Türkiye'de son dönemde okullarda meydana gelen şiddet olaylarının niteliği ve yoğunluğu dikkat çekici bir biçimde artmaktadır. Özellikle öğrencilerin ateşli silah kullanarak diğer öğrencilere zarar verdiği, yaralanma ve ölümle sonuçlanan vakalar, eğitim ortamlarının güvenliği ve öğrencilerin psikososyal iyilik hali açısından ciddi bir kırılma noktasına işaret etmektedir. Bu tür olaylar münferit bireysel davranışlar olarak değerlendirilmekten ziyade öğrencilerin maruz kaldığı çok boyutlu sosyal, ailesel ve çevresel risklerin kesişiminde ortaya çıkan yapısal sorunların bir yansıması olarak ele alınmalıdır.
Bu noktada okulların yalnızca akademik bilgi aktaran kurumlar değil aynı zamanda çocukların korunmasına yönelik erken uyarı ve müdahale mekanizmalarının önemli bir bileşeni olarak değerlendirilmesi de gerekmektedir. Çocuk koruma perspektifi, çocukların fiziksel, duygusal ve sosyal açılardan güvenli bir ortamda gelişimini desteklemeyi hedeflemekte; ihmal, istismar, şiddet ve sosyal dışlanma gibi risklerin erken tespitini önceliklendirmektedir. Okul ortamları, çocukların günlük yaşamlarının büyük bir bölümünü geçirdiği alanlar olması nedeniyle bu risklerin görünür hale geldiği ve müdahale edilebildiği en kritik kurumsal bağlamlardan biridir.
