SETA Çalıştayı Baltık-Karadeniz-Akdeniz Güvenlik Bağlantılarını Ele Aldı

SETA Çalıştayı Baltık-Karadeniz-Akdeniz Güvenlik Bağlantılarını Ele Aldı

SETA'nın çevrim içi çalıştayında Baltık, Karadeniz ve Akdeniz arasındaki güvenlik bağlantıları ele alındı.
Paylaş:

Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı (SETA) çevrim içi "Connecting NATO's Eastern and Southern Flanks: Baltic–Black Sea–Mediterranean Security" başlıklı çalıştay düzenledi.

Açılış konuşmasını Hasan Kalyoncu Üniversitesi Öğretim Üyesi ve SETA Araştırmacısı Murat Aslan'ın yaptığı, moderatörlüğünü Polonyalı uzman Karolina Olszowska'nın üstlendiği çalıştaya Türkiye, Polonya, Romanya, Ukrayna, Bulgaristan ve diğer Avrupa ülkelerinden uzmanlar katıldı.

Baltık’tan Akdeniz’e Uzanan Stratejik Koridor: Kavramsal Bir Çerçeve Arayışı

Çalıştayın ilk oturumunda Baltık Denizi, Orta Avrupa, Karadeniz ve Akdeniz arasındaki stratejik bağlantıların nasıl kavramsallaştırılması gerektiği üzerinde duruldu. İlk olarak  Romanya merkezli New Strategy Center'dan Antonia Colibasanu, Karadeniz’i Baltık Denizi ile Doğu Akdeniz arasında stratejik bir eksen noktası (geopolitical pivot) olarak tanımladı.  Bu üç deniz arasındaki güvenlik bağlantılarının Rusya’nın hibrit savaş faaliyetleri ve ekonomik altyapıları hedef alan istikrarsızlaştırıcı girişimleri nedeniyle giderek önem kazandığını belirtti. Baltık’tan Akdeniz’e uzanan yeni bir savunma ve çevreleme hattının şekillendiğini ifade etti. Askerî hareketliliği ve bölgesel güvenliği artıracak altyapı projelerinde farklı girişimlerin birbirini tamamlamasının önemine işaret etti.

Akademisyen Nihal Erkan, bölgesel güvenlik mimarisini tanımlamak için “birbiriyle örtüşen güvenlik kompleksleri” (overlapping security complexes) kavramını önerdi. Erkan’a göre Baltık, Orta Avrupa, Karadeniz ve Akdeniz ne birbirinden tamamen ayrıştırılabilir ne de tüm operasyonel özellikleriyle tek bir güvenlik sahası olarak kabul edilebilir. Rusya’nın faaliyetlerini ve çatışma gündemlerini bölgeler arasında kaydırabilme esnekliğine dikkat çeken Erkan, NATO ve Avrupa güvenlik mimarisinin bu esnekliğe karşı çok katmanlı bir yaklaşım geliştirmesi gerektiğini savundu.

Polonya merkezli Centre for Eastern Studies’den (OSW) Karol Wasilewski de Baltık ve Karadeniz güvenliğinin birbirine bağlı olduğunu belirtti. Türkiye ve Polonya’nın ekonomik ve stratejik geleceklerinin denizlerle yakından ilişkili olduğuna işaret etti. Türkiye açısından Karadeniz’deki Sakarya Gaz Sahası’nı, enerji bağlantılarını ve ticareti; Polonya açısından ise Baltık Denizi’ndeki enerji projelerini, denizüstü enerji altyapısını ve hidrojen ekonomisini örnek gösterdi. Hibrit tehditler, insansız sistemler, kritik altyapılara yönelik riskler ve Rusya’nın gölge filosunun iki ülkenin karşı karşıya olduğu ortak güvenlik meseleleri arasında yer aldığını ifade etti.

"The Opportunity" adlı enstitünün kurucusu Margo Samojedny ise Rusya’nın üç deniz arasındaki kara coğrafyasını tek bir stratejik alan olarak değerlendirdiğini belirterek Üç Deniz Girişimi’nin daha etkin kullanılmasını önerdi. Baltık ve Karadeniz ülkeleri açısından Adriyatik Denizi’ne erişimin önemini vurgulayan Samojedny, Rijeka, Koper ve Trieste limanlarını ulaştırma bağlantıları ve askerî hareketlilik bakımından örnek gösterdi.

Oturumda dile getirilen değerlendirmeler, bölgesel güvenlik bağlantılarının yalnızca ortak bir askerî tehdide dayanmadığını; deniz ticareti, enerji sistemleri, kara ve nehir ulaştırması, kritik altyapılar ve hibrit faaliyetler üzerinden de şekillendiğini ortaya koydu. Erkan’ın çok katmanlı güvenlik kompleksleri yaklaşımı ise bölgesel farklılıkların korunması gerektiğine dikkat çeken alternatif bir kavramsal çerçeve sundu.

NATO’nun Doğu ve Güney Cephelerinde Bölgesel Ortaklıklar ve Karadeniz

Çalıştayın ikinci oturumunda Türkiye ve Polonya’nın NATO’nun Doğu ve Güney kanatları arasındaki koordinasyonu güçlendirebilecek iki stratejik ülke olduğu vurgulandı, ayrıca Romanya’nın lojistik altyapısı ve bölgesel ortaklıkları ile Karadeniz’in kendine özgü hukuki ve stratejik statüsü ele alındı.

Bu kapsamda New Strategy Center'dan Tuğamiral Iuri Covaleov, Türkiye–Polonya–Romanya üçlü iş birliğinin ve mevcut stratejik ortaklık düzenlemelerinin daha etkin uygulanmasını önerdi. Polonya’yı Orta Avrupa ve NATO’nun kuzeydoğu kanadının önemli bir unsuru, Türkiye’yi Güney kanadın stratejik gücü, Romanya’yı ise bu iki alan arasında bağlantı sağlayan ülke olarak tanımladı. Mevcut iş birliği belgelerinde öngörülen hedeflerin hayata geçirilmesinin dahi uzun vadeli ve kapsamlı bir çalışma gündemi oluşturacağını ifade etti.

Wasilewski de benzer şekilde Türkiye–Polonya–Romanya istişare mekanizmasının geliştirilmesi ve Ukrayna’nın bu iş birliğine daha fazla dâhil edilmesi gerektiğini belirtti. Türkiye’nin Baltık hava polisliği faaliyetlerine katkısını ve Polonya’nın İncirlik Hava Üssü’ndeki askerî varlığını, iki bölge arasındaki güvenlik bağlarının somut göstergeleri olarak değerlendirdi.

Ukraynalı uzman Yevgeniya Gaber ise Türkiye, Polonya, Romanya ve Bulgaristan arasındaki koordinasyonun Ukrayna’yı dışarıda bırakmaması gerektiğini vurguladı. Ukrayna’nın savunma tecrübesinin, insansız sistemlere karşı geliştirdiği kabiliyetlerin ve deniz güvenliği alanındaki birikiminin bölgesel savunmaya katkı sağlayabileceğini belirtti. Avrupa güvenliğinin yalnızca Avrupa Birliği üyelerinin güvenliği olarak tanımlanmaması gerektiğini ifade eden Gaber, Türkiye, Ukrayna, Birleşik Krallık ve Norveç gibi aktörlerin daha geniş bir Avrupa savunma çerçevesinde ele alınmasını önerdi.

Türk Boğazları rejimi ve Karadeniz güvenliği konusunda Avrasya İncelemeleri Merkezi'nden (AVİM) Hazel Çağan Elbir, 1936 tarihli Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin temel uluslararası hukuki çerçeveyi oluşturduğunu ifade etti. Çağan-Elbir, Türkiye’nin 2022’de Rusya–Ukrayna savaşının başlamasının ardından Sözleşme’nin 19. maddesini uygulayarak savaşan tarafların savaş gemilerinin Boğazlardan geçişini sınırlandırmasını Montrö rejiminin bölgesel istikrara katkısına örnek gösterdi.

Moderatör Olszowska da Montrö rejiminin tarihsel ve güncel stratejik önemine işaret ederek Türkiye’nin Boğazlar üzerindeki konumunun Karadeniz güvenliği bakımından belirleyici olduğunu ifade etti.

Karadeniz’de Ortak Güvenlik: MCM Black Sea’den Ortak Strateji İhtiyacına

Çalıştayın üçüncü oturumunda MCM Black Sea (Karadeniz Mayın Karşı Tedbirleri Görev Grubu), Avrupa Güvenliği, Rusya Algısı ve Ortak Strateji İhtiyacı hakkında değerlendirmelere yer verildi.

SETA Araştırmacısı Rıfat Öncel, ABD’nin Baltık, Orta Avrupa ve Batı Balkanlar dâhil olmak üzere Avrupa güvenliğindeki belirleyiciliğinin sürdüğünü belirterek bölgesel girişimlerin NATO içindeki Amerikan faktörünü dikkate alması gerektiğini ifade etti. Buna ek olarak Öncel, silahlı kuvvetler arasındaki ilişkilerin derinleştirilmesinin ve müşterek tatbikatların birlikte çalışabilirliğe katkı sağlayacağını belirtti. Türkiye, Romanya ve Bulgaristan tarafından oluşturulan Karadeniz Mayın Karşı Tedbirleri Görev Grubu’nu (MCM Black Sea) somut bir güvenlik ihtiyacına yanıt veren başarılı bir iş birliği örneği olarak değerlendirdi.

Gaber, MCM girişiminin faydalı bir başlangıç olduğunu kabul etmekle birlikte mevcut yapının yeni ortaya çıkan tehditler karşısında yetersiz kalabileceğini ifade etti. Görev grubunun faaliyet süresinin ve operasyonel kapsamının sınırlı olduğuna dikkat çeken Gaber, deniz ticaretinin, kritik altyapıların ve kıyıdaş ülkelerin deniz alanlarının korunması için daha sürekli ve geniş kapsamlı kabiliyetlere ihtiyaç duyulduğunu vurguladı.

European Council on Foreign Relations’dan Maria Simeonova ise MCM girişiminin mevcut yapısının genişletilmesini, NATO ve AB bünyesindeki mekanizmaların daha etkin kullanılmasını ve ticaret koridorlarının korunmasına yönelik bölgesel iş birliğinin güçlendirilmesini önerdi.

Bölgesel iş birliklerine ilişkin olarak SETA Araştırmacısı Yücel Acer, büyük güçler arasında ortak bir güvenlik yaklaşımı geliştirilememesi nedeniyle bu bölgesel mekanizmaların önem kazandığını söyledi. Fakat iş birliği oluşturma noktasında  Avrupa ülkelerinin tehdit algılarının tam olarak örtüşmediğini vurguladı. Rusya’nın özellikle Doğu Avrupa ülkeleri açısından başlıca tehditlerden biri olarak görüldüğüne dikkat çekerken, Türkiye’nin ise farklı devlet kaynaklı tehditlerle de karşı karşıya bulunduğunu kaydetti.

Bu doğrultuda Aslan, ABD ile Avrupa arasındaki yaklaşım farklılıklarının ve Avrupa kurumları arasındaki koordinasyon eksikliklerinin kapsamlı bir strateji geliştirilmesini zorlaştırdığını ifade etti. Rusya'nın hedeflerinin Ukrayna ile sınırlı olmayabileceğini ve daha geniş bir nüfuz alanı oluşturma arayışı çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekerken, bu bağlamda NATO ülkelerinin Rusya'nın muhtemel hareket tarzlarını ve en kötü senaryoları analiz etmesi gerektiğini kaydetti.

Çalıştayda, Baltık, Orta Avrupa, Karadeniz ve Akdeniz arasındaki güvenlik bağlantılarının giderek önem kazandığı; bununla birlikte bu coğrafyaların farklı operasyonel ihtiyaçlarının ve hukuki koşullarının ortak güvenlik planlamasında dikkate alınması gerektiği ortaya koyuldu.

Ek olarak Türkiye–Polonya–Romanya iş birliğinin güçlendirilmesi ve Ukrayna’nın bu sürece katılımının sağlanması gerektiğinin altı çizildi. Karadeniz’in özgün hukuki ve stratejik konumu ile Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin bölgede istikrarın korunmasındaki rolü de vurgulandı.

Öte yandan çalıştayda, bölgesel iş birliği mekanizmalarının geliştirilmesi gerektiğine ve bu mekanizmaların önemine dikkat çekildi. Türkiye, Romanya ve Bulgaristan tarafından oluşturulan Karadeniz Mayın Karşı Tedbirleri Görev Grubu’nun (MCM Black Sea) da bölgesel iş birliği mekanizmalarının önemli bir örneği olduğu belirtildi.

Kapanış konuşmasında Aslan, uzmanlar arasındaki diyaloğun düzenli toplantılarla sürdürülmesini ve tartışmalardan somut politika önerileri üretilmesini teklif etti; gelecek toplantılara Körfez bölgesinden uzmanların da dâhil edilebileceğini ifade etti. Olszowska ise çalıştayın bölgesel güvenliğin farklı boyutlarını ele alacak daha kapsamlı bir uzman diyaloğu ve proje için başlangıç niteliği taşıdığını belirtti.

Paylaş:
İLGİLİ YAYINLAR