Son yıllarda küresel rekabetin seyri, ülkelerin teknoloji ve bilgi üretimi kapasitesiyle yeniden şekillenmektedir. Gelişmiş ekonomiler, sürdürülebilir kalkınmayı sağlamak amacıyla teknoloji ve inovasyon faaliyetlerine büyük önem vermektedir. Bu bağlamda, Türkiye'nin teknoloji yarışındaki mevcut konumu, gelecek dönem politikalarının doğru belirlenmesi açısından kritik önem taşımaktadır.
Seçili Ülkelerin Teknoloji Göstergeleri Karşılaştırması
Bir ülkenin teknolojik potansiyelini yansıtan en temel göstergelerden biri araştırma ve geliştirme (Ar-Ge) harcamalarının milli gelirdeki payıdır. Türkiye'de 2002 yılında %0,5 düzeyinde olan bu oran, istikrarlı bir artışla 2023 itibarıyla %1,42'ye yükselmiştir. Ancak gelişmiş ekonomilerle aradaki fark hâlâ belirgindir: Aynı oran Güney Kore'de %4,94, ABD'de %3,45, Almanya'da ise %3,15 seviyesindedir. Benzer bir tablo araştırmacı kapasitesinde de görülmektedir. Türkiye'de milyon kişi başına düşen araştırmacı sayısı 22 yılda 360’tan 2645'e yükselmiş olsa da, bu rakam Güney Kore'de 9472'ye, Almanya'da 5926'ya, ABD’de ise 4937'ye ulaşmaktadır.
Teknoloji üretiminin sürdürülebilirliği, büyük ölçüde nitelikli insan gücünün doğru alanlarda yetiştirilmesine bağlıdır. Bu bakımdan, fen, teknoloji, mühendislik ve matematik (STEM) alanlarından mezun olanların toplam üniversite mezunları içindeki payı önemli bir göstergedir. Türkiye'de 2013 yılında %21'in üzerinde seyreden bu oran, sonraki yıllarda dalgalı bir seyir izlemiş ve 2024 itibarıyla %18,3 seviyesine gerilemiştir. Buna karşılık Almanya'da %35,8, Güney Kore'de yüzde 31,1, Romanya'da ise %29,2 seviyelerindeki yüksek oranlar dikkat çekmektedir.
Türkiye Teknoloji Göstergelerinin Yıllara Göre Değişimi
Ülkelerin sanayi kapasitesi ile ürettikleri ürünlerin teknoloji düzeyi arasındaki ilişki, ekonomik büyümenin niteliğini belirleyen temel unsurlardan biridir. Türkiye, Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYH) içinde %17'lik imalat sanayi payıyla küçümsenemeyecek bir üretim gücüne sahiptir; bu oran Almanya (%18) ve Polonya (%15) ile de benzerlik göstermektedir. Ne var ki imalat sanayi ihracatında yüksek teknolojili ürünlerin payına bakıldığında tablo iç açıcı değildir. Çin %26, ABD %24 ve Macaristan %23 oranında yüksek teknolojili ürün ihraç etmektedir. Türkiye'de bu oran yıllar içinde artarak %5 seviyesine ulaşmış olsa da, diğer ülkelere kıyasla üretimin katma değer bakımından oldukça yetersiz kaldığını göstermektedir.
Son yirmi yıllık dönem değerlendirildiğinde, Türkiye'nin Ar-Ge bütçesi ve araştırmacı sayısı bakımından kayda değer bir ivme yakaladığı açıktır. Bununla birlikte, küresel teknoloji rekabetinin hız kazandığı bir dönemde bu ilerlemenin, gelişmiş ülkelerle aradaki farkı kapatmaya henüz yetmediği görülmektedir. Mevcut sanayi altyapısının yüksek teknolojili üretime evrilmesi, inovasyon ekosisteminin güçlendirilmesi ve eğitim sisteminin STEM odaklı bir yapıya kavuşturulması, öncelikli politika alanları olarak öne çıkmaktadır.
