği ve garantisi alınamadığı için bu hamleler anlamlı bir sonuca dönüşememiştir. Önümüzdeki süreçte barışın sağlanamadığı durumda ABD’nin bu fikre daha sıcak bakacağı ve sınırlı olsa bile bir tür güvenlik garantisi sağlayacağı anlaşılmaktadır. Gönüllüler Koalisyonu otuzdan fazla ülkeden oluşsa da Ukrayna topraklarına asker konuşlandırmak kamuoyu baskısı ve Rusya ile savaştan kaçınma dolayısıyla kolay olmayacaktır. Bu anlamda özellikle karada savaşacak yeterli sayıda asker konuşlandırılabilmesi veya muhtemel hava polisliği görevlerindeki angajman kurallarının caydırıcı şekilde sağlanabilmesi güçlü meydan okumalar olarak ortaya çıkmaktadır.

Paylaş:
İLGİLİ YAYINLAR