Türkiye ile Mısır arasındaki ilişkiler son yıllarda yeniden ivme kazanarak diplomatik normalleşmeden stratejik iş birliğine dönüşmüştür. Bu sürecin en dikkat çekici boyutlarından biri iki ülkenin savunma sanayii alanında geliştirdiği yakınlaşmadır. Bölgesel güvenlik dengelerindeki değişimler, dışa bağımlılığı azaltma hedefleri ve ortak üretim vizyonu, Türkiye-Mısır savunma iş birliğini hem ekonomik hem de jeopolitik açılardan önemli bir konuma taşımaktadır. Ortadoğu ve Doğu Akdeniz’de yaşanan gerilimler karşısında iki ülkenin savunma sanayii temelli yeni ortaklık arayışları sadece ikili ilişkilerin güçlenmesini değil aynı zamanda bölgesel istikrarın yeniden şekillenmesini de mümkün kılmaktadır.
Türkiye-Mısır savunma sanayii ortaklığının askeri, diplomatik ve ekonomik düzlemde bölgesel dengeleri dönüştürme potansiyelini alanında seçkin uzmanlar ayrıntılı analizleri ve yorumları ile farklı açılardan değerlendirdi.
Hazırlayan
Uzmanlar
Ahmet Alemdar
Defence Turk
Türkiye ile Mısır arasındaki savunma sanayii iş birliğinin odaklandığı alanlar hangileridir? Ortak üretim veya teknoloji transferi hangi alanlarda gündeme gelebilir? Mısır’ın yerli üretim kapasitesini artırma hedefi ile Türkiye’nin ihracat stratejisi birbirini hangi yönlerde tamamlamakta veya çelişmektedir?
Türkiye ile Mısır arasında süregelmiş çok yönlü ve tarihsel derinlikli bağlar göz önüne alındığında ikili ilişkilerin her daim güçlü olması gerekmektedir. Bilhassa iki ülkenin son dönemde normalleşme yönündeki attığı adımların yansımaları (örneğin Doğu Akdeniz’deki Türkiye-Mısır Dostluk Denizi Deniz Harekatı Özel Tatbikatı) görülmektedir. İki ülke arasındaki ilişkiler “yüksek düzeyli stratejik iş birliği” temelinde ve gelişim gösteren bir yapıya sahiptir. İki ülkenin savunma ve havacılık sanayiinde ise paralel olarak iş birliği hedefleri ve politikaları mevcuttur. Türkiye’nin bahse konu politikası kazan kazan yaklaşımıyla değerlendirilmelidir.
Sürekli bir dönüşüm içerisindeki uluslararası konjonktürde ülkelerin güvenilir tedarik kaynağı arayışı söz konusudur. Rusya-Ukrayna savaşı, İsrail’in bölge ülkelerine yönelik sistematik saldırıları ve ihlalleri ciddi güvenlik endişeleri doğurmaktadır. Ateş çemberinin içinde olan Mısır’ın hem tedarikçi hem de partner arayışı dikkat çekmektedir. Geçmiş dönemde politik faaliyetler neticesinde ABD, Rusya, Fransa ve Çin gibi oldukça farklı ekollere ait silah sistemlerini tedarik etmiş olan Mısır günümüzde yeni bir arayış içerisindedir. Bu anlamda öne çıkan ilk husus ise yerel endüstrisini geliştirme gayretidir.
Son yıllarda Kore Cumhuriyeti (Güney Kore) ile yapılan anlaşmalar Mısır’a kazanımlar sağlarken bu sürece tamamlayıcı nitelikte partner arayışı bulunmaktadır. Mısır’ın bu partner ülkeden beklentisi ise hem teknoloji ve üretim kabiliyeti olması hem de teknoloji transferine olumlu yaklaşmasıdır. Bu yönüyle ABD ve Avrupa ülkelerinin teknoloji transferine sıcak bakmadığı, Rus ve Çin sistemlerinin niteliğinin ciddi soru işaretleri taşıdığı denklemde Türkiye öne çıkmaktadır.
Büyük bir pazar ve endüstriyel potansiyele sahip olan Türkiye ile Mısır arasında ortak üretim yapma noktasında projeler söz konusudur. HAVELSAN, Mısırlı Arap Endüstrileşme Kurumu (AOI) firmasıyla bulut altı sınıftaki otonom insansız hava araçlarının (İHA) ortak üretimi için iş birliği yapmayı planlamaktadır. Mısır’ın ayrıca Türkiye’nin yeni nesil savaş uçağı KAAN projesine üretici olarak katıldığı yönünde üst düzey açıklamalar yapılmıştır.
Havacılık projelerinin yanı sıra önümüzdeki süreçte iki ülke arasında deniz sistemlerinden terörle mücadeleye kadar farklı alanlarda tedarikler ve iş birliklerinin hayata geçmesi beklenmektedir. Mısır için Türkiye’nin savunma ve havacılık sanayii tecrübesinden faydalanmak kendi savunma sanayii altyapısını modernize etme ve teknolojik olarak ileri seviyeye taşıma fırsatı doğurmaktadır. İki ülke arasındaki iş birliği alım-satım ilişkisinin ötesinde uzun vadeli stratejik ortaklığın temellerini atmaktadır. Ortak üretim ve teknoloji geliştirme, karşılıklı güveni artırarak siyasi ve diplomatik ilişkilerin daha da güçlenmesine zemin hazırlayacaktır.
Son olarak Türk savunma sanayii çözümleri ve güvenlik güçlerinin tecrübeleri bilhassa Mısır’ın terörle mücadele, sınır güvenliği ve keşif-gözetleme kabiliyetlerinde çağ atlatacak niteliktedir. Tedarik edilebilecek sistemler, Mısır ordusunun asimetrik tehditlere karşı etkinliğini artıracaktır. Ayrıca Türkiye ile tesis edilecek iş birliği ABD, Çin, Fransa ve Rusya gibi aktörlere bağımlılığını azaltarak Kahire’ye dış politikada daha bağımsız hareket etme esnekliği sağlayacaktır.
Can Acun
SETA
Türkiye ile Mısır arasındaki savunma sanayii iş birliği iki ülkenin dış politikalarında hangi stratejik ihtiyaçlardan kaynaklanmaktadır? Bu iş birliği sorunlu alanlara nasıl etki edebilir? Bölgesel krizler bu iş birliğini güçlendirebilir mi yoksa zayıflatır mı?
Türkiye ve Mısır zorlu bir coğrafyada büyük meydan okumalarla karşı karşıya olan ve aynı zamanda bölgesel güç olma iddiası taşıyan iki devlet konumundadır. Arap Baharı sonrasında yaşanan siyasi gelişmeler bağlamında iki ülke karşı karşıya gelmiş ancak bu konumlanma taraflara zarar vermiştir. Bu bağlamda hem yükselen bölgesel tehditler hem de potansiyel çıkar alanları iki ülkeyi yeniden stratejik açıdan yakınlaştıran faktörler olarak öne çıkmaktadır.
Burada özellikle İsrail’in yayılmacı ve saldırgan hareket tarzının belirleyici faktör olduğu söylenebilir. 7 Ekim’in ortaya çıkardığı yeni bölge düzeni, İsrail’in Gazze’deki soykırımı, İran ve vekil unsurlarına yönelik saldırıları ve Suriye’de bozucu bir aktör olarak konumlanışı bölgesel anlamda dengelenmesi gereken ciddi bir tehdit üretmektedir. Bu denge arayışı hem Türkiye hem de Mısır açısından stratejik öneme sahipken iki ülkenin daha fazla yakınlaşmasını da beraberinde getirmektedir. Özellikle son dönemde askeri anlamda ilişkilerin güçlenmesi, ortak tatbikatların yapılması ve savunma sanayii alanındaki yeni iş birlikleri bu perspektifle gerçekleşmektedir.
Türkiye “bölgesel sahiplenme” olarak teorize ettiği bir yaklaşım geliştirerek bölge ülkelerinin birlikte hareket ettiği ve dış bozucu etkenlerin minimize edildiği, İsrail gibi saldırgan aktörlerin ise baskılanarak bölgesel barışın inşa edildiği bir dış politika tasavvuruna sahiptir. Mısır’a yönelik makro dış politika angajmanı da bu parametreler etrafında gelişirken bölgesel bir güvenlik mimarisi arayışında Mısır’a verdiği değerin bir yansıması olarak değerlendirilebilir.
Rıfat Öncel
SETA
Ankara ile Kahire yönetimleri arasındaki savunma sanayii iş birliği Yunanistan, Fransa ve İsrail gibi Mısır’ın savunma ortakları tarafından nasıl algılanıyor?
Yunanistan, Mısır’ı Türkiye’yi yalnızlaştırma stratejisinin önemli bir sütunu olarak gördüğünden Ankara-Kahire yakınlaşmasını endişeli bir şekilde izlemektedir. Yunan karar alıcılar bunun stratejik bir değişimden ziyade İsrail’den duyulan rahatsızlık sebebiyle ortaya çıkan geçici bir birliktelik olmasını dilemektedir. 2015’ten itibaren Yunanistan’ın Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve Mısır’la birlikte düzenli olarak Medusa tatbikatlarını gerçekleştirmesi sürpriz değildir. Ancak Yunan deniz kuvvetleri komutanının İskenderiye ziyaretinden yalnızca birkaç ay sonra Türkiye-Mısır deniz tatbikatının gerçekleştirilmesi dikkat çekicidir. Atina’nın beklentilerinin aksine halihazırda ortaya çıkmakta olan tablo son on senede kurulmaya çalışılan “Yunanistan dizaynı”nın ciddi manada test edildiğini göstermektedir.
İsrail’in Mısır’la savunma ortaklığı ikili ilişkiden ziyade ABD tarafından 1978’de Camp David Sözleşmesi ile tasarlanan kurguya dayanmaktadır. Camp David’i takip eden süreçteki normalleşmeyle birlikte Amerikan finansal yardımları başlatılarak Mısır ordusunun modernizasyonuna kayda değer bir katkı verilmiştir. Bunun yanı sıra 1980’den itibaren ABD, Mısır ile büyük ölçekli bir tatbikat olan Bright Star’ı icra etmeye başlayarak bu ülkeye yönelik güçlü bir güvenlik iş birliği göstermiştir.
Dolayısıyla İsrail’in Mısır ile olan ortaklığı, Amerikan stratejisine dayanmakta ve bu strateji değişmediği müddetçe belirli bir istikrar içinde olması muhtemeldir. Ancak İsrail saldırganlığı sürdükçe bölge ülkelerinin iş birliği yapma istekleri artacağından Türkiye-Mısır ilişkilerinin daha da iyileşmesi sürpriz olmayacaktır. Kaldı ki İsrail saldırganlığı önümüzdeki aylarda dursa bile bölge devletlerinde güvensizlik algısı oluşmuştur. Halihazırda Ortadoğu’da gelecek savunma planlamalarında İsrail revizyonizminin önemli bir unsur olarak yer alacağı anlaşılmaktadır.
Diğer taraftan İsrail’in Katar’a saldırısı karşısında ABD’nin sessiz kalması, Mısır da Arap ülkelerinde Amerikan güvenlik garantilerine duyulan güveni sarsmıştır. Mısır’ın savunma tedarik ve güvenlik iş birliği çeşitlendirme politikaları da hesaba katıldığında tüm bu faktörler Türkiye-Mısır ilişkilerinde daha yakın bir iş birliği perspektifine işaret etmektedir.
Fransa özelinde bakıldığında Türkiye-Mısır ilişkilerinin jeopolitikten ziyade savunma sanayii boyutu daha fazla öne çıkacaktır. Bunun sebebi Mısır’ın dünyada en fazla sayıda Fransız uçağı işleten ülkelerden biri olmasıdır. 24 adet Rafale, 19 adet Mirage 2000 ve yaklaşık 80 adet Mirage 5s işletmesi, Mısır’ın hava sektöründe Fransa ile iş birliğinin derinliğini göstermektedir. Kaldı ki Mısır, Fransa’ya 30 adet ek Rafale siparişi vermiştir. İki ülke hava kuvvetlerinin ortak eğitim ve tatbikat faaliyetleri gerçekleştirdiği de bilinmektedir. Dolayısıyla Mısır’ın Türkiye’nin KAAN programına katılımı resmileşirse bu durum Kahire’nin savunma tedarikinde Fransa aleyhine stratejik bir yön değişikliğine işaret edecektir. ABD’nin Mısır’a silah satışı yapmaması ve Amerika’nın Düşmanlarına Yaptırımlarla Karşı Koyma Yasası (Countering America’s Adversaries Through Sanctions Act, CAATSA) endişesi nedeniyle Kahire yönetiminin Rus uçaklarını almaktan çekinmesi savaş uçağı pazarında Fransa’nın önünü açmıştır. Ancak Türkiye ile Mısır arasında oluşan olumlu ivmenin sürmesi bu hususta farklı bir stratejik değişimi ortaya çıkaracaktır.
Tunç Demirtaş
SETA
Türkiye ve Mısır arasındaki savunma sanayii iş birliği Afrika Kıtası genelinde Türk savunma sanayii için bir sıçrama tahtası olabilir mi? Bu iş birliğinin kıta dengelerine etkisi nasıl değerlendirilmeli?
Türkiye ile Mısır uzun yıllardan sonra ilişkilerini hızlıca normalleşmeden stratejik iş birliği seviyesine taşıdı. Bu süreçte dönüşümün merkezinde savunma sanayii iş birliğinin rolü ve etkisi de oldukça büyük. Nitekim yakın dönemde HAVELSAN ile Mısır Arap Endüstrileşme Kurumu (AOI) arasında imzalanan anlaşmalar, dikey iniş-kalkış yapabilen insansız hava araçları (İHA) ve İHA’ların ortak üretimini mümkün kılıyor. Ayrıca know-howı da mümkün hale getiren bu iş birliği Türkiye’nin savunma sanayii yeteneklerini Mısır üzerinden Afrika pazarına taşıma stratejisini güçlü bir şekilde yansıtıyor.
Afrika’nın en güçlü ordulardan birine sahip olan Mısır, kıtada diplomatik ve askeri etkileriyle de öne çıkıyor. Türkiye ise uzun yıllardır kıtada geliştirdiği ortaklık politikası ve iyi ilişkiler sayesinde Mısır’ı doğrudan etkileyebilecek olan Somali, Sudan ve Libya gibi kriz bölgelerinde sahada aktif varlık gösteren bir aktör.
Ankara-Kahire arasındaki savunma sanayii iş birliği iki ülkeye de karşılıklı avantajlar sağlarken Türkiye için Afrika Kıtası’nda ek bir sıçrama tahtası rolüne sahip. Bu noktada Mısır’ın KAAN projesine ilgisi iş birliğini derinleştirebilecek en önemli unsur olarak öne çıkmaktadır. Bu iş birliği Afrika’daki dengelere doğrudan yansıyacaktır. Öncelikle Sudan, Somali ve Libya gibi kriz bölgelerinde Türkiye ve Mısır’ın eş güdüm içinde hareket etmesi bölgesel istikrarı artırıcı bir rol oynayacaktır.
Türkiye’nin savunma sanayii ürünlerinin çatışma bölgelerinde etkin ve caydırıcı biçimde kullanılması kıta ülkelerinin ilgisini daha fazla artıracaktır. Böylece Türk savunma sanayii için Mısır üzerinden yeni bir pazar kapısı aralanma ihtimali söz konusu. Aynı zamanda Doğu Akdeniz’de gerçekleştirilen ortak tatbikatlar iki ülkenin yalnızca kara ve hava platformlarında değil deniz güvenliği ve kıta sahanlığı konusunda da ortak politikalar geliştirebileceğini göstermektedir.
Türkiye-Mısır iş birliği özellikle Doğu Afrika ve Kızıldeniz güvenlik mimarisi başta olmak üzere kıtadaki jeopolitik değişimlere pozitif etki edebilme potansiyeli taşıyor. Öte yandan enerji aramaları ve deniz yetki alanları konusunda da her iki tarafın çıkarlarını Doğu Akdeniz’de pekiştirme potansiyeli taşıyor. Türkiye-Mısır savunma sanayii ortaklığı yalnızca ikili ilişkilerde yeni bir sayfa açmıyor aynı zamanda Afrika’daki dengeleri etkileyebilecek stratejik bir hamle niteliği taşıyor.
Özetle iki ülkenin caydırıcı gücü ve bölgesel ağırlığının birleşmesi hem Afrika’daki kriz alanlarında iş birliğini derinleştirebilir hem de Türkiye’nin kıta genelinde savunma sanayii alanındaki varlığını güçlendirebilir.
Mohamed El Gaby
Araştırmacı
Türkiye-Mısır ilişkilerinde savunma sanayii iş birliği kalıcı bir stratejik ortaklık zemini oluşturabilir mi? Bu ortaklığın sürdürülebilirliği için hangi kurumsal mekanizmalar kurulmalı?
Son dönemde Türkiye ile Mısır arasında askeri ve savunma alanlarındaki iş birliğinde dikkat çekici bir artış yaşanmıştır. Bu gelişme iki ülke ilişkilerinde yeni bir dönemin habercisi olmakla birlikte söz konusu iş birliğinin uzun vadede kalıcı bir stratejik ortaklığa dönüşüp dönüşemeyeceği sorusunu gündeme getirmektedir. Bu bağlamda Ortadoğu’nun mevcut güvenlik ortamı, iki ülkenin iş birliğini derinleştirmesini teşvik eden temel faktörlerden biridir. Zira hem Türkiye hem de Mısır bölgede artan istikrarsızlık, vekalet savaşları ve İsrail’in yayılmacı politikaları karşısında ortak hareket etmenin zorunlu hale geldiğini fark etmiştir.
Ayrıca her iki ülkenin de geçmişte savunma sanayii alanında dışa bağımlılık deneyimi yaşaması yerli üretim ve teknolojik özerklik hedefinde benzer vizyonların oluşmasına katkı sağlamıştır. Türkiye ve Mısır bugün, bağımsız dış politika hedefleriyle uyumlu biçimde, savunma alanında kendi kendine yeterli olma yönünde ilerlemektedir. Bu ortak hedef, savunma sanayii iş birliğini iki ülke arasında kalıcı bir stratejik ortaklığın temeli haline getirme potansiyeline sahiptir.
Bununla birlikte iş birliğinin sürdürülebilirliği bazı yapısal engellerin aşılmasına bağlıdır. Bu bağlamda iki ülkenin ekonomik kapasitesi savunma projelerinin finansmanında belirleyici bir faktör olarak öne çıkmaktadır. Ayrıca ABD gibi geleneksel müttefiklerle ilişkilerde ortaya çıkabilecek gerilimler de sürecin sınırlarını belirleyebilir.
Dolayısıyla kritik soru şudur: İki ülke arasında stratejik bir ortaklık kurmak için izlenmesi gereken temel mekanizmalar nelerdir? İlk olarak askeri iş birliğinin ekonomik bir ortaklık ve uzun vadeli stratejik hedeflerle desteklenmesi gerekir. İkinci olarak her iki ülkenin önceliklerini ve ihtiyaçlarını belirlemek, çözüm bekleyen sorunları tespit etmek ve belirli konulardaki bakış açısı farklılıklarını gidermek önem taşır. Bu kapsamda bir Türkiye-Mısır Savunma Sanayii İş Birliği Konseyi kurulmalı, ortak araştırma-geliştirme (Ar-Ge) fonları oluşturulmalı ve süreci koordine edecek Yüksek Düzeyli Stratejik İş Birliği Komitesi tesis edilmelidir. Bu mekanizmalar iki ülke arasında sürdürülebilir, kurumsallaşmış ve karşılıklı güvene dayalı bir stratejik ortaklığın inşasını mümkün kılacaktır.




