5 Ekim 2025’te Suriye’de milletvekili seçimleri yapılmıştır. İlk mebus gönderme hadisesinin 1877’de gerçekleştiği Suriye’de siyasal temsilin Fransız mandası, bağımsızlık sonrası ve Baas dönemleri olmak üzere önemli durakları vardır. Ancak Suriye’de meclisin ve siyasal temsilin tarihsel analizini yapmak başka bir yazının konusudur. Bu yazıda geçiş dönemi Halk Meclisinin yapısı, seçim süreci ve Meclisin sosyolojik ve siyasal bileşimi ele alınmaktadır.
Tarihsel bir arka plan sunması açısından Baas dönemindeki Meclisin rolüne kısaca değinmek faydalı olacaktır. Baas Partisi 1963’te iktidarı devraldığında siyasal hayat Devrim Komuta Konseyi tarafından çıkarılan askeri kararnamelerle yönetilmeye devam etmiştir. 1973 Anayasası ile kurulan Halk Meclisi ise cumhurbaşkanı tarafından çıkarılan kanun hükmünde kararnamelerin Meclisin çıkardığı kanunlardan daha fazla olması nedeniyle yasama, yürütmenin tahakkümü altında kalmıştır. Bundan hareketle Meclis bu dönemin tamamında yasama vazifesini gerektiği gibi icra edememiş ve hükümet üzerinde etkili bir denetim mekanizması kuramamıştır.
2012 Anayasası da aynı çizgiyi sürdürmüş, Meclis cumhurbaşkanının kararnamelerini onaylayan bir organ olarak kalmış ve denetim işlevi fiilen ortadan kalkmıştır. Bu nedenle siyasal hayatta Meclisin herhangi bir rolünün olmadığı söylenebilir.
Geçiş Döneminde Siyasal Temsilin Yapısı
8 Aralık 2024’te Beşar Esed devrildi. Askeri grupların katılımıyla 29 Ocak 2025’te düzenlenen Zafer Konferansı’nda Ahmet Şara geçiş dönemi cumhurbaşkanı olarak atandı, Anayasa askıya alındı, Meclis feshedildi ve cumhurbaşkanına Meclis üyelerinin tamamını tayin etme yetkisi verildi.
13 Mart 2025’te ise Suriye muhalefetinin muteber simalarından ve anayasa hukukçusu Dr. Abdulhamid Awak başkanlığında geçiş sürecini tanzim eden ve 5 yıl yürürlükte kalması planlanan Anayasa Bildirgesi ilan edildi. Bildirgenin 24-30. maddeleri kuvvetler ayrılığı ilkesinden hareketle yasama yetkisini Meclise hasrederek Meclisin yapısı, fonksiyonları ve işleyişini bir çerçeveye bağladı.
Zafer Konferansı’nda cumhurbaşkanına verilen Meclis üyelerini tamamen tayin etme yetkisine karşılık Anayasa Bildirgesi bu yetkiyi sınırlayarak üyelerin üçte birinin doğrudan tayin edilmesini ve üçte ikisinin ise seçim yoluyla belirlenmesini kararlaştırdı. Ayrıca Meclise kanun çıkarma, kanunları yürürlükten kaldırma, uluslararası anlaşmaları ve genel bütçeyi onaylama, genel af çıkarma ve vekillerin dokunulmazlığını kaldırma gibi temel görevler verildi. Buna karşın kuvvetler ayrılığı ilkesinin mutlak şekilde uygulandığı bir siyasal sistem benimsendiği için Meclise hükümet üzerinde herhangi bir denetim yetkisi verilmediği vurgulanmalıdır.
Halk Meclisi Seçimleri: Yüksek Kurul ve Düzenleme Mekanizmaları
Anayasa Bildirgesi’nde seçimlerle ilgili çizilen esas çerçeveden hareketle yayımlanan 143 nolu cumhurbaşkanı kararnamesiyle Meclisteki vekil sayısının 210 olduğu belirtilmiştir. Buna dayanarak 13 Haziran 2025’te cumhurbaşkanı üçte ikisinin halk tarafından seçileceği vekil adaylarının belirlenmesini ve seçim sürecinin kanuni çerçeve kapsamında sevk ve idaresini sağlamak amacıyla 11 kişiden oluşan Halk Meclisi Seçimleri Yüksek Kurulunu oluşturarak üyelerini doğrudan atadı.
Yüksek Kurul; Suriye Muhalif ve Devrimci Güçler Ulusal Koalisyonu başkanlığını yürütmüş Enes Abde, Suriye Müzakere Komisyonu Başkanı Bedir Camus, muhafazakar Kürt kimliğiyle tanınan Muhammed Veli, Türkmen kökenli İmad Yakup Berk, İsmaili Lara Şehr Ayzuki ve Hristiyan Newwar Necme gibi toplumun farklı siyasal kırılımlarını ve kimliklerini belirli ölçüde temsil eden isimleri bir araya getirmiştir.
Adaylık ve seçim süreçlerini yönetmek amacıyla Yüksek Kurula bağlı olarak her ilde, nüfusa göre sayısı değişen ve seçim bölgeleriyle orantılı 60 alt kurul oluşturuldu. Yüksek Kurul, alt kurulları belirlemeden önce Suriye genelinde halka açık toplantılar düzenleyerek hem seçim sistemini halka anlatmayı hem de halktan gelen talepleri dikkate alarak bazı kararlarını revize etmeyi hedefledi. Alt kurullar ise vekilleri seçecek Seçici Kurulu (seçmenleri) belirledi.
Alt kurullar, belirlenmiş 17 şart doğrultusunda oluşturuldu. Bu şartlar ana hatlarıyla 2011 öncesinde vatandaş olmayı; 2011 sonrasında siyasal hayatta yer almamış olmayı; ikamet, yaş ve eğitim koşullarını; üst düzey pozisyonlarda görev almamayı ve terörle herhangi bir iltisakının bulunmamasını kapsamaktadır.
Seçici Kurul üyeleri için de belirtilen şartların büyük çoğunluğu arandı. Bununla birlikte Seçici Kurulda görev alan bir üyenin Alt Kurul veya Üst Kurul gibi diğer kurullarda görev yapmaması koşulu getirildi. Ayrıca alt kurullardan farklı olarak üyeler iki kategoriye ayrıldı: yüzde 70’i üniversite mezunları ve yüzde 30’u ise toplumun ileri gelenleri arasından seçildi.
Toplamda 14 ilden seçilecek 140 vekil için azami 7 bin seçmen öngörüldü. Buna göre Seçici Kurulda yer alan üyeler isterlerse vekil adayı olabilir ve seçim kampanyası süresince diğer seçmenleri ikna etmek amacıyla faaliyet yürütebilirdi. Seçici Kuruldaki üyeler seçmen bölgelerindeki vekil sayısıyla orantılı bir şekilde dağıtıldı.
Ancak süreç içerisinde toplam 21 sandalyeye sahip Haseke, Rakka, Süveyda ve Halep’e bağlı Ayn el-Arab ilçelerinde mevcut koşullar dikkate alınarak seçimlerin güvenli bir şekilde gerçekleştirilebileceği bir zamana kadar ertelenmesine karar verildi. 5 Ekim 2025 itibarıyla uluslararası basın mensupları ve diplomatik gözlemcilerin huzurunda seçimler büyük ölçüde sorunsuz gerçekleştirildi ve 119 vekil seçildi. Kısa süre zarfında cumhurbaşkanının atayacağı 70 kişiyle birlikte Meclisteki esas dağılım büyük ölçüde ortaya çıkmış olacaktır.
Meclisin Sosyolojik ve Siyasal Görünümü
Meclisin fotoğrafını çekebilmek amacıyla seçilen 119 vekil; ideolojik eğilim, Heyet Tahriru’ş-Şam’a (HTŞ) mensup olma durumu, etnik-mezhepsel dağılım, cinsiyet ve meslek gibi kriterler dikkate alınarak değerlendirmeye tabi tutulmuştur. Tespitler saha kaynaklarının da katkısıyla kısa sürede derlendiğinden olası hata payı dikkate alınmalıdır.
Milletvekillerinin ideolojik yönelimleri, temel ve kapsayıcı bir çerçevede muhafazakar ve liberal olmak üzere iki kategoriye ayrılabilir. Burada “muhafazakar” çatı kavramı bünyesinde selefilik, İhvan ve sufilik gibi farklı İslami hareketlere mensup kişileri içerirken “liberal” kavramı ise liberalizm ve sekülerizmin çeşitli kırılımlarına ait kişileri kapsamaktadır. Bu çerçevede Meclisteki vekillerin 17’si liberal, geri kalanı muhafazakar olarak sınıflandırılabilir. Muhafazakar çatı altında yer alan vekillerin büyük çoğunluğunun mutedil bir İslami anlayışa sahip olduğu söylenebilir.
Grup aidiyeti bağlamında Meclisteki vekillerin yalnızca 9’unun HTŞ’ye mensup olduğu değerlendirilmiştir. Geriye kalan vekillerin büyük çoğunluğu ise Suriye’de farklı toplumsal kümelenmelerde ve Suriye muhalefetinin çeşitli fraksiyonlarında yer almış kişilerden meydana gelmektedir.
Etnik dağılıma bakıldığında vekillerin 111’i Arap, 4’ü Türkmen ve 4’ü Kürttür. Bununla birlikte Humus gibi etnik köken açısından gri alanların bulunduğu şehirlerde Waddah Necip Recep gibi bazı vekillerin Türkmen kökenli olduğuna dair söylemler bulunmasına rağmen burada yaygın kabul esas alınmıştır.
Dini-mezhepsel dağılım açısından Mecliste 113 Sünni, 2 İsmaili, 3 Alevi ve 1 Hristiyan vekil yer almaktadır. Seçimleri ertelenen üç vilayette seçimlerin gerçekleştirilmesi halinde Haseke’de Hristiyanların ve Süveyda’da Dürzilerin sandalye kazanması öngörülebilir.
Cinsiyet dağılımına göre 119 vekilin 6’sı kadındır; bu da yaklaşık olarak yüzde 5,04’e tekabül etmektedir. Modern Suriye tarihinde Meclisteki kadın temsilinin en yüksek oranı yüzde 13,2 olup 1970’ten bu yana ortalama temsil oranı ise yüzde 8,57 olarak kaydedilmiştir.
Meslek dağılımında ise sürpriz bir durum gözlenmemektedir. Meclis, daimi anayasayı yazma gibi kurucu bir fonksiyon icra edeceğinden seçici kurullara konulan yüzde 70’lik üniversite mezuniyeti kriteri paralelinde tahsillilerin Meclisin yüzde 83’ünden fazlasını oluşturduğu ve geri kalan vekillerin toplumun ileri gelenlerinden meydana geldiği söylenebilir. Üniversite mezunları arasında doktorlar, hukukçular ve mühendisler öne çıkmakta olup her bir meslek grubu oransal olarak yüzde 15 ve üzerindedir.
Genel Değerlendirme
Uygulamadan anlaşılacağı üzere Meclis seçimleri doğrudan halkın tamamının katıldığı bir seçim yerine dolaylı bir yöntemle gerçekleştirilmiştir. Seçimin dolaylı yöntemle gerçekleştirilmesi ve Meclisteki vekillerin üçte birinin cumhurbaşkanı tarafından atanması sahadaki mevcut koşullardan bağımsız olarak değerlendirilemez. Suriye’de nüfusun yaklaşık yarısı zorunlu olarak yerinden edilmiş ve pek çok bölgesi ağır yıkımlar sonucunda insansız hale gelmiştir. Ayrıca on dört yıllık süre zarfında fiilen dört parçaya bölünen ülkede bu bölünme nedeniyle nüfus kayıtlarında sorunlar ve kimlik uygulamalarında farklılıklar ortaya çıkmıştır. Yerinden edilme ve yaşanan sosyoekonomik statü kaybı, 1960’lardan bu yana siyasi partiler bağlamında örgütlenme imkanının kısıtlı olması ve günümüzde de siyasi partilerin faaliyet yürütmesi için uygun bir zeminin bulunmaması ayrıca vurgulanmaya değerdir. Dolaylı seçim ve belirli bir oranın atama yoluyla gerçekleştirilmesi bu mücbir sebeplerin bir sonucu olarak değerlendirilebilir. Cumhurbaşkanının doğrudan vekil atama yetkisi ise temsil hakkı kazanamayanların dezavantajlı durumunu gidermeye matuftur. Peki, dolaylı seçim uygulaması, iktidarı elinde bulunduran grup olan HTŞ’nin Meclisteki etkisini artıran bir mekanizma olarak işlev görmüş müdür?
Bu yazıda ana hatlarıyla ortaya koyulan Meclis değerlendirmesi, seçim sonuçlarının HTŞ’nin grup olarak Meclis üzerinde belirleyici bir etki kuramadığını; muhafazakar vekillerin ise farklı İslami hareketler ve çeşitli sivil toplum kuruluşlarından gelen isimlerden oluştuğunu göstermektedir. Bu tablonun yapısal ve toplumsal saikler çerçevesinde açıklanması mümkündür.
Yüksek Kurul ve ona bağlı alt kurulların oluşumunda aranan nitelikler farklı toplumsal kesimlerden kişileri bir araya getirerek çeşitliliğin sağlanmasına imkan tanımış ve bu durum önemli bir yapısal etken olarak öne çıkmıştır. Ayrıca Seçici Kurula üye olma ve dolayısıyla vekil adayı olabilme koşulunun seçim bölgesinde mukim olma şartına bağlanması, her seçim bölgesinin sahip olduğu toplumsal koşulların sonuçlara yansımasını sağlayan yapısal-toplumsal bir saik olarak değerlendirilebilir. Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı Afrin’de üç milletvekilinin de Kürt olması ve Türkmenlerin yoğun yaşadığı Halep seçim bölgelerinde Türkmenlerin seçilmesi, seçim bölgelerindeki toplumsal yansımaların bir göstergesi niteliğindedir.
Benzer durum İsmaili ve Alevi vekillerin seçildiği bölgeler için de geçerlidir. Bu çerçevede HTŞ’ye mensup vekil sayısının sınırlı kalması, onun yalnızca belirli bölgelerde nüfuz sahibi olması ve rıza ile aidiyet üretme kapasitesindeki kısıtlılıkla bağlantılı olarak değerlendirilebilir. Bununla birlikte seçim bölgeleri oluşturulurken Suriye’deki güncel durum dikkate alınmadığından toplumsal çeşitliliğin bulunduğu bölgelerde, özellikle Seçici Kurul üyelerinin bazı gruplar halinde hareket ederek sonuçları etkileyebildiği söylenebilir.
Uzun erimli gözlemlerden hareketle kimi seçim bölgelerinde Seçici Kurul üyelerinin oylarını bölmeme amacıyla grup halinde hareket etme durumu dışarıda tutulduğunda adayların seçilmesinde belirleyici olan esas toplumsal saiklerin; savaş yıllarında ve özellikle Suriye’nin kuzeyinde Suriyelilerin birbirleriyle kurduğu ilişkiler ve kümelenmeler, sivil toplum kuruluşları aracılığıyla bireylerin hayatına temas, bireysel karizma ve liyakat ile toplumsal popülerlik olduğu söylenebilir. Ayrıca mevcut siyasal konjonktür Suriyelilerin Meclisi bir tür “kurtarılmış alan” olarak algılamalarına ve özellikle sosyopolitik örgütlenme becerisine sahip İslami hareketlerin etrafında kümelenmelerine zemin hazırlamış olabilir.
Son olarak vekillerin seçilmesindeki temel itkinin geleneksel bağlamda kabilevi saiklere dayanmadığı rahatlıkla ifade edilebilir. Her ne kadar Deyrizor’da olduğu gibi sınırlı sayıda vekil bu itkiyle seçilmiş olsa da Suriye’nin yaşadığı altüst oluş sürecinde kabilevi yapılanmanın siyasal hayat üzerindeki rolünün ciddi bir dönüşüm geçirdiği bir gerçektir. Bu konu ise ayrı bir çalışmanın odağını oluşturmaktadır.

